Kadir İnanır’ın Ardından...

Kadir İnanır'ın vefatı, Türk sinemasının önemli bir kaybı olarak değerlendirilmektedir. Usta sanatçının ardında bıraktığı eserler, Türk kültürüne ve sinema tarihine damga vurmuştur. İnanır, yaşamı boyunca birçok başarılı projede yer almış ve dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. Onun anısına saygı duruşunda bulunarak, sinema camiası ve hayranları tarafından büyük bir özlemle anılmaktadır.

“Selvi Boylum Al Yazmalım” adlı yapımı izlediğimde henüz 18 yaşındaydım ve bu film bana derin izler bıraktı. Filmin sona ermesinin ardından Bakırköy İncirli Sineması’nın merdivenlerinden caddeye doğru çıkarken, zihnimde iki düşünce çarpışıyordu. Öncelikle Cahit Berkay’dan dinlediğim müzik hala keyifle dinlediğim melodiler arasında yer alıyor. İkincisi ise Asya karakterinin (Türkan Şoray) İlyas’ı (Kadir İnanır) değil de Cemşit’i (Ahmet Mekin) tercih etme kararı olmuştu. Bu durum, Yeşilçam sinemasında pek sık karşılaşılmayan bir özelliğe sahipti; başrol erkek oyuncunun ikinci planda kalması oldukça ilginçti.

Filmi Yeniden İzlerken Fark Ettiklerim

Yıllar sonra bir video kaseti aracılığıyla aynı filmi tekrar izlediğimde, aslında çok önemli bir detayı gözden kaçırdığımı fark ettim. Filmin kalbini oluşturan bir replikte Asya, “Sevgi neydi; sevgi iyilikti, dostluktu; sevgi emekti” diyerek İlyas yerine Cemşit’i seçmenin nedenini açıklıyordu. Bu ifade, yapımın temel mesajını ve karakterlerin psikolojik derinliğini anlamam için önemli bir kapı açtı. Sinemada defalarca izlememe rağmen, bu repliği atlamış olmam, filmdeki duygusal bağları daha iyi kavrama gerekliliğini gösterdi.

Kadir İnanır ile Tanışma İlk Günüm

Neredeyse beş yıl sonra Kadir İnanır ile tanışma fırsatım oldu ve bu karşılaşma unutulmaz anlar yaşatmıştı. 1980’lerin başında Ses ve Hayat dergilerinde foto muhabirliği yapıyordum. O dönem, istihbarat şefim Ahmet Olcay, bir film setinde Kadir İnanır’ın fotoğraflarını çekmemi istedi. O günki heyecanımı kelimelerle ifade edemem; o an her şey benim için bulanıklaşmıştı. O gün baskıya giden derginin yayınlanmasıyla, bana en alt kattaki resepsiyon görevlisi Kadir İnanır’ın magazin servisine geleceğini söyledi. Kadir İnanır, klas ve karizmatik duruşuyla içeri girdi, elinde taşıdığı dergiyi masamın üzerine bırakarak “Bugüne kadar Bab-ı Ali’de çekilen en iyi fotoğraflarım. Aferin.” dedi. Bu cümle, bana fotoğrafçılık konusunda şimdiye dek duyduğum en güzel sözlerden biriydi.

Sanatçının Etkisi ve Hatıralar

Zaman geçti ve profesyonel müzisyen olduktan sonra bu sefer Kadir İnanır, bir programımı dinlemek üzere yanımda yer aldı. Program sonrası gece kulübünün vestiyerinde kısa ama keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Benim onu tanıma deneyimim ise 2005’teki “Bütün Çocuklarım” dizisi sayesinde oldu. Kadir İnanır ile Jülide Kural başrolde yer alıyordu ve ben de Jülide’nin doktor ağabeyi rolündeydim. Kadir İnanır, karşılıklı sahnelerimizin öncesinde bana çok yardımcı oldu; çünkü o sırada oyunculuk deneyimim sınırlıydı. Dizideki kamerayla ilgili bilgilerini benimle paylaşması minnettarlık hissetmeme yol açtı. Çatalca’daki çiftlik evi, dizinin çekildiği mekan oldu ve orada hem dizi çekimleri hem de soğuk havayla mücadele ettik. Kadir İnanır sete geldiğinde ise ekipteki enerjiyi anında artırıyordu.

Etkileyici Sohbetler ve Duygusal Bağ

Dizi setinde Jülide Kural ve Kadir İnanır, zaman zaman beni de davet ederek küçük bir restorana götürüyorlardı. O anlarda yaşanan sohbetler, Kadir İnanır’ın yaşam görüşünü ve bakış açısını anlamamı sağladı. Siyasetten felsefeye, ekonomiden dinler tarihine kadar her konuda bilgilerini benimle paylaştı. Gülümsemesi o kadar güzeldi ki, bir gün “Kadir İnanır gülünce sanki dünya gülüyor” şeklindeki bir değerlendirme yaptım. Türk sineması, gerçekten de kaybedecek çok değerli bir oyuncuyu yitirdi. Onu tanıma şansına sahip olanlar, aynı zamanda çok özel bir insanı tanıdılar. Başta Jülide Kural olmak üzere, tüm ailesine ve sevenlerine sabır dilerim.

İLGİLİ HABERLER