Veliko Tırnovo'da Tarihin Gizemli Cadılar Olayı Başlıyor!

İlk Türkçe gazete Takvim-i Vekayi’de çıkan, Tırnova’daki bir mezarlıkta yatan Tetikoğlu Ali ve Abdi Alemdar adlı iki eski yeniçerinin geceleri hortlayıp cadı kılığında şehirde dolaşarak halkı huzursuz ettiğine dair haberlerin (Ekim 1833) aslı şuydu ki; Yeniçeri Ocağı kıyım yapılarak kaldırılmıştı ve merkezi otoriteye yeniçerilerle ilgili, ölülerinin bile zararlı olduğuna dair kötü hatıralar lazımdı. Tırnova Naibi Ahmet Şükrü Efendi’nin Payitaht’a da bildirdiği bu hadiseye derhal el koyarak işinin ehli Cadıcı Nikola’yı acil koduyla şehre çağırmış; her iki yeniçerinin de kötü ruh taşıyan cesetlerini mezarlarından çıkararak usulüyle ateşte yakan Nikola, Tırnova’yı ebediyen uğursuz, hortlak, cadı çerilerden kurtarmıştı. Tırnova Cadıları vakası, bütün tuhaflığıyla karşımızda duruyor. Şimdi şehrin asıl hikâyesine dönebiliriz.

Balkanlar’daki küçük tarihi şehirleri gezmenin seyahat tecrübesi açısından bambaşka bir güzelliği var. Çünkü bu şehirler; kalabalık olsalar dahi turist keşmekeşliğinden uzakta olduğunuzu hissettiğiniz ve genellikle yürüyerek dolaşmaya müsait yerlerdir.

Tabii bize göre bu toprakların adı her zaman Rumeli’dir.

Kederli sevinçlerle adımlıyoruz güzelim şehirleri, yakın tarihin bıraktığı o buzkıran izleri takip ediyoruz her seferinde. İşte bu şehirlerin arasında Tırnova, oldukça büyük, hususi bir önemi hâizdir.

Sahip olduğu görkemli kalesinin devasa hatırına binaen Balkanlar’daki çekik gözlü turist ordusunun hüküm sürdüğü tek yer olabilir burası. Çarların Şehri namıyla anılıyor Tırnova, Kralların Evi.

Hem İkinci Bulgar Devleti’ne hem de Bulgaristan Prensliğine başkentlik yapmış simgesel bir şehir.

Adım attığımız yer hesaplaşmaların şehri yani biraz da.Burası Sofya, Burgas, Varna ya da Filibe değil; onların gölgesinde kalsa da Bulgaristan’ın inci tanesi güzelliğine sahip yegâne şehridir Tırnova.

Tuna’nın kollarından Yantra Nehrî etrafında, doğal dik yamaçlar üzerine kurulmuş üç tepeli yemyeşil şehrin, stratejik güzelliği ile tarihsel öneminin kesiştiğini söyleyebiliriz.

Beş asırlık Osmanlı tecrübesi; dikkate değer mimari ve kültürel izlerin görünür varlığıyla birlikte, elbette ki çarşıdaki Türk esnafın ustalığıyla perçinlenerek tarihe kazınmıştır. Şehrin resmi adına altmış yıl kadar önce Veliko (yüce) ibaresi eklenmiş.

Yüce Tırnova artık yeni adı.

Yüceliğini yakın ve uzak tarihinden aldığı gayet belli.Tırnova’yı gezmeye şehrin en güzel ve en işlek yerinden başlayabiliriz.

Evet, Samovodska Çarşısı’ndan bahsediyoruz.

Burası tahmin edileceği üzere bir Osmanlı-Türk çarşısı.

Ahşap evlerin altında sıralanmış küçük dükkânlarda; dokuma, ahşap oyma gibi geleneksel el sanatlarına ait ürünler bulabilirsiniz. Şekerleme, bakır işlemeli kaplar, hediyelik eşya gibi seçenekler de mevcut. Çarşının tadını çıkardıktan sonra mimari açıdan görülmeye değer Gurko Caddesi’ne geçebilirsiniz.

Gurko’nun Arnavut kaldırımlı sokaklarında gezerken fotoğraflamaya uygun çiçekli pencere köşelerinde mesainizi harcadıktan sonra müze olarak hizmet veren Sarafkina Evi’ni ziyaret etmek şart.Gurko’yu gezdikten sonra şehrin sembolü sayılan, turist ordularının kuşatma altında tuttuğu Tsarevets Kalesi’ne -ki Osmanlı üç ayda ancak alabilmiş bu kaleyi- doğru hareket edebiliriz artık.

Tsarevets Tepesi’nde bulunan kale, oldukça geniş bir alanda birçok tarihi yapıyı ziyaret etmenize olanak tanıyor.

Manzarasıyla mest eden kale alanında Kral Sarayı, Göğe Yükseliş Katedrali, Baldwin Kulesi gibi önemli noktaları gezerek tam karşınızda duran güzel Tırnova’ya uzun uzun bakabilirsiniz.

Tsarevets Kalesi’nde yorulanlar için yakınlardaki Sveta Gora Parkı’nda dinlenmek mümkün ve güzel.

Tırnova’da görülmesi elzem diğer yerler; Kırk Şehitler Kilisesi, Asen Anıtı, İsa’nın Doğuşu Katedrali, Kurucu Meclis Müzesi ve Devlet Sanat Galerisi’dir.Tırnova sakin, yeşil, huzurlu.

Tuna’nın kollarında serin serin uyuyor.

Tarihin kalbini o sarp tepelerinde sessizce taşıyor.

Ama kalp atışlarını duymak çok mümkün.

Bize uzak değil ki bu şehir.

Ahmed Âmiş Efendi burada doğmuş; aktör Hulusi Kentmen, pehlivan Kurtdereli Mehmet ve filozof İsmail Fenni Ertuğrul da öyle.

Tasavvuf, sinema, spor ve felsefe; evet.

Bu şehri, her köşesindeki o beş asırlık izleri takip ederek gezmek yakışır bize.

Tırnova Cadıları’nı hatırlayarak tabii.

Her hikâye kendisinden sonra gelen hikâyenin de devamıdır. Önceki hikâye neydi?• Shtastliveca'da ördek etinin tadına bakmak• Arbanasi Köyü’nü ziyaret etmek• Eski Köprü ve Demir Köprü manzarasıyla yürüyüş yapmak• Shekerdzinitsa’da Türk kahvesi içmek• Nehir kenarındaki kafelerde akşam müziği eşliğinde oturmak.Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

İLGİLİ HABERLER