, 1847 yılında Fransa'nın Alsace bölgesinde dünyaya gelmişti. Çocukluk yılları, Fransa'nın siyasî çalkantılar yaşadığı bir döneme denk gelmişti.
Genç yaşlarından itibaren doğaya, coğrafyaya ve keşiflere büyük ilgi duymuştu.
Düzenli bir üniversite kariyerinden ziyade kendi kendini yetiştiren bir araştırmacı profili çizmiş, özellikle jeoloji, botanik ve coğrafya alanlarında yoğun okumalar yapmıştı.
Onun en dikkat çekici özelliği, dönemin birçok akademisyeninden farklı olarak masa başında çalışmak yerine doğrudan sahaya inmeyi tercih etmesiydi.
Bilinmeyen bölgeleri bizzat dolaşmayı, insanlarla tanışmayı ve gözlem yapmayı bilimsel araştırmanın vazgeçilmez bir parçası olarak görmüştü.Huber'in Arabistan'a duyduğu ilginin arkasında yalnızca bilimsel merak bulunmuyordu. 19. yüzyıl Avrupası'nda Arabistan, hem kutsal dinlerin doğduğu coğrafya olması hem de hâlâ büyük ölçüde Avrupalılar tarafından bilinmeyen iç bölgeleri barındırması nedeniyle büyük bir gizem taşıyordu.
Fransa açısından Arabistan'ın önemi yalnızca bilimsel değildi.
Fransızlar, Mısır üzerindeki ekonomik çıkarlarını korumaya çalışırken aynı zamanda İngiltere'nin bölgede artan nüfuzunu dikkatle izliyordu.
Paris'teki bilim çevreleri ile Fransız Dışişleri Bakanlığı arasında doğrudan olmasa bile dolaylı bir iş birliği bulunuyordu.
Bu nedenle Charles Huber'in seyahatleri de bu geniş çerçeve içerisinde değerlendirilmişti.Huber, ilk Arabistan seyahatini 1878 yılında gerçekleştirmişti.
Mısır üzerinden Kızıldeniz kıyılarına ulaşmış, buradan Hicaz bölgesine geçmiş ve daha önce çok az Avrupalının girebildiği iç kesimlere yönelmişti.
Yolculuk boyunca bedevi kabileleriyle yaşamış, onların günlük hayatlarını ayrıntılı biçimde gözlemlemişti. Çöl şartlarının ne kadar ağır olduğunu kendi notlarında ayrıntılı biçimde anlatmıştı.
Günlerce süren susuzluk, kum fırtınaları, aşırı sıcaklık ve kabileler arasındaki çatışmalar nedeniyle yolculuğun her anı büyük risk taşıyordu.Onun en önemli başarılarından biri, Kuzey Arabistan'daki eski Semudî ve Nabatî yazıtlarını sistematik biçimde belgeleyen ilk Avrupalı araştırmacılar arasında yer alması olmuştu.
O döneme kadar bu taş yazıtlarının büyük bölümü yalnızca yerel halk tarafından biliniyor, bilim dünyası ise bunlardan haberdar olmuyordu.
Huber, kayalara işlenmiş yüzlerce yazıyı kopyalamış, çizimlerini hazırlamış ve Fransa'ya göndermişti.
Daha sonra bu belgeler, Sami dilleri üzerine çalışan araştırmacılar için temel kaynaklardan biri hâline gelmişti.Yazıt yalnızca dilbilim açısından değil, Arap Yarımadası'nın antik çağ tarihine ışık tutması bakımından da büyük önem taşıyordu.
Daha sonra Paris'e götürülen eser, Fransa'nın en değerli Yakın Doğu koleksiyonlarından biri hâline gelmişti.Huber'in keşifleri yalnızca yazıtlarla sınırlı kalmamıştı.
Seyahatleri sırasında bölgenin bitki örtüsünü, hayvanlarını, su kaynaklarını, iklim özelliklerini ve yerleşim düzenini ayrıntılı biçimde kayıt altına almıştı. Özellikle vahaların ekonomik hayatı üzerine yaptığı gözlemler, Avrupa'da Arabistan hakkında oluşan birçok yanlış kanaatin düzeltilmesini sağlamıştı.
Daha önce tamamen çölden ibaret olduğu düşünülen birçok bölgenin aslında gelişmiş tarım faaliyetlerine sahip olduğu anlaşılmıştı.Huber'in dikkat çektiği en önemli merkezlerden biri olmuştu.
O dönemde Reşîdî Emirliği'nin başkenti olan şehir, Necid'in en güçlü siyasî merkezlerinden biri durumundaydı.
Huber burada uzun süre kalmış, emirlik yönetimiyle temas kurmuş ve bölgenin siyasî dengelerini ayrıntılı biçimde incelemişti.
Onun hazırladığı raporlar, yalnızca coğrafyacılar tarafından değil Fransız diplomatları tarafından da dikkatle okunmuştu.Charles Huber'in seyahatlerini farklı kılan özelliklerden biri, Arap toplumuna karşı geliştirdiği yaklaşım olmuştu.
Dönemin birçok Avrupalı gezgininin aksine yerel halkı küçümseyen sömürgeci bir dil kullanmamaya özen göstermişti.
Bedevilerin misafirperverliğini, kabile geleneklerini ve İslâm kültürünü büyük bir dikkatle gözlemlemişti.
Elbette yaşadığı dönemin Avrupa merkezli bakış açısından tamamen kurtulamamıştı; ancak yazılarında Arap toplumunu anlamaya çalışan daha dengeli bir yaklaşım benimsediği görülmüştü.Huber'in seyahatleri sırasında Osmanlı Devleti de Arabistan üzerindeki hâkimiyetini güçlendirmeye çalışıyordu.
Hicaz Vilayeti doğrudan İstanbul tarafından yönetiliyor, Kuzey Arabistan'daki kabilelerle çeşitli anlaşmalar yapılıyordu.
Huber birçok Osmanlı görevlisiyle de görüşmüş, bölgedeki idarî yapıyı incelemişti.
Onun notları bugün Osmanlı Arabistanı'nın sosyal ve idari tarihi açısından da önemli bir kaynak kabul edilmektedir. yılında ikinci büyük Arabistan keşif gezisine çıkan Huber, bu kez yanında Alman Doğu bilimci Julius Euting ile birlikte çalışmıştı. İki araştırmacı uzun süre aynı güzergâhı takip etmiş, birçok yazıtı birlikte incelemiş ve ortak gözlemler yapmıştı.
Daha sonra yollarını ayırmış olsalar da bu iş birliği, Avrupa'da Arabistan araştırmalarının gelişmesinde önemli rol oynamıştı.Ancak Huber'in son yolculuğu trajik biçimde sona ermişti. yılında Kuzey Arabistan'dan dönüş yolundayken beraberindeki yerel rehberlerden biri tarafından öldürülmüştü. Ölümünün arkasındaki neden tam olarak açıklığa kavuşamamıştı.
Bazı kaynaklar bunun maddi anlaşmazlıklardan kaynaklandığını ileri sürerken, bazı araştırmacılar kabile rekabetlerinin etkili olduğunu değerlendirmişti.
Kesin olan tek gerçek, Huber'in ölüm haberi Fransa'da büyük üzüntüyle karşılanmıştı.
Bilim Akademisi ve Coğrafya Cemiyeti onun çalışmalarını yayımlamaya devam etmiş, geride bıraktığı notlar uzun yıllar araştırmacılar tarafından kullanılmıştı. Özellikle Arabistan'ın tarihî coğrafyası üzerine çalışan bilim insanları, onun çizdiği haritalardan ve hazırladığı gözlem raporlarından önemli ölçüde yararlanmıştı.20. yüzyılda Arabistan üzerine çalışan birçok araştırmacı, Charles Huber'i modern Arabistan keşiflerinin öncülerinden biri olarak değerlendirmişti.
Onun topladığı epigrafik malzemeler sayesinde Kuzey Arabistan'ın İslâm öncesi tarihi hakkında çok daha ayrıntılı bilgiler elde edilmişti.
Daha sonraki arkeolojik kazılar, Huber'in birçok gözleminin doğruluğunu teyit etmişti.Bugün Charles Huber, yalnızca cesur bir seyyah olarak değil, aynı zamanda saha araştırmasını bilimsel disiplinle birleştiren öncü bir araştırmacı olarak hatırlanmaktadır.
Hayatı kısa sürmüş olsa da Arabistan'ın tarihine, coğrafyasına ve kültürel mirasına yaptığı katkılar, onu 19. yüzyılın en önemli Fransız kâşiflerinden biri hâline getirmişti.
Richard Burton İngiltere için, Alois Musil Avusturya için ne ifade ediyorsa, Charles Huber de Fransa için aynı anlamı taşımış; keşifleri sayesinde Avrupa'nın Arabistan hakkındaki bilgi birikiminin genişlemesine önemli katkılarda bulunmuştu. Özellikle Tayma'da ortaya çıkardığı yazıtlar, hazırladığı ayrıntılı haritalar ve yerel toplum üzerine yaptığı gözlemler, aradan geçen yüz kırk yılı aşkın süreye rağmen Arabistan tarihi araştırmalarının temel kaynakları arasında yer almaya devam etmektedir.