ABD ve İran ortak komite kurulması konusunda anlaştı

Haziran 2026'da ABD ve İran arasındaki ilişkiler, İsviçre'de devam eden barış müzakereleri çerçevesinde gergin bir seyir izliyor. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla tetiklenen savaş ve bunun küresel petrol piyasalarındaki etkileri müzakerelerde tartışma konusu. İran’ın nükleer programı ve ABD'nin uyguladığı mali yaptırımlar, tarafların masada en çok üzerinde durduğu konular olurken, İsrail’in Lübnan’a yönelik stratejik hamleleri, görüşmelerdeki en ciddi engeli teşkil ediyor.

Katar ve Pakistan’ın arabuluculuğunda bir süredir devam eden dörtlü zirvede ABD ve İran kapsamlı bir anlaşmaya ulaşmak amacıyla önümüzdeki 60 günü kapsayan bir yol haritası üzerinde uzlaştı.

Bu kapsamda, müzakerelerin teknik ayrıntılarını ele almak ve süreci koordine etmek üzere ortak bir üst komite kurulması kararlaştırıldı. İsviçre’de yapılan görüşmelerde enerji güvenliği ve deniz ticaretinin sürekliliği de öncelikli gündem maddeleri arasında yer aldı.

Taraflar, ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamak ve olası yanlış anlamaların yeni bir krize dönüşmesini önlemek amacıyla doğrudan bir iletişim hattı kurulması konusunda da anlaşmaya vardı.

Bu adımın, küresel enerji arzının en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda risklerin azaltılmasına katkı sağlayabileceği değerlendiriliyor.Görüşmelerde ayrıca bölgesel istikrarı desteklemek amacıyla Lübnan’daki gelişmeleri yakından takip edecek ve olası gerilimlerin tırmanmasını önlemeye çalışacak özel bir mekanizmanın oluşturulması kararlaştırıldı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, söz konusu yapının anlaşmanın sahadaki uygulanabilirliğini gösterecek “ilk gerçek sınav” olacağını belirterek, tarafların yalnızca diplomatik uzlaşıya değil, aynı zamanda bölgesel krizlerin yönetimine yönelik somut adımlar atmasının önemine dikkat çekti.Küresel petrol ticaretinin şah damarı olan Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından bir tehdit unsuru olarak kullanılmasının tamamen önüne geçilmesi için Washington heyeti, deniz trafiğinin ve ticari gemilerin güvenliğinin uluslararası hukuk güvencesine alınmasını şart koşuyor.Trump yönetimi, İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesinin sınırlandırılmasını, uluslararası denetim mekanizmalarının güçlendirilmesini ve nükleer programın barışçıl amaçlarla yürütüldüğünün doğrulanmasını talep ederken, Tahran ise yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş finansal varlıklarına erişim ve enerji ihracatının önündeki engellerin kaldırılmasını müzakerelerin temel şartı olarak görüyor.

Bu nedenle taraflar arasındaki temel pazarlık, İran’ın nükleer faaliyetlerini hangi ölçüde sınırlandıracağı ve bunun karşılığında ne kadar ekonomik rahatlama elde edeceği sorusu etrafında şekilleniyor.Görüşmelerde öne çıkan mutabakat başlıkları arasında, İran’ın nükleer faaliyetlerinde belirli kısıtlamaları kabul etmesi karşılığında petrol ihracatına yönelik bazı yaptırımların gevşetilmesi bulunuyor.

Tarafların ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetim mekanizmalarının genişletilmesi ve İran’ın nükleer tesislerine ilişkin daha fazla şeffaflık sağlaması konusunda ortak bir zemin aradığı değerlendiriliyor.

Buna karşılık Tahran yönetimi, yaptırımların kaldırılmasının yalnızca geçici değil kalıcı güvencelerle desteklenmesini ve gelecekte olası siyasi değişimlerin anlaşmayı bozmayacak şekilde düzenlenmesini talep ediyor.İran açısından yaptırımların kaldırılması, ülkenin küresel ekonomiye yeniden entegre olması anlamına geliyor.

Tahran, petrol ihracatını artırarak milyarlarca dolarlık ek gelir elde etmeyi, 100 milyar doları aştığı tahmin edilen yurt dışında dondurulmuş varlıklarına erişmeyi ve uluslararası finans sistemine yeniden bağlanmayı hedefliyor. İran tarafı ayrıca Çin ve Hindistan gibi dev alıcılara yönelik ABD'nin tek taraflı ikincil yaptırımlarının kaldırılması ve Tahran'ın günlük petrol ihracatını yeniden yaptırım öncesi seviyelerin üzerine çıkarma garantisi de bekliyor.

Küresel ölçekte ise İran petrolünün yeniden piyasalara dönmesi enerji arzını artırarak petrol fiyatları ve enflasyon üzerindeki baskıyı azaltabilecek önemli bir gelişme olarak görülüyor.ABD ile İran arasında varılan mutabakat, tarafların uzun süredir devam eden gerilimi azaltma konusunda ortak bir irade ortaya koyduğunu gösterse de kalıcı bir anlaşmanın önünde halen bazı engeller bulunuyor.

Taraflar arasındaki güven eksikliği, İsrail’in saldırganlığı ve bölgesel krizlerin seyri sürecin en kırılgan noktalarını oluşturuyor.

Buna karşın Washington’un enerji piyasalarında istikrar arayışı ile Tahran’ın yaptırımların kaldırılması ve ekonomik normalleşme hedefi, müzakerelerin devam etmesini sağlayan temel motivasyonlar olarak öne çıkıyor.

Kalıcı bir anlaşmanın mümkün olup olmayacağı ise önümüzdeki 60 günlük yol haritasının nasıl uygulanacağına ve bölgesel krizlerin kontrol altında tutulup tutulamayacağına bağlı olacak.Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

İLGİLİ HABERLER