Belediyelerin Savcılıklara Bağlanma Süreci Nedir?

Mehmet Tezkan, son yazısında belediyelerin savcılık makamlarına olan bağımlılığını sorguladı. Bu durumun, yerel yönetimlerin bağımsızlığını tehlikeye atabileceğine dikkat çekerek, kamu hizmetlerinin etkilenip etkilenmeyeceği konusunda endişelerini dile getirdi. Yazıda, demokratik denetim ve hesap verebilirlik üzerinde duruldu.

Belediyelerin denetim süreçleri, geçmişte İçişleri Bakanlığı'na bağlı olarak yürütülmekteydi. Bu bağlamda, bakanlık müfettişleri düzenli olarak belediyeleri denetler, ihbarlar sonucunda ise mülkiye müfettişleri devreye girerek olası bir suçun tespit edilmesi durumunda Cumhuriyet savcılarına rapor sunarlardı. Kısacası, bu süreç oldukça net bir şekilde belirlenmişti. Müfettişlerin denetim yapabilmesi, sadece şikayet üzerine değil, diledikleri zaman gerçekleşebilirdi, bu durum ise "rutin denetleme" olarak adlandırılıyordu.

İBB'deki Müfettiş Varlığı

2019 yılından itibaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) üzerinde müfettişlerin sayısı bir hayli arttı. Her seferinde bir müfettişin ayrılmasıyla bir diğeri göreve başladı. Sayısız müfettiş, sayısız dosyayı inceleme altına aldı. Bu durum yalnızca İBB ile sınırlı kalmayıp, diğer CHP'li belediyeleri de kapsadı. Aynı zamanda, belediyelere yönelik Sayıştay denetimi de devredeydi. Ek olarak, Maliye tarafından yapılan denetimler de vergiler ve kamu alacakları açısından önemliydi. Her ne kadar geçmişte de rüşvet, yolsuzluk veya kamu malına zarar verme gibi suçlamalarda savcılar devreye girip, soruşturmalar başlatsalar da bunlar oldukça istisnai durumlar arasındaydı. İlgili usul, 31 Mart 2019 seçimlerinden sonra köklü bir değişiklik yaşadı.

Yargının Denetim Yetkisi

31 Mart seçimleri sonrasında yargı, belediyelerin denetimindeki rolünü artırdı. Savcılar, yalnızca CHP'li belediyeleri hedef alarak yürütülen soruşturmaları zorunlu kılmaya başladı. Savcılıklar, soruşturmaların kapsamını genişleterek, yeni suç unsurlarını dosyalara eklemeye başladı. Yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, kamu malını zarara uğratma ve suistimal suçlamalarının yanı sıra daha önceden bu durumlarla ilgili olmayan suçlamalar da eklendi. Özellikle, suç örgütü kurmak ve bu örgüte üye olmak suçlamaları, 31 Mart'tan sonra daha sık kullanılmaya başlandı. Belediye başkanları ve belediye personeli bu kapsamda hedef haline getirildi. 39 CHP’li belediyeye yönelik operasyonlar düzenlendi; bu operasyonlar neticesinde 31 belediye başkanı gözaltına alındı ve 26'sı cezaevine gönderildi.

Tutuklama ve İthamlar

31 Mart seçimini kazanan CHP’li belediye başkanlarının ilk iş olarak suç örgütü kurduğu iddiaları gündemde yer almaktadır. Çoğu tutuklu bulunan belediye başkanları, bu suçlamalarla karşı karşıya kalmış durumdadır. Özellikle Çankaya belediye başkanı, hafta sonu gözaltına alınmasının ardından suç örgütü kurma suçlamasıyla tutuklanmıştır. Üye olduğu belirtilen suç örgütü nedeniyle yaşanan tutuklamalar, cezaevinde farklı muamelelere maruz kalmalarına neden olmaktadır. Ziyaret kısıtlamaları ve izin süreçleri, yalnızca kamuoyundaki algıyı değil, yargı süreçlerini de oldukça etkilemektedir. Suç örgütü üyesi olarak hapsedilmek, maalesef yargı sürecinde rüşvet gibi daha klasik suçlamalardan kurtulmayı mümkün kılmamaktadır. Zira suç örgütlerine üyelik, savcı tarafından belgesiyle gösterilemeyen bir durumdur ve bunun aksini kanıtlamak oldukça zordur.

Basın Açıklamaları ve Sonuçlar

CHP’li belediyelere yönelik yapılan operasyonların ardından yargı yetkilileri tarafından düzenlenen basın toplantılarında genellikle benzer ifadelerle başlatılan açıklamalar dikkat çekmektedir. Her defasında suç örgütü oluşturmak ve suç örgütüne üye olma suçlamalarının tekrar edilmesi, bu süreçlerin ciddiyetini ortaya koymaktadır. Özetle, Türkiye'deki yerel yönetimlerin içinde bulunduğu durum, yalnızca siyasi tartışmalarla değil, aynı zamanda hukuki sorunlarla da iç içe geçmiş bir hal almıştır. Şimdiye kadar yüzlerce insan, adlandırılmadıkları suç örgütü üyelikleri sebebiyle yargılanmakta ve tutuklanmaktadır. Bu durum, hukukun üstünlüğü ilkesinin sorgulanmasına sebep olmakta ve Türkiye’deki yerel yönetimlerin geleceğini tehdit etmektedir.

İLGİLİ HABERLER