İstanbul’un tarihi yarımadasında, Fatih’teki Saraçhane bölgesinde her gün binlerce araç 1600 yıllık taşların altından geçiyor.
Bozdoğan Kemeri ya da bilinen diğer adıyla Valens Su Kemeri, Roma döneminden günümüze ulaşmış en etkileyici yapılardan biri.
Yapımı 4. yüzyılda başlayan kemer, İmparator Valens döneminde 378 yılında tamamlandı ve adını da ondan aldı.Kemer tek başına bir yapı değil, devasa bir mühendislik ağının görünen yüzüydü.
Toplam uzunluğu yaklaşık 250 kilometreyi bulan bir su taşıma sisteminin parçası olarak, Konstantinopolis’in yer altı sarnıçlarını ve havuzlarını dolduruyordu. Şehrin toplam su deposu kapasitesi 1 milyon metreküpü buluyordu. İstanbul tarih boyunca su sıkıntısı çeken bir kentti; büyüyen nüfus, saraylar ve hamamlar bu ihtiyacı katlamıştı.Kemer, Fetih’ten sonra da işlevini sürdürdü.
Fatih Sultan Mehmet döneminde sistem baştan aşağı onarıldı; Kanuni Sultan Süleyman zamanında Mimar Sinan eliyle Belgrad Ormanları’ndaki su hatlarıyla birleştirildi.
II.
Mustafa döneminde belirli gözler asıllarına uygun biçimde restore edildi.
Yani yapı, üç imparatorluk boyunca kesintisiz kullanıldı.Yapı zaman içinde ağır darbeler aldı. 1509’daki, halk arasında “kıyamet-i suğra” olarak anılan büyük depremde Şehzadebaşı yakınındaki bölümü yıkıldı. 1912’de Fatih Camii tarafındaki 50 metrelik kısım çöktü. 1908 yangınında çevredeki camiler ve evler yanınca müezzinlerin kemerin üstüne çıkıp ezan okuduğu anlatılır.
Orijinali 971 metre olan kemerin bugün yaklaşık 921 metrelik bölümü ayakta; en yüksek noktası yerden 29 metre.Bugün gördüğümüz manzara, yani kemerin ayakları arasından akan trafik, tesadüf değil. İkinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’un imar planını hazırlayan Fransız şehir plancısı Henry Prost, yapıya zarar vermeden altından araç geçmesini sağlayacak güzergâhı belirledi.
Atatürk Bulvarı, tıpkı bir viyadükte olduğu gibi kemerin gözlerinden geçerek devam ediyor.
Geçmişle bugün, tam olarak burada aynı karede buluşuyor.