Doç. Dr. Emel Memiş, NATO Zirvesi öncesinde "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla gözaltına alınarak yaklaşık bir ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Feminist iktisat alanında önemli çalışmalar gerçekleştiren Memiş’in tutukluluğu, zirve süreci öncesinde yaşanan baskıları ve gözaltı uygulamalarını gündeme getirdi. Özgürlüğüne kavuşmasına rağmen, tutuklanan birçok kişinin hâlâ cezaevinde olması dikkat çekiyor.
Tutukluluk Süreci ve Suçlamalar
Doç. Dr. Memiş, 23 Haziran sabahı evinde yapılan bir baskınla gözaltına alındı. Suçlamaların hiçbiri somut delillerle desteklenmedi ve kendisi ifade vermesinin ardından 24 saat daha nezarethanede tutularak sonraki süreçte mahkemeye sevk edildi. İçinde bulunduğu durum, çok sayıda benzer vaka ile paralellik gösteriyor. Mahkemede yalnızca beyanı alınan Memiş, haklarında yöneltilen suçlamalara dair bir bilgi sahibi olamamış durumda. Verdiği dilekçeler sonrasında tutukluluğa yapılan itirazların reddedilmesi, hukukun işleyişi noktasında bir belirsizlik yaratmıştır. Memiş'in yaşadığı sürecin çizgisi, hak ve adalet arayışındaki zorlukları gözler önüne seriyor.
Toplumsal Adalet ve Barış Vurgusu
Akademik yaşamında toplumsal adalet ve eşitlik için çalışan Memiş, meslek hayatı boyunca harekete geçirdiği temel prensiplerin şiddet karşıtlığı olduğunun altını çiziyor. Kendini 'bilim insanı, eğitimci ve feminist aktivist' olarak tanımlayan Memiş, çalışmalarında şiddetin kökenleri üzerindeki toplumsal adaletsizliğin giderilmesine odaklandığını dile getiriyor. 2008 yılından bu yana Ankara Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaparken, çeşitli kamu kurumlarında da görevler aldığını belirtiyor. Bu tutumuyla, toplumun refahı ve barışını sağlamayı esas aldığını belirten Memiş, akademik bilgilerini sosyal fayda sağlamak amacıyla paylaşmaktan kaçınmıyor.
Hakikatin Ortaya Çıkması ve Hukuka İnanmak
Serbest kaldıktan sonra yaşadığı deneyimlere dair düşüncelerini paylaşan Memiş, yürütülen soruşturmada hangi somut delillerin esas alındığını bilmek istediğini ifade etti. Hukukun üstünlüğüne olan inancı çerçevesinde, toplumda adaletin sağlanması gerekliliğine vurgu yapıyor. Tutuklama sürecinin nedenlerine dair somut bir gerekçenin herhangi bir aşamada kendisine sunulmaması karşısında hayal kırıklığı yaşıyor. Uzun vadede hakikatin ve adaletin ortaya çıkacağına olan inancı, kendisini toplumsal barış arayışında kişisel ve akademik sorumluluk taşımaya yönlendiriyor.
Kaygılar ve Gelecek Üzerine Düşünceler
Memiş, gözaltı uygulamalarının, baskı süreçlerinin normalleştirilmesinden duyduğu endişeleri ifade etti. Özellikle genç nesillerin bu durumdan olumsuz etkilenmesi ve umutsuzluğa kapılması, onun en büyük kaygılarından biri. Toplumda hukuksuz uygulamaların yaygınlaşmasının, herkesin benzer muamelelere maruz kalacağı bir ortamın doğmasına yol açabileceği düşüncesi, toplumsal bir uyanışı gerekli kılıyor. Bu bağlamda, Memiş'in durumu ve tutukluluk süreci, hukukun ve adalet arayışının önemini yeniden hatırlatıyor.