New York’ta Demokratik Sosyalistlerin Başarısı: Amerika’da Sosyalizm Güçleniyor

New York'ta yapılan son seçimlerde Demokratik Sosyalistlerin elde ettiği başarı, ABD'de sosyalizmin yükselişine işaret ediyor. Bu durum, toplumda sosyal adalet ve eşitlik taleplerinin artmasıyla paralel bir seyir izliyor. Seçmenlerin, geleneksel partilere karşı alternatif arayışları, siyasi arenada önemli bir değişimin habercisi olabilir.

Branko MARCETIC  Siyasal bir etkinlikte “U-S-A” (A-B-D) sloganlarının atılması alışılmadık bir şey değildir.

Ancak Williamsburg’daki 99 Scott Studio’da sosyalist adayların neredeyse tam bir zafer elde etmesinin ardından yankılanan sloganda bir harf farklıydı: “D-S-A.”  Bu kısaltma, Amerika Demokratik Sosyalistleri’ni ifade ediyor. Örgütün New York kolu NYC-DSA, geçen hafta New York’ta yapılan ön seçimlerde en büyük kazanan olarak öne çıktı: desteklediği dokuz “isyancı” adaydan yalnızca biri kaybetti, geri kalanların tümü ABD Kongresi ve New York eyalet meclisi için girdikleri yarışları kazandı.  Diana Moreno, geçen yıl özel seçimle kazandığı eyalet meclisi koltuğunu yeniden elde etti. Şehir dışında ise Buffalo DSA’dan Adam Bojak ilk kez meclise seçildi. (Syracuse’ta DSA destekli aday Maurice Brown önde görünse de yarış hala çok yakın.)  KAPI KAPI DOLAŞTILAR Bu başarı, ter döktüren yoğunlukta, kapı kapı dolaşılarak yürütülen bir kampanyanın ürünüydü.

Bir yıl önce benzer bir taban örgütlenmesiyle Zohran Mamdani’nin belediye başkanlığına yükselmesini sağlayan bu yöntem, örgütü artık son derece güçlü bir siyasi aktör haline getirdi.  Aylar süren sabırlı kapı kapı dolaşma çalışmalarının ardından gelen bu son yoğun saha faaliyeti sonuç vermiş gibi görünüyor.

Birçok gönüllü, seçim günüyle ilgili kaygılarının, anketlerin ve yorumcuların tahminlerinin, kampanya yürüttükleri ilerici ve Mamdani yanlısı bölgelerde seçmenlerle yaptıkları doğrudan temas karşısında anlamını yitirdiğini söyledi.

Kapı çaldıkları seçmenler tekrar tekrar sosyalist adaylara oy vereceklerini ifade etti.  SOSYALİST KİMLİK ÖNE ÇIKTI Adayların ötesinde hem DSA hem de sosyalizmin kendisi bu sonuçla birlikte ana akımın bir parçası haline gelmiş görünüyor.

Daha birkaç yıl önce DSA adayları sıradan seçmenleri kazanabilmek için demokratik sosyalizm kimliğini geri planda tutmaya çalışırken, bu kez saha çalışmalarında bu kimliğin bir avantaj olduğu gözlemlendi.

DSA üyesi otuz dört yaşındaki Max’e göre seçmen tepkisi “daha önce görülmemiş ölçüde olumluydu.” Orta yaşlı Güney Asyalı bir kadın seçmen, belirli bir adaya değil doğrudan DSA’ya oy verdiğini söyledi.

Başka bir seçmen ise oy tercihini “baştan sona parti çizgisi boyunca DSA’ya oy veriyorum” sözleriyle ifade etti.

Düzen partilerinin ve çoğu siyasetçinin yaygın biçimde yozlaşmış ve güvenilmez olarak görüldüğü bir dönemde, kapı kapı çalışan gönüllüler, seçmenlerin kendisini demokratik sosyalist olarak tanımlayan adaylara daha fazla değer verdiğini aktardı.  Bu gelişme, son bir buçuk yılda Demokrat Parti’nin kendi seçmenleri nezdinde yaşadığı ciddi itibar kaybı olmadan muhtemelen mümkün olmazdı.

Nitekim sosyalist adayların ötesinde, seçim gecesi en az bir düzine görevdeki Demokrat siyasetçi, kendilerinden daha ilerici rakiplerinin gerisinde kaldı.  Bunlar arasında, eski New York Sayıştayı Başkanı ve Mamdani destekçisi Brad Lander da vardı; Lander, iki dönemdir görevde olan Temsilciler Meclisi üyesi Dan Goldman’ı açık farkla yenerek, onu İsrail’in Gazze’deki soykırımını yeterince eleştirmemek ve buna karşı silah satışlarını sınırlamaya yanaşmamakla hedef aldı.  NEW YORK’UN DA ÖTESİNDE Dolayısıyla geçen haftaki seçimler, ülke genelinde görülen daha geniş bir eğilimin parçası.

Maine’de Demokrat seçmenlerin merkezci valiyi reddederek daha sol bir aday olan Graham Platner’ı desteklemesi ya da Mamdani’nin Demokrat Parti’nin eski elit figürlerinden Andrew Cuomo’yu yenmesi gibi örnekler bu eğilimi yansıtıyor.

Donald Trump’a karşı etkisiz ve yetersiz bir muhalefet sergilediği düşünülen Demokrat Parti’nin itibar kaybı, daha önce parti sadakatsizliği ya da “gerçek Demokrat olmamak” gibi suçlamalarla karşı karşıya kalan sol adaylar için geniş bir alan açtı.  Bu durum, yeni seçilen Kongre üyeliği adayı Darializa Avila Chevalier örneğinde de görüldü. Chevalier, Joe Biden’ı “savaş suçlusu” olarak nitelendirmesi ve Kamala Harris’e yönelik sert ifadeler içeren eski paylaşımlarının ortaya çıkarılmasına rağmen bu saldırıları atlatarak seçimi kazandı.  İSRAİL LOBİSİNE DARBE New York sonuçları aynı zamanda başka bir eğilimin de parçası.

Chevalier ve Lander’ın zaferlerinin de gösterdiği gibi, bu sonuç yalnızca DSA ve sosyalist sol için bir kazanım değil, aynı zamanda İsrail yanlısı lobi için de büyük bir yenilgi oldu.

Sosyalist adayları ve İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımını eleştiren isimleri yenilgiye uğratmak için yeniden büyük harcamalar yapan bu lobinin etkisi sınırlı kaldı.  Bu sonuç, Mamdani’nin daha önce Cuomo’ya karşı kazandığı ve İsrail yanlısı kampanyanın merkezde olduğu seçimden bir yıl sonra geldi.

Böylece İsrail’e koşulsuz desteğin artık ne iyi bir siyaset ne de iyi bir politika olduğu daha da netleşti. Üstelik bu durum, bir zamanlar Amerikan Siyonizminin kalbi sayılan New York için bile geçerli.  Zohran Mamdani açısından bakıldığında ise dün geceki seçimlerin bir diğer büyük kazananı yine kendisi oldu.

Yedinci Bölge’deki tercihi başarıyla sonuçlanmakla kalmadı; seçmenler onun müttefiklerinden dokuzunu eyalet meclisine gönderdi (geçen yıl seçilen ve bu kez ön seçimi kazanan Diana Moreno da dahil edilirse bu sayı on oluyor).

Bu durum, Albany’de kendi politikalarını geçirme sürecinde elini ciddi biçimde güçlendirecek.  Mamdani’nin seçim kampanyasında öne çıkan vaatlerinden biri olan, ücretsiz şehir içi otobüsler ve evrensel çocuk bakımı gibi politikaları finanse etmek için zenginlerin vergilendirilmesi hedefi artık eyalet meclisinde daha güçlü bir destek zemini bulabilir.  MAMDANİ’NİN ETKİSİ Ancak en az bunun kadar önemli olan bir diğer gelişme, seçmenlerin Mamdani’nin kamuoyundaki etkisini açık biçimde göstermiş olması.

Bir DSA gönüllüsünün aktardığına göre bir seçmen, “Evet, onlar Mamdani’nin insanları.

Onlara oy veriyorum,” diyerek tercihlerini açıklıyordu.

Christian Tate’in eyalet meclisi seçiminde yüzde 62 oyla kazanması gibi örnekler bu etkinin somut göstergesi oldu.  Bu durum istisnai değil.

Pek çok seçmen adayların kim olduğunu tam olarak bilmese ya da seçimden haberdar olmasa bile, belediye başkanını sevdiği için onun desteklediği adaylara oy vermeye istekliydi. Özellikle genç ve çeşitlilik açısından zengin bölgelerde Mamdani’nin desteği, seçmenleri ikna etmek için güçlü bir referans noktası haline geldi.  Mamdani’nin daha geniş siyasi hedefleri açısından da bu sonuçlar önemli.

Kısa süre önce Bernie Sanders ile birlikte katıldığı bir mitingde Demokrat Parti’nin mevcut çizgisini sert biçimde eleştirerek, partinin “çalışan insanlar için somut değişim üretmek yerine gerilemeyi yönetmekle” yetindiğini söylemişti.

Bu yaklaşımın seçimlerde sürekli başarısızlığa yol açacağını savunan Mamdani, sosyalist adayların oluşturduğu bu yeni dalgayı partinin geleceği için bir alternatif olarak sunmuştu.  Sonuçlara bakıldığında, Demokrat seçmenlerin bu değerlendirmeye büyük ölçüde katıldığı görülüyor. Üstelik bu yalnızca New York’a özgü bir durum değil.

Son on yılda sosyalist adaylar (çoğunlukla DSA içinden çıkan isimler) Demokrat Parti listesinden girerek yerel, eyalet ve federal düzeyde giderek daha fazla güç kazandı.

Bugün kırk eyalette 250’den fazla DSA üyesi seçilmiş görevlerde bulunuyor. Önümüzdeki dönemde Wisconsin valiliği için yarışan Fran Hong gibi isimler de önemli başarılar elde edebilir.

Siyasi merkez çevreleri uzun süre DSA’yı küçümsemeye ve itibarsızlaştırmaya çalıştı.

Ancak sosyalistler, çoğu zaman tam da bu küçümsemenin sürdüğü dönemlerde güç kazanmaya devam etti.

New York’taki sonuçlar bu yükselişin sürdüğünü gösteriyor.

Fark şu ki artık kimse onları görmezden gelmiyor.  Kaynak: jacobin.com  Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ 

İLGİLİ HABERLER