Uğur ERGANCumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçmişte Donald Trump ve ABD’ye yönelik eleştirilerini burada sıralamaya başlasak, içinizi daraltacak düzeyde uzun bir yazı olurdu.Rahip Andrew Brunson krizinde, “Bize tehditler kimseye bir şey kazandırmaz.
Bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi (Brunson) alamazsınız” diyerek koyduğu postayı mı hatırlatalım?..“Onların doları varsa bizim de halkımız, hakkımız, Allah'ımız var.
Ekonomik yaptırım söylemleriyle bu milleti dize getiremezsiniz, meydan okuyoruz” sözlerini mi?..Ya da, “Dolarınızla bizim irademizi satın alamazsınız.
Dünya 5'ten büyüktür, Amerika’dan da büyüktür” diyerek Trump’ın dünyanın tek hakimi olma hamlelerine karşı yaptığı çıkışı mı?..Tüm bu popülist söylemlerin hiçbir kıymetiharbiyesi olmadığını, Washington’dan gelen “Seni ekonomik olarak bitiririm” tehditinin ciddi olduğu anlaşılınca, hepimiz yaşayarak gördük.“O fakir” baktı ki işin şakası yok, “Terörist” denilen rahip bir gün içinde ABD’den gelen özel uçağa bindirilip ülkesine gönderildi, Beyaz Saray’da da Trump tarafından neredeyse devlet töreniyle karşılandı.O günden beri de “Dünya 5’ten büyüktür, Amerika’dan da büyüktür” sözünü zaten kimsenin ciddiye aldığı yok.NATO Zirvesi nedeniyle “Kırmızı alan” içinde bulunmayan evimden çıkıp, Atatürk Bulvarı’ndan inerek Trump ve binden fazla kişiden oluşan ekibinin kalacağı JW Marriott Oteli ve Saray istikametine doğru gideyim diye yola çıktım.Daha bir kilometre bile gitmeden barikatlarla çevrilmiş yollar, adım başı polis araçlarıyla “Yasak hemşehrim” anlayışının tüm Ankara’ya hakim olduğunu görünce geri döndüm.Anlayacağınız, sözüm ona posta konulan beş büyükten üçünün (ABD, Büyük Britanya, Fransa) katılacağı NATO Zirvesi, Ankara’da yaşayanlara dünyayı dar etmiş vaziyette.Aman yeter ki, bu üç büyüğün liderlerinin gözlerine toz bile kaçmasın.Diğer ikisi de (Rusya ve Çin) Ankara’nın zirveye evsahipliği yapmasına gereken mesajı füzeleriyle çoktan vermiş durumda.Eve döndükten sonra TV’de NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin basın toplantısını izledim.Sorular hep aynı:Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları, savunma harcamaları, savunma sanayinin güçlenmesi, Çin’in Güney Pasifik’te füze denemesi.Onlarca gazeteci arasında sadece bir Hollandalı gazetecinin aklına, “Türkiye’de muhaliflere yönelik tutuklamalar ile stand-up sanatçısı Deniz Göktaş’ın tutuklanması” geliyor.Bu bile, NATO’nun İletişim Başkanlığı’nın tavsiyeleri doğrultusunda Türkiye’de muhalif bağımsız gazetecilere neden ambargo uyguladığının kanıtı.Hollandalı gazeteci, “Demokrasinin ayaklar altına alındığı bir ülkenin başkenti liberal demokrasilerin buluşması için iyi bir yer mi?
Bunları Erdoğan’la görüşecek misiniz?” diye soruyor.Rutte, Deniz Göktaş’ı duymazdan geliyor. Özgür medyanın önemli olduğunu söylüyor.
Demokrasinin seçimden çok daha fazlası olduğunu belirtip, gösteri özgürlüğüne işaret ediyor.Onlarca gazeteciden Türkiye’de yaşananlarla ilgili başka soru yok.Rutte de meseleyi Erdoğan’la konuşacağını söylemiyor.Tam “Ne şiş yansın, ne de kebap” yaklaşımı.Akredite gazeteci ordusuyla, genel sekreteriyle Batı’nın tipik ikiyüzlü tutumu.