Özgür ÇELİKTÜRK BirGün Kitap'ta geçen sayı başlattığımız 'İlk Kitap İlk Heyecan‘ başlıklı yazı serimize bu sayıda da 'Hayal Sigortacısı' adlı ilk kitabıyla edebiyat dünyasına adım atan Yalın Gündüz ile devam ediyoruz.
Yayınevlerinin yeni yazarlar keşfetme konusunda gönülsüz olduğu bir dönemde dosyanızı kabul ettirdiniz.
Kitabı yayımlatma maceranızdan bahsedebilir misiniz? Spinoza, “havaya atılan bir taş düşünebilseydi, yere kendi isteğiyle düştüğünü söylerdi” der. Öykü dosyası ekonomik krizin tam ortasında elinde hazır bulunan bir yazar için kader ağlarını ne şekilde örmüş olabilir?
Pandemi zamanı BirGün Pazar’da yer alan yazılarımdan beni tanıyan Cumhuriyet Kitapları’nın editöryal ekibiyle bir fuarda tanışmam ve onların da beni ivedilikle yayın kuruluna önermesi sürecinin ne kadarı kader, ne kadarı değil, tartışılır.
Kendimi bildim bileli evine Cumhuriyet gazetesi giren bir ailede büyüdüm, belki bu da bir kader. İlkokulda Aziz Nesin’in tatlı kaleminin büyüsüyle okumayı çok sevmem; Dostoyevski, Hesse, Buzzati, Kundera gibi yazarlarla erken yaşta tanışarak aynı Cemal Süreya’nın tasvir ettiği gibi hassas huzurumun kaçmış olması da kader belki.
Spinoza'nın taşı gibi, biz de düştüğümüz yeri seçtiğimizi sanırken, aslında ancak geriye dönüşlerle hikâyemizi kurabiliyoruz.
Yazma sürecinde neler yaşadınız, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, dosyayı oluştururken nelere dikkat ettiniz, bu esnada omuz omuza yürüdüğünüz yazar ya da yazar adayı arkadaşlarınızdan destek aldınız mı? İlk öyküm 2003'te İzmir merkezli Ünlem dergisinde yayınlandığında çok heyecanlanmıştım.
Uzun yıllara yayılan bir süreçte birçok öyküm Notos, kitap-lık, Ecinniler gibi dergilerden kabul alırken için için kitap dosyamın artık kıvama geldiğini hissediyordum.
Dergilerde yayınlanmış sekiz öykümün üzerinde ince ince çalışıp, üç yeni öykü daha ekledim. Öncelikle edebi zevkine güvendiğim arkadaş ve aile bireyleriyle paylaştım ve geri bildirimlerini değerlendirdim.
Annemin bazı öykülerde yakaladığı boşlukları benimle tartışmasının ve babamın metne girmiş eski Türkçe kelimeleri titizlikle ayıklayarak yerlerine öz Türkçe kelimeler önermesinin borcuyla 'Hayal Sigortacısı' son halini aldı. Kitaba adını veren öykümde ütopik bir şirketin temsilcisiyle tanışıyoruz.
Her türlü hayalin gerçekleşmesinin güvence altına alındığı bu satirik durumu kitabın da başlığına taşımak istedim.
Aslında burada bir alegori var: Her birimiz edebi eserlerin içinde yüzdüğümüz o tatlı hayallerin bir gerçekleştireni olsun isteriz.
Bu kişi bizzat yazarın kendisidir aslında.
Okurun hayallerini güvence altına alan, onları adeta sigortalayan yazarın adıyla kitabın adı yanyana çıksın istedim: Hayal Sigortacısı. Kitap yayımlandıktan sonra tam olarak neler hissettiniz? Oğlumun doğduğu gece hastaneden çıkıp lambaların ışığı altında sevinçten ağlaya ağlaya metro istasyonuna koşmuştum. 'Hayal Sigortacısı' benim ikinci çocuğum, bu kez sözleşmeyi imzalarken gözyaşlarımı tutamadığım bir çocuk.
Uzun yılların emeği var içinde, her bir öykü yaşamımdan ayrı bir dönemin, ayrı bir hissin ürünü.
Yazarların ölümle olan muhasebeleri sonucunda kalıcı bir eser bırakma istekleri ile edebiyata yöneldikleri söylenir.
Benimkisi, kendi bilinçaltı mağaramın krokisini çıkarmanın ve yıllar içerisinde süzüp damıtmış olmanın keyfiydi daha çok.
Eseri okumak, yazarın içini okumak değil midir? İkinci çocuğum Hayal Sigortacısı, benim kanımdan.
Bir oğulun bir babaya benzeyebileceği kadar benziyor bana.
Babasının karanlığını ve aydınlığını kalıtımsal olarak miras aldı ve ikinci baskıya girmiş olarak artık kendi yolunda ilerliyor.
Her oğula babasından kalan o bilinçaltı karanlığında okurlarına bir fener sunuyor.
Onunla gurur duyuyorum.