Türkiye'nin birçok bölgesinde etkisini sürdüren bunaltıcı sıcaklıklar, Muş'un Kurtik Dağı eteklerinde bulunan yaylalarda yaşayan göçer aileler için farklı bir duruma neden oluyor. Yaz aylarında yukarıya göç eden bu aileler, hem yüksek rakımın etkisiyle hem de kar örtüsünün zaman zaman etkili olmasıyla soğuk havalarla karşı karşıya kalıyor. Kış mevsimini Batman, Diyarbakır ve Mardin gibi kentlerde geçiren göçerler, yaz aylarında 2 bin 645 metre yüksekliğindeki yaylalara yerleşiyorlar.
Yaylalarda Zorlu Yaşam Şartları
Yaylalarda, göçer aileler çadırlarını kurup, hayvanlarını otlatarak ve süt üretimi yaparak yaz boyunca hayatlarını sürdürüyor. Ancak, geceleri hava sıcaklıklarının sıfırın altına düşmesi ve temmuz ayında bile kar örtüsünün erimemesi, bu aileler için ciddi zorluklar yaratıyor. Akşam saatlerinde çadırlarda ısınmak için soba yakmak zorunda kalan bu aileler, gündüzleri karla kaplı yaylalarda hayvanlarını otlatmaya devam ediyor. Çevresel koşulların zorluğu, göçerlerin geleneksel yaşam tarzlarını sürdürmelerini daha da güçleştiriyor.
Göçer Ailelerin İfadeleri
Göçerlerden Aydın Çete, yaklaşık bin koyun ile birlikte yaylaya geldiklerini belirterek, “Kışın Diyarbakır’a, yazın ise Muş’taki Kurtik Dağı yaylalarına geliyoruz, mesleğimiz bu,” ifadelerini kullanıyor. Temmuz ayına girmiş olmalarına rağmen havanın soğuk olduğunu dile getiren Çete, çevresindeki dağlarda hala kar olduğunu ve çocuklarının üşümemesi için soba yakmak zorunda kaldıklarını aktarıyor. Bir başka göçer, Uğur Yaldız ise yaz ortasında dört mevsimin yaşandığını belirtirken, “Hava çok soğuk, dün dolu ve yağmur yağdı. Zor koşullarda bu işi yapıyoruz ama hayvancılığı bırakmak istemiyoruz,” dedi. Bu zorlu yaşam mücadelesi, göçerlerin mesleklerine olan bağlılıklarını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Gelenek ve Geçmişe Bağlılık
Göçerlerden Nurullah Arslan, “Temmuza girdik, millet sıcaklarda yanıyor ama biz akşamları soba yakıyoruz,” diyerek bu geleneksel yaşam tarzlarını büyük bir sevgiyle sürdürdüklerini ifade ediyor. Bu sözler, geçmişten günümüze aktarılan bir kültürün ve yaşam tarzının temsilcisi olduklarının altını çiziyor. Modernleşen dünyada zorlu koşullara rağmen geleneksel yöntemleri bırakmamaları, onların bu mesleğe olan tutkularını ve aile bağlarını güçlendiriyor. Yaz aylarında karla kaplı yaylalarda yaşamak, sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda psikolojik olarak da zorlu bir deneyim sunuyor. Ancak, bu aileler için bu durum, bir yaşam biçimi ve kültürel bir mirasın parçası olarak devam ediyor.