Fransa'dan Kıbrıs'taki Mülkiyet Sorununa İlişkin Önemli Gelişme

Fransa, Kıbrıs'taki mülkiyet meselesine dair önemli bir adım attı. Ülke, bu sorunla ilgili olarak uluslararası hukukun uygulanmasına yönelik bir karar alarak, Kıbrıs'taki mülk hakları konusunda yeni bir tartışma başlatmayı hedefliyor. Bu gelişme, bölgedeki mülkiyet ihtilaflarının çözümünde kayda değer bir etki yaratabilir.

Kuzey Kıbrıs’taki taşınmaz mülklerin satışı ve gayrimenkul faaliyetleri gerekçesiyle Avrupa’da başlatılan tutuklama süreçlerinde çok kritik bir hukuki viraj dönüldü.

Fransa'daki Aix-en-Provence İstinaf Mahkemesi, Kıbrıs'ın kuzeyinde emlak danışmanlığı yapan Litvanya vatandaşı Rasa Zilevice’nin, Kıbrıs Cumhuriyeti (KC) makamlarının çıkardığı Avrupa Tutuklama Emri (EAW) kapsamında iade edilmesine hükmetti.

Kararın henüz kesinleşmediği ve yüksek mahkemeye taşınma yolunun açık olduğu öğrenildi. 14 Mayıs’ta Cannes Film Festivali’ne gitmek üzere Nice Havalimanı’na indiği sırada gözaltına alınan ve “dolandırıcılık” suçlamasıyla 19 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanan Zilevice, iki gün nezarette kaldıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Fransa'dan ayrılmasına izin verilmeyen ve haftada iki kez polis merkezine imza veren Zilevice, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, kuzey ile güney arasında 1974 öncesi mülkiyet kayıtlarına dair ortak bir veri tabanı bulunmadığını, güneydeki hukuk bürolarının dahi geçmişteki mülkiyet durumunu kesin olarak tespit edemediğini belirterek ceza yargılamasının adil olmadığını savundu.

KC HUKUK DAİRESİ KARARDAN MEMNUN Gelişmenin ardından bir açıklama yayımlayan Kıbrıs Cumhuriyeti Hukuk Dairesi, istinaf mahkemesinin kararını “çok olumlu” olarak nitelendirdi.

Davayı takip etmek için Fransız Başsavcılığı ile iş birliği yaptıklarını ve duruşmalara bizzat katıldıklarını belirten Daire, bu kararla birlikte 10 Aralık 2025’te aynı mahkeme tarafından İran vatandaşı müteahhit Behdad Jafari hakkında verilen “iadeyi reddetme” kararının hukuki dayanağının tamamen ortadan kalktığını savundu.

Aix-en-Provence İstinaf Mahkemesi, araştırılan mülkiyet suçlarının Kıbrıs Cumhuriyeti toprağında, ancak hükümetin etkin kontrolünde olmayan bölgede (Kuzey Kıbrıs) işlenmiş olmasının Avrupa müktesebatının uygulanmasını engellemediğine hükmetti.

AB katılım sözleşmesinin 10’uncu Protokolü’nü yorumlayan mahkeme, KC mahkemelerinin kuzeydeki taşınmazlarla ilgili aldığı kararların Avrupa genelinde icra edilebileceğini kabul ederek iade talebini yerinde buldu.

Kuzey Kıbrıs Dışişleri Bakanlığı ise karara tepki göstererek, Fransız yargısı nezdindeki hukuk yollarının henüz tamamen tüketilmediğini ve kararın kesinleşmediğini hatırlattı.

Bakanlık, kararın Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB Dönem Başkanlığı sürecine ve Fransa ile imzalanan askeri içerikli SOFA anlaşmasının hemen sonrasına denk gelmesine dikkat çekerek, uluslararası mekanizmaların siyasi bir baskı aracına dönüştürüldüğünü ileri sürdü.

CEZA DAVALARINDA ARTIŞ VAR Avrupa’daki iade tartışmalarının yanı sıra, Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemelerinde doğrudan yürütülen ceza davalarında da ciddi bir artış gözleniyor.

Son olarak Güney Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi, kuzeyde 1974 öncesi Kıbrıslı Rumlara ait olan taşınmazların reklamını ve tanıtımını yaptığı suçlamasını kabul eden Ukrayna uyruklu emlakçı Denys Pohodin’i 2,5 yıl hapse mahkum etti. 2025 yılında Larnaka Havalimanı’nda tutuklanan Pohodin; ağır suç işlemek için komplo ve başkasına ait taşınmazla ilgili hileli işlem yürütmek gibi toplam 18 suçlamayı kabul etti.

Mülkiyet dosyalarına ilişkin mahkumiyet kararları bununla sınırlı değil.

Daha önce de kuzeydeki mülklerin satışını internet ve sosyal medya üzerinden tanıtan iki Macar vatandaşından birine 2,5 yıl, diğerine 15 ay hapis cezası verilmişti.

Kuzeyde büyük ölçekli inşaat projeleri yürüten Simon Aykut da benzer suçlamalarla yargılandığı davada 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

ERHÜRMAN: “BİZİM DE HUKUKU SİYASİ ENSTRÜMAN YAPMA OLANAĞIMIZ VAR” Fransa’dan çıkan karara ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hamlelerine tepki gösteren Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman, mülkiyet sorununun karşılıklı davalarla çözülemeyeceğini vurguladı.

Erhürman, mülkiyet meselesinin Kıbrıs sorununun siyasi bir parçası olduğunu belirterek, "Kıbrıs’ta mülkiyet sorununun Rumların Türklere veya Türklerin Rumlara karşı açacağı davalarla çözüme ulaştırılması mümkün değildir" dedi.

Kıbrıs Türk tarafının çözüme kadarki dönem için AİHM onaylı Taşınmaz Mal Komisyonu’nu (TMK) kurarak uluslararası hukuka uygun bir zemin yarattığını hatırlatan Erhürman, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in çözüm çabalarına destek verilen bir dönemde bu tür tutuklamaların kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Kıbrıs Cumhuriyeti liderliğine seslenen Erhürman, tek tek bireylerin mağduriyetleri üzerinden iç siyasette başarı hikayesi yazma çabalarından vazgeçilmesi çağrısında bulunarak şu uyarıyı yaptı: "Bu adada ne kayıplar yalnızca Rum kayıplardır, ne de mülkiyet konusunda mağdur olan bireyler yalnızca Kıbrıslı Rumlardan ibarettir.

Kimse bu konularda yapacak hiçbir şeyimiz olmadığı zehabına kapılmasın.

Kıbrıs Türk tarafının da mülkiyet konusunda hukuku siyasetin enstrümanı haline getirme olanakları vardır." İZCAN: “GERÇEKLER HALKTAN GİZLENİYOR” Gelişmeleri değerlendiren Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Başkanı İzzet İzcan ise konunun temel hak ve özgürlüklerden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı.

Yazılı bir açıklama yapan İzcan, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün uluslararası hukuka aykırı olamayacağını belirterek, kuzeydeki siyasi retoriği eleştirdi: "Kuzey Kıbrıs’ta hamasi nutuk atan siyasiler, gerçekleri halktan gizlemeye çalışıyorlar" dedi. 1974 yılının üzerinden geçen 50 yılı gerekçe göstererek, “Mülkiyet meselesi bireylerin omuzuna yüklenemez” demenin, “Para bulunsun, birileri ödesin, mallar da bize kalsın” anlamına geldiğini dile getiren İzcan, tüm Kıbrıslıların temel insan haklarına saygılı olunması gerektiğini vurguladı.

Kıbrıs sorununun uluslararası hukuka uygun çözümünün temel ihtiyaç olduğunu dile getiren İzcan, “Hem ayrı devlet diyerek çözüme karşı çıkacaksınız, hem de fetihçi bir anlayışla memleketi ayağa kaldıracaksınız.

Sizi kimse dinlemez” dedi.  İzcan, çözümün ancak AB üyeliği temelinde, federal ve birleşik bir Kıbrıs için müzakere masasının yeniden kurulmasıyla mümkün olacağını sözlerine ekledi.

GERİLİMİN GÖLGESİNDE EVRENSEL HUKUK Kıbrıs’ın kuzeyindeki gayrimenkul hareketliliği üzerinden yürüyen tartışmalar, adadaki çözümsüzlüğün yarattığı diplomatik ve siyasi krizlerin ötesinde, evrensel hukukun en temel ilkelerinden biri olan “mülkiyet hakkı” duvarına tosluyor.

Kuzeydeki tanınmamışlığın arkasına sığınarak yaratılan o gri alan, yürütülen bu devasa emlak ticaretini uluslararası hukuk zemininde tamamen tartışmalı hale getiriyor.  AİHM, daha önce Kıbrıslı Rumların mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmederek Türkiye’yi ciddi tazminatlara mahkum etmişti.

Bu kördüğümü çözmek ve etkin bir iç hukuk yolu yaratmak adına 2005’te Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) kuruldu.

AİHM de Aralık 2006’da TMK’nin geçerliliğini kabul ederek, komisyonun hak sahibi Kıbrıslı Rumlara ödeme yapabileceğine karar verdi.

Bugün gelinen noktada komisyonun yaşadığı ciddi finansman krizi, karara bağlanan tazminatların ödenmesindeki büyük gecikmeler ve kaynak yetersizliği, TMK’nin AİHM’in aradığı standartlara uygunluğunu sarsıyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1974 öncesi mülk sahiplerinin haklarını korumak için Avrupa Tutuklama Emirlerini devreye sokması ve kendi mahkemelerinde peş peşe hapis cezaları vermesi, uluslararası hukuk normları açısından bakıldığında bir devletin kendi toprak bütünlüğünü ve vatandaşının hakkını savunma refleksi olarak değerlendirilmektedir.  Kaynaklar:  www.halkinsesikibris.com www.ozgurgazetekibris.com www.bugunkibris.com www.yenidüzen.com

İLGİLİ HABERLER