Doğu Türkistan’ın Mandelası İlham Tohti Kimdir?

Uygur halkının yaşadığı hak ihlallerini şiddetten uzak, hukuk ve diyalog temelinde dünyaya anlatan akademisyen ve barış savunucusu İlham Tohti, 2014’ten bu yana Çin’de hapiste tutuluyor. Tohti’nin yaşam öyküsü ve maruz kaldığı hukuksuzluk, küresel kamuoyuna insan hakları konusunda ertelenemez bir sorumluluk hatırlatıyor.

Uygur bilim insanı ve yazar İlham Tohti, 2014 yılından beri Çin’de hapis. Çin’in Müslüman Uygurlara yönelik politikalarını eleştirdiği gerekçesiyle Eylül 2014’te “ayrımcılık” suçundan hapse atılan Tohti’nin biyografisi, adaletsizlik ve soykırımla mücadele konusunda tüm dünyaya ibret niteliğinde. Peki İlham Tohti kim? Ve Çin onu hangi ithamlarla özgürlüğünden yoksun bırakıyor?

Bir Akademisyen Olarak İlham Tohti
İlham Tohti, 25 Ekim 1969 tarihinde, Doğu Türkistan’daki Atuş şehrinde Mahmud Tiernan Tohti ve Burhanduht Meryem Ehlin Tohti çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Tohti, henüz iki yaşındayken babası Çin Halk Cumhuriyeti tarafından katledildi. Halkı uğruna verdiği mücadele ruhu, entelektüel babasından ona geçen bir vasiyetti.

İlham Tohti, Kuzeydoğu Normal Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamladı. Çin Milliyetler Üniversitesi’nde ekonomi alanında uzmanlık yapan Tohti, yine aynı üniversitenin bünyesinde profesör olarak çalıştı. Akademisyen sıfatıyla özellikle Çin’in batı bölgelerinin kalkınması, etnik gerilimin ekonomik anatomisi, kalkınma projelerinin ve zorunlu göçlerin kimlere fayda sağladığı ile ilgili çalışmalarda bulundu.

Anadili olan Uygur Türkçesi dışında Çince, İngilizce, Rusça, Korece, Urduca ve Japonca dâhil olmak üzere birçok yabancı dili iyi düzeyde bilen ekonomist Tohti, evli ve üç çocuk babasıydı.

Çin Anayasası’nda yer alan etnik eşitlik, ana dili kullanma ve geliştirme, kültürel kimliği koruma, din özgürlüğü ve özerk yönetim gibi haklara açıkça atıf yapan İlham Tohti, Uygur halkının bu maddelerden doğan meşru taleplerini kamuoyuna net biçimde duyurdu. Tohti, Uygurların yaşadığı sorunların dile getirilmesinin birer “tehdit” ya da “suç” olarak görülmesi yerine, anayasal haklar temelinde ele alınmasını ve çözümün hukuk, adalet ve diyalog üzerinden kurulmasını savunuyordu.

Doğu Türkistan’da Uygurların kimliklerinin yok edilmesini hedefleyen politikalar son hızıyla uygulanırken Tohti 90’lı yıllardan beri Uygurların tarihi ile ilgili yazılar yayınlıyordu. Tohti bu yazılarda fikirlerini siyasi ideolojik sloganlara değil; ekonomi, kalkınma ve toplumsal uyumun somut dinamiklerine dayandırıyordu.

Doğu Türkistan’da Yükselen Baskı Politikası
Doğu Türkistan’daki güvenlik ve gözetim mimarisi, özellikle 2009 yılında Urumçi’de Uygurlar ile Han Çinlileri arasındaki şiddetli çatışmalardan sonra daha da sertleştirildi. Çin devleti, muhalif ya da ayrılıkçı olarak nitelendirdiği Uygurlara yönelik infazlar, tutuklamalar ve uzun süreli hapis cezaları uygulamaya başladı. Böylece Uygurlara yönelik asimilasyon, baskı ve soykırım politikası, çok katmanlı bir baskı düzenine dönüştü.

Çin’in Uygur Türkçesinin eğitim ve kamusal alandaki görünürlüğünü azaltması, kültürel gelenekleri ve dinî hayatı sıkı denetime alınması, Uygur kimliğinin gündelik yaşamdan adım adım silinmesine yol açtı. O dönem Çin Devlet Başkanı Xi Jinping döneminde, 2013’ün sonlarında başlatılan “Yeni İpek Yolu” girişimiyle birlikte Doğu Türkistan’da “istikrar” ve “Uygur meselesi” çok daha yüksek bir öncelik kazandı. Bölgenin zengin doğal kaynakları nedeniyle Çin’in Doğu Türkistan’a bakışını daha jeostratejik bir önemle şekillendirmesine yol açtı. Bu da, Çin’in Doğu Türkistan’ı ne pahasına olursa olsun sert bir kontrol altına alması yönündeki politikalarını doğurdu. Tüm bunlar Doğu Türkistan’ı, Uygurların kimliklerini korumaya dair iradesini kırmayı hedefleyen bir baskı ve işkence kampına dönüştürdü.

Nitekim Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü’nün (ASPI) 12 Mayıs 2021 tarihinde yayınladığı Family De-planning raporu, bu politikaların, yerli nüfusun doğum oranlarında sert düşüşe işaret ettiğini ortaya koyacaktı. Ayrıca kamp ve gözaltı sistemleri içinde Uygurlara yönelik cinsel şiddet ve tecavüz gibi ağır suçlar da bu raporda yer alacaktı.

2009 Yılında İlham Tohti’nin Göz Altına Alınması
2008 yılına gelindiğinde, olimpiyatlar öncesinde Çin hükümeti, “terörizm, ayrılıkçılık ve dinî aşırıcılık” suçlamalarıyla binlerce Uygur’un keyfî biçimde gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla sonuçlanan sert önlemler aldı. Öyle ki Sincan Uygur Özerk Bölgesi Parti Komitesi Sekreteri Wang Lequan, 14 Ağustos 2008’de Uygur “ayrılıkçılığına” karşı “ölüm kalım mücadelesi” çağrısında bulundu. Yerel yetkililer Uygurların dinî ibadetlerine yönelik sıkı denetimler uygulamaya devam etti ve tüm devlet memurları ile 18 yaş altındaki çocukların camilerde ibadet etmesini yasakladılar.

İlham Tohti, tüm bu türbülanslı zamanların arifesinde, öğrencileriyle birlikte uighurbiz.net (Uygur Online) isimli internet sitesinde yazılar yayınlıyordu. Bu sitede Doğu Türkistan’da Uygurların sosyal ve ekonomik sorunlarını, Uygurlar ile Han Çinlileri arasındaki gerilimi besleyen yapısal nedenleri ele alan İlham Tohti, yayımladığı yazılarla yalnızca Uygur toplumunda değil, Çinli aydın ve akademisyenler arasında da dikkat çeken ve bu kesimlerden destek gören bir isim hâline geldi.

Ancak bu görünürlük, Tohti’nin üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Uygur toplumunda potansiyel bir lider olarak öne çıkan Tohti’yi kendisine yönelik bir tehdit olarak algılayan Çin yönetimi, onu önce ev hapsi benzeri yöntemler ve çeşitli kısıtlamalarla susturmaya, kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya çalıştı. Bu girişimler sonuç vermeyince Tohti’yi susturulması gereken bir aktivist olarak kadrajına aldı.

8 Temmuz 2009 tarihinde bir gece yarısı İlham Tohti, Çin kuvvetleri tarafından göz altına alındı. Tohti’nin 5 Temmuz’da Doğu Türkistan’daki Uygurların Çin yetkililerine karşı ayaklanmasını teşvik ettiği iddia ediliyordu. 5 ila 7 Temmuz 2009 tarihleri arasında Uighur Online platformunda yayınladığı haber ve blog yazıları da bu sözde ayaklanmaya “delil” olarak görülüyordu. Nitekim 5 Temmuz’da Urumçi’de yaşanan olayların ardından İlham Tohti’nin Uighur Online’daki tüm yazıları da silindi.

Tohti için bu ilk gözaltı değildi. Daha önce de Tohti, Mart 2009’da Fransa’ya yaptığı seyahatin ardından göz altına alınıp sorgulanmıştı. Zira Tohti, bu seyahat esnasında medyaya yansıyan röportajlarında Çin’in Uygurlara yönelik politikalarını eleştiren ifadeler kullanmıştı.

Daha sonra Tohti gözaltından salıverildi. Fakat Uygurların meselelerini anlatmaktan vazgeçmedi.

2014 Yılında Tohti’nin Kaçırılması ve Hapsi
İlham Tohti’ye ve Uygur meselesine dair eleştirilerini yükselten seslere yönelik susturma politikası, 2014’te bir kırılma noktasına ulaştı. Tohti, 15 Ocak 2014’te Pekin’deki aile evine düzenlenen baskınla, çocuklarının gözleri önünde gözaltına alındı. Bilgisayarlarına, cep telefonlarına, pasaportlarına ve mesleki evraklarına el konuldu. Ardından aylarca dış dünyadan koparılarak tecrit altında tutuldu; ailesi ve avukatlarıyla görüşmesi engellendi.

Ocak’taki bu kaçırılmanın ardından, özgürlük mücadelesini toplumsal uzlaşmaya ve diyaloğa dayandıran Tohti, 25 Şubat 2014’te “bölücülük” suçlamasıyla resmen tutuklandı. Üniversitedeki dersleri ve Uighurbiz.net’te yayımlanan yazıları gerekçe gösterilerek aynı suçlama kapsamında 30 Temmuz 2014’te ise resmî olarak yargılanmaya başladı.

Yargı süreci, 23 Eylül 2014’te Urumçi’de halka kapalı yürütülen iki günlük tartışmalı bir duruşmanın ardından mahkemenin Tohti’yi suçlu bularak müebbet hapis cezasına çarptırması ve tüm malvarlığına el konulmasına karar vermesiyle sonuçlandı. İlham Tohti’nin temyiz başvurusu da reddedilerek ceza onaylandı.

Bir Akademisyenin Halk Kahramanına DönüşüBarışı destekleyen tanınmış bir ekonomi profesörünün haksız şekilde müebbet hapse mahkûm edilmesi sonrasında, uluslararası toplumdan kınama açıklamaları geldi. AB, müebbet kararını “tamamen haksız” bulduğunu duyurarak Tohti’nin serbest bırakılmasını istedi. ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray düzeyinde Tohti’ye müebbet hapis kararını “derin endişe verici” olarak niteledi ve salıverilmesi çağrısı yaptı.

Almanya da karara ilişkin eleştirel bir açıklama yayımlayan ülkeler arasında yer aldı. Ancak bu uluslararası tepki, güçlü bir siyasi yankı oluştursa da Çin’in politikasında somut bir yaptırıma dönüşmedi. Açıklamalar küresel bir kınama dalgasının ötesine geçemedi. Tohti 2014 yılından beri, Doğu Türkistan’daki 1 numaralı cezaevinde hapis tutuluyor.

İlham Tohti’nin düşünce ve ifade özgürlüğü mücadelesi Avrupa Parlamentosu tarafından 2019 yılında Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’ne layık görüldü. Bu ödül töreninde babası adına konuşan Tohti’nin kızı Jewher İlham, yaptığı konuşmada babasının, bir sorunla karşılaştığında onun mutlaka çözülmesi gerektiğine inanan bir insan olduğunu vurguladı.

Jewher İlham, Çin yönetiminin Uygurları “aşırılık” etiketiyle damgalayarak ağır bir baskı düzeni kurduğunu anlatırken kullanılan bu dile açıkça itiraz etti: “Ben bu söyleme kanmayacağım, siz de kanmamalısınız.” Çin’in baskı ve yıldırma politikasından korktuğunu söyleyen İlham, “Korkuyorum ama devam ediyorum. Çünkü babam da korkusunu aşıp, bedeli ne olursa olsun çözüm için çalışırdı.” ifadelerinde bulundu.

Doğu Türkistan’ın Mandelası Olarak İlham Tohti
İlham Tohti, 2019 yılından beri Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen isimler arasında yer alıyor. Onun adının bu tür uluslararası platformlarda anılması, Uygur halkının yaşadığı sorunların dünya kamuoyunda daha fazla duyulması için önemli bir fırsat olsa da, karşılaştığı adaletsiz tutuklama gerçeğini değiştirmiyor.

Uygur halkı için İlham Tohti, yalnızca bir akademisyen değil; hak arayışını şiddetten uzak, diyalog ve adalet temelli bir dille savunan düşünce insanı. Tohti, Uygurların sosyal ve ekonomik sorunlarını kalkınma, eşitlik ve birlikte yaşama perspektifiyle ele almış; Uygurlar ile Han Çinlileri arasında gerilimi büyüten nedenlerin çözümünün baskı değil, hukuk ve uzlaşma olduğunu vurgulamış bir aktivist. Bu yüzden birçok Uygur onu, halkının sesi olan ve bedel ödemeyi göze alan bir vicdan sembolü olarak görüyor.

Uygurların Mandelası olarak görülen İlham Tohti, 2014 yılından beri siyasi bir tutuklu olarak hâlâ demir parmaklıkların arkasında. Tohti’ye yöneltilen haksız suçlamaları, hukuksuz yargılamayı ve Çin yönetiminin Uygurlara yönelik baskı politikalarını uluslararası platformlarda gündeme getirerek dünya kamuoyunun dikkatine sunan İlham Tohti İnisiyatifi’nin kurucusu Enver Can, onun hakkında şu ifadelerde bulunuyor: “50 yıl Avrupa’da yaşamış ve Uygur meselesinin savunuculuğunu yapmış birisi olarak ben İlham Tohti ile hiç buluşmadım. Ama o benim için çok cesur ve önemli bir insan. Çünkü o, çok korkunç bir zamanda, dünyanın bilmediği bir konuda, Uygur halkının hakları konusunda dünyayı bilgilendirmeye çalıştı. Bu haklar, Çin Anayasası’nda da yer alan ama hiç uygulanmayan haklardı. İlham Tohti, bir akademisyen ve entelektüel olarak bu problemleri Çin’e ve özgür demokratik dünyaya aktardı.”

İlham Tohti’nin hikâyesi, adalet ve birlikte yaşama fikrinin susturulmak istendiği baskıcı bağlamları yeniden gözler önüne seriyor. Tohti’nin savunduğu diyalog, hukuk ve toplumsal uzlaşı çağrısı, onu hapiste tutan duvarların ötesine geçerek hür bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Bugün İlham Tohti’nin adı, Uygur halkının hak arayışını dünyaya duyuran güçlü bir sembole dönüşmüş durumda. İnsan onuruna dayalı barışçıl mücadeleyi temsil eden bu ismin ve Doğu Türkistan’daki diğer siyasi tutukluların özgürlüğüne kavuşması içinse mücadele devam ediyor.

 

İLGİLİ HABERLER