Epstein İle Yeni Doğan Çetesi Bağlantısı Var mı?

Jeffrey Epstein ile Yeni Doğan Çetesi arasında doğrudan, belgelenmiş veya resmi olarak doğrulanmış bir bağlantı yoktur.

Son dönemlerde gündeme gelen Epstein dosyalarının ek belgeleri, Türkiye ile ilgili bazı ciddi iddiaları alevlendirdi. Ancak, ortaya atılan bu iddiaların, Adana merkezli "Yeni Doğan Çetesi" skandalı ile doğrudan ilişkili olduğu söylenemez. Yeni Doğan Çetesi, Türkiye'deki yoğun bakım süreçleriyle yaşanan bir skandala işaret ediyor. İddialar arasında kasıtlı bebek ölümleri ve yolsuzluklar bulunuyor, fakat bu durumun Epstein dosyalarıyla olan bağı netleşmiş değil.

Yeni Doğan Çetesi Nedir?

Yeni Doğan Çetesi, 2024-2025 yıllarında Türkiye'de meydana gelen bir skandal olarak anılmakta. Adana'nın belli başlı hastanelerinde, yoğun bakımda kalan yenidoğan bebeklerin ölümlerinin ardında ciddi bir suç örgütünün olduğu iddia edilmekte. Bu çetenin, bebeklerin yoğun bakımda kalma sürelerini kısaltmak amacıyla, ölüm kayıtlarını manipüle ederek bebekleri kasıtlı bir şekilde öldürdüğü ve akabinde sahte ölüm belgeleri düzenlediği iddiaları dikkat çekmekte. İddialar arasında, kamu görevlilerini tehdit eden çete üyelerinin bulunması da yer alıyor. Bu durum, soruşturma sırasında zanlıların gerçekleştirdiği intiharlar ve davanın hızlı bir şekilde kapatılması gibi şüpheli olaylarla birleşince, kamuoyunda bir infiale ve derin bir güvensizlik atmosferine sebep oldu. Bebe satışları, organ ticareti ve diğer karanlık bağlantılarla ilişkilendirilen bu çete, henüz resmi belgelerde doğrulanmamış, yalnızca spekülasyon şeklinde kalmıştır.

Epstein Belgelerinde Türkiye İlişkileri

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan Epstein belgeleri, Türkiye ile ilgili çeşitli unsurları içermekte. Ghislaine Maxwell ile yapılan yazışmalar, bazı uçuş kayıtları ve mağdurlara ait ifadeler bu belgeler arasında yer almakta. Türkiye'ye yönelik olarak, Epstein’ın özellikle Antalya'daki otellere ziyarette bulunduğu ve bazı kişilerin Türkiye üzerinden çocuk kaçırma eylemlerine karıştığına dair iddialar dikkat çekmektedir. Bu noktada, Turhan Çömez gibi isimlerin dile getirdiği şikayet dilekçeleri yanı sıra, İhlas Holding CEO'su Ahmet Mücahit Ören ile Maxwell arasında iş amaçlı yazışmalara da rastlanmakta. Buna ek olarak, eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun adı geçiyor ve Tom Pritzker’den gelen bir e-postada Epstein’a atıfta bulunulmakta. Kayıp çocuklar ve deprem sonrası bebek kayıplarının Epstein ağıyla ilişkilendirilmesi ise henüz doğrulanmamış iddialar olarak kalmaktadır ve daha çok spekülasyon niteliği taşımaktadır.

Medya ve Siyasetçilerin Yaklaşımı

Epstein belgelerinin yayımlanmasının ardından bazı medya kuruluşları ve sosyal medya hesapları, Türkiye’deki Yeni Doğan Çetesi olayını bu belgelerle ilişkilendirmeye çalıştı. “Epstein olayının Türkiye uzantısı Yeni Doğan Çetesi’dir” şeklindeki açıklamalar sosyal medya platformlarında sıklıkla dile getirildi. Ayrıca, 1980'ler ve 1990'larda Adana'da yaşanan bebek kaçırma iddialarının, Epstein dosyalarıyla birleştirilerek “Adana’dan Amerika’ya bebek kaçırılıyor” gibi spekülasyonlara yol açtığı gözlemlendi. Ancak, resmi belgelerde veya soruşturmalarda, Yenidoğan Çetesi ile Epstein bağlantısına dair somut bir veri bulunmamaktadır. Bu tür derinleşen iddialar, daha çok muhalif siyasilerin gündeme getirdiği konular arasında yer almakta ve TBMM’ye sunulan soru önergeleri ile de desteklenmektedir. Yine de, bu konudaki resmi yanıtlar kamuoyuna henüz yansımış değil.

Bağlantı ve Spekülasyonlar

İki durum arasında kurulan bağlantılar, kamuoyunda çocuklara yönelik karanlık ağlar ve örtbas şüpheleri yaratıyor. Ancak, bu bağlantıların somut bir temele dayandığını söylemek güç. Yenidoğan Çetesi’nin yerel yolsuzluk ve cinayet iddiaları çerçevesinde gelişmesi, Epstein’ın küresel çapta işleye gelen şantaj ve istismar ağlarıyla doğrudan ilişkili gözükmüyor. Her ne kadar kamuoyunda benzerlikler gündeme gelse de, iki olay arasındaki örtüşme daha çok komplo teorileri ve spekülasyonlarla sınırlı kalmaktadır. Epstein ile Yeni Doğan Çetesi arasında resmi belgelerde veya soruşturmalarda herhangi bir bağlantı olmadığı şeklindeki açıklamalar, kamuoyunu bilgilendiren önemli unsurlar arasında yer almakta. Gelecek dönemde belge veya soruşturma ortaya çıkarsa, durum değişebilir; ancak mevcut bilgi birikimi, iki olayın yalnızca iddia düzeyinde kaldığını göstermekte.

İLGİLİ HABERLER