“Bir insanın insanlara faydası dokunuyorsa demek ki Allah ondan razı olmalıdır,” diye bir düşünce var.
Peki, bu yargı doğru mudur?
Hayır, böyle bir şey yok.
Böyle bir kural yok yani.
Bir insana fayda sağlamak, senin Allah tarafından da makbul bir kul kabul edileceğinin garantisi değildir.
Sen insanlara fayda sağlıyor olabilirsin.
Mesela senin bulduğun bazı tıbbi aletler vesilesiyle birçok insan sağlığına, sıhhatine kavuşmuş ve kavuşmaya devam ediyor olabilir.
Ancak burada Allahutaala, sen insanlara fayda sağladın diye senden razı olacak diye bir şart yoktur.
Dolayısıyla insanlara faydalı sağlamak, bir diğer ifade ile iyi bir insan olmak, mutlaka Allah'ın rızasını kazanmayı gerektirmez.
Bir insan, insanlara fayda sağlayacak bir alanda bir buluş gerçekleştirmişse bu, Allahutaala sayesindedir zaten.
Hiçbir insan o buluşu; Allah'ın yardımı/yol göstermesi olmadan, Allah'ın bir fikri insanın aklına getirmesi olmadan, her an onu yaratıyor olmadan yapabilmesi mümkün değildir.Bu nedenle hiçbir insan, yaptığı bir şeyle, -haşa- Allah ona borçlu hâle gelmez.
Bundan dolayı da Allah'ın ona bir şey vermesi gerekmez.
Ancak insanlığa faydalı olmak, -günün sonunda Allah'ın rızasını garanti etmese de- Allahutaala bir şekilde birine faydası olan insana bunun mükafatını, karşılığını verir.İyilik, yani insana hizmet, karşılıksız kalmaz.
Bir şekilde öyle ya da böyle ya bu dünyada ya ahirette ya da kabirde, ezcümle hayat yolculuğunun bir tarafında iyilik, mutlaka karşılığını bulur.
Buna, “Hiçbir iyilik boşa gitmez,” de diyebilirsiniz.
Kur'an-ı Kerim, bunu bize açıkça söylüyor.Konunun bir başka boyutu daha var ki onun da altını çizmemizde yarar var.
Diyelim ki insanlara sağladığın bir hizmetle Allahutaala'nın rızasını kazandın.
Bu da her zaman insanların senden razı olacağı anlamına gelmez.
Bu kez de insanları küstürmüş olabilirsin.
Bazen de tersi olur, insanları mutlu edersin ama Allah'ın rızasını kazanamazsın.Bazı insanlar ise sağduyuya yaslanarak yol aldığını söylüyor.
Mesela deniyor ki ben bu insanı takip ediyorum, çünkü onu çok fazla kişi seviyor.
Peki, niye seviyor?
Boş şeylerden dolayı seviyor olamaz mı?
Ya da sorumuzu şöyle yöneltelim: Bu kadar insan, o kişiyi seviyorsa Allahutaala da onu sever mi?
Bu tür bir denklem kurmak söz konusu değil. Örnekleri ve soruları çoğaltabiliriz elbette, lakin burada yapılan iyiliğin ne olduğu önem arz ediyor. İyilik, kendi başına orada bir yerde duran bir şey de değil zaten.
Yani “iyilik” dediğimiz olgu, öyle doğal bir fenomen değil.
Onu alıp vücuduna veya insanlara entegre etmiyorsun. İyilik, günün sonunda bir değerlendirmenin sonucu olabilir ancak...Mesela değerlendiren makama göre bir şeyin iyilik veya kötülük olması değişebilir.
O yüzden Allahutaala, senin amellerinin kıymetini değerlendirecek olan makamın bizzat kendisidir.
Kendi başına orada duran bir iyilikten de bahsedemeyiz.
Yani öyle görüldüğü, hüküm verildiği kadar da kolay değildir bu işler.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.