Çözüm süreci kapsamında Meclis’e gelen af yasası, yaklaşık bir aydır Türkiye gündeminden düşmedi. Özellikle ana muhalefet partisinin aldığı tutumun adeta röntgeni çekildi.
Yasanın uygulama aşamasına dair belirsizliklerin devam etmesi, tartışmanın boyutlanarak sürmesine neden oluyor.
Kolayca biteceğe de benzemiyor. Bununla birlikte af yasasının Meclis’ten sorunsuz şekilde geçmesi iktidara yeni hamleler için cesaret verdi.
Uzun süredir Saray’ın masasında bekleyen bazı projeler artık kurmaylar tarafından yüksek sesle dillendirilmeye başlandı. Çözüm sürecinde gelinen aşama, projelerin öncelik sıralamasını da değiştirdi.
Anayasaya dokunmadan seçim yasasında yapılacak değişikliklerle muhalefetin dengesini bozmak, üzerinde en çok uğraşılan başlık oldu. Ankara kulislerine göre seçimde AKP ve Erdoğan’ı avantajlı kılacak bazı yollar da bulundu.
Ama Saray’da hazırlanan bu hesabın sokakta iş görmesi için tek bir olmazsa olmaz kural var: Erdoğan ve AKP seçimi kazanacak yeterlilikte olmasa bile birinci olmak durumunda. KAZANMANIN İLK KOŞULU Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinin nasıl yapılacağına dair kanunlar çıkarılırken Saray rejimi çok ince çalıştı.
Her aşaması düşünüldü ve ona göre kâğıda geçirildi.
Yapılan düzenleme güçlü adayı ve güçlü partiyi koruma üzerine inşa edilmişti.
Ne Erdoğan’ın ne de AKP’nin aşılma ihtimali hiç hesaba katılmadı.
Baraj sistemi, ittifaklar hikâyesi hatta 50+1’e kadar güçlüyü destekleyen uzun bir liste hazırlamak mümkün. Ama yaklaşık 10 yıldır denge değişmeye başladı.
Hem Erdoğan hem AKP artık tek belirleyici değil.
Gerileme dönemine girmiş durumdalar.
Erdoğan halk nezdinde çoğunluğu kaybederken AKP de çözülme süreci içine girdi. Üstelik bu durum istikrarlı bir şekilde yaklaşık üç seçimdir devam ediyor. İşte tam da bu koşullarda Saray iktidarı, tarihinin en önemli seçimine girmeye hazırlanıyor. Önümüzdeki 13-14 ay; hem Erdoğan’ın hem AKP’nin hem de MHP’nin geleceğinin belirleneceği günler olacak.
Halkın desteğini alamayan, alması da mümkün görünmeyen Cumhur İttifakı, oyları düşerken seçimi kazanmanın yolunu bulmak zorunda. Şu ana kadar anayasa ve yasaları da hiçe sayarak attığı adımlar istenilen sonucu üretmekten çok uzak. Ülkede yaşanan siyasal ve toplumsal kaosun arkasında yatan neden de bu. SARAY NELERİ DEĞİŞTİRECEK?
YENİ Parti’yi seçime sokmamak dâhil seçim sistemi ile ilgili bir dizi düzenleme var. İktidar, benzer hamleyi İYİ Parti için de yapmıştı. İttifakları zorlaştırma meselesi üzerine özel bir çalışma yaptığı biliniyor.
Parçalı muhalefeti bir partinin şemsiyesine girmeye zorlayacak.
Böylece bir arada olma durumunu zorlaştıracak.
Sadece YENİ Parti etrafında oluşacak birlikleri değil; Saadet, YRP, DEVA ya da İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti ittifaklarını da zorlayacağını düşünüyor. Parlamenter sisteme dönüş tartışmaları da çok revaçta.
MHP ve AKP’yi Siyam ikizi hâline getiren rejimden kabuk değiştirir gibi çıkmaları mümkün değil.
O yüzden böyle bir ihtimal neredeyse yok diyebiliriz.
Bununla birlikte hem cumhurbaşkanlığı hem milletvekili seçimleri için “baraj” çalışması yapıldığına dair bilgi mevcut.
Burada kritik konu MHP lideri Bahçeli’nin de evet demesi. Erdoğan sadece bir konuda rahatlamış gözüküyor.
O da erken seçim.
Hem çözüm sürecinin geldiği boyut hem de transferlerle milletvekili aritmetiğinin geldiği boyut Erdoğan’a erken seçim konusunda ‘elim rahat’ duygusu veriyor. Cumhur İttifakı’nın en zorlandığı konu ekonomi.
Burada da çeşitli adımlar atılacağına dair bilgiler gelmeye başladı.
Ama bu kez durum Nebati gibi bir figürün başa gelip faizlerle oynayarak çözülecek boyutta değil. Çok kapsamlı bir kriz var ve tek bir enstrümanı devreye sokarak yurttaşa nefes aldırma dönemi bitti.
Kökten değişiklik gerekiyor.
Bu da AKP ve Erdoğan’ın boyunu çok aşıyor.
Rejim, hem siyasal hem de ekonomik açıdan çok boyutlu bir krizin tam ortasında.
Yurttaş umudu kesti.
Toplumun tüm dinamik kesimleri değişim istiyor. İktidar, bu koşullarda radikal değişimleri gündeme almaya başladı.
En zayıf olduğu anda ölüm perendesi atmaya kalkıyor. Belki de bu bir tercih değil, mecburiyet.
Erdoğan’ın hali tam da “boşa koydum dolmadı, doluya koydum almadı” durumu.
Belediyelere operasyondan çözüm sürecine, butlandan Trump’a her şeyi deniyor.
Ama bir türlü istediği desteği arkasına alıp “seçim garanti” durumuna geçemiyor.
Nihayetinde iktidar, eriyen toplumsal desteğini masa başı mühendislikleriyle ikame etmeye çalışsa da kaçınılmaz bir gerçekliğe çarpıyor.
Ne seçim yasalarındaki ince ayarlar ne de siyasi manevralar, derinleşen krizin ve sokaktaki değişim arzusunun önüne geçebilmiş değil.
Erdoğan için sıkışmışlık derinleşirken, iktidarda kalma çabası çelişkilerle dolu bir labirente dönüşüyor.
Tünelin sonundaki ışığı ararken atılan her radikal adım karanlığı dağıtmak yerine iktidar için belirsiz bir geleceğe işaret ediyor.