Küresel Ticaretin Yeni Yönü: İklim Değişikliği Etkisi Ön Planda!

Dünya ticareti, iklim odaklı bir geçişle 32 trilyon dolarlık dev hacmini sürdürülebilirliğe yönlendiriyor. IISD'nin raporuna göre, 2025 itibarıyla imzalanacak ticaret anlaşmalarının %58'i iklim iş birliğini barındıracak. Bu durum, sınır ötesi rekabetin yeşil enerji ekseninde şekilleneceğini gösteriyor.

Başak Nur GÖKÇAM - Dünya genelinde ticaret hacminin 32 trilyon dolara ulaşması, yeşil dönüşümün önemini artırıyor. Bu dönüşüm, sadece çevresel politikalar veya sosyal sorumluluk projeleriyle sınırlı kalmayarak, uluslararası ticaret ve jeopolitiğin temel bileşeni haline geliyor. Ülkeler, ekonomik büyüme hedeflerini iklim politikaları ile birleştirirken, sınır ötesi mal ve hizmet akışını düzenleyen ticaret anlaşmaları bu süreçte kritik rol oynuyor. Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (IISD) tarafından yapılan analiz, 2025 yılının başından Haziran 2026’ya kadar imzalanan uluslararası ticaret anlaşmalarının büyük çoğunluğunda iklim iş birliğine vurgu yapıldığını gösteriyor.

Uluslararası Ticaret Anlaşmalarında İklim İş Birliği

Yapılan araştırmalara göre, 2025 yılı itibarıyla imzalanan ticaret anlaşmalarının yarısından fazlasında iklim iş birliği konusuna özel bir yer verilmiş durumda. Bu, ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelenin yanı sıra ekonomik stratejilerinde de ortak çalışma gereksinimini göz önünde bulundurduğunu ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra, aynı dönemde imzalanan anlaşmaların üçte birinden fazlası, yenilenebilir enerjiye yönelik hükümler içermektedir. IISD, bu bağlamda ticaret politikalarının iklim ve enerji meseleleriyle bütünleştiğini vurgularken çevrimiçi bir platform olan Trade & Climate Tracker'ı da devreye sokmuş durumda. Bu platform, imzalanan 70’ten fazla uluslararası anlaşmayı izleyerek, hangi alanlarda enerji dönüşümünün desteklendiğini sunuyor.

Öne Çıkan Enerji Stratejileri

Analiz doğrultusunda, incelenen ticaret anlaşmalarının yüzde 58’inde iklim için iş birliği unsurları açıkça belirtilmişken, yüzde 40’ında emisyon azaltımına yönelik ortaklaşa çabaların önemi vurgulanmaktadır. Bu durum, ülkelerin iklim değişikliği ile ilgili tavırlarının ticaret politikalarının merkezine konduğunu gösteriyor. Ayrıca, bu metinlerin yarısından fazlasında ormansızlaşmayı engellemeye yönelik hükümler bulunmakta. Enerji konusu da anlaşmalarda önemli bir yer işgal etmekte; araştırmalara göre, belgelerin yüzde 67’si enerji verimliliği ve elektrik şebekeleri üzerine iş birliği maddeleri içerirken, yüzde 36’sı yenilenebilir enerji yatırımlarına dair düzenlemeler içermektedir.

Kritik Minerallerin Rolü

IISD, yapılan analizde kritik minerallerin de uluslararası ticaretin tartışma gündeminde giderek daha fazla yer edindiğine dikkat çekiyor. İncelenen anlaşmaların yüzde 53’ü, bu mineral kaynaklarına dair hükümler içermekte. Bu anlaşmalar arasında bazıları, bu kaynaklara erişimi güvence altına almayı amaçlarken, diğerleri ise bu minerallerin tedarik zincirlerinin güçlendirilmesine yönelik iş birliğine odaklanıyor. Bu durum, sadece iklim politikalarına odaklı ülkelerle sınırlı kalmayıp, farklı ekonomik ve siyasi önceliklere sahip hükümetlerin bu konulara daha fazla önem vermeye başladığını göstermektedir.

21. Yüzyılda Ekonomik Büyümenin Temeli

IISD'nin Ticaret ve Sürdürülebilir Kalkınma Direktörü Alice Tipping, hükümetlerin 21. yüzyılda büyümenin, kalkınmanın ve sürdürülebilir gelişmenin düşük karbonlu ekonomilere dayanması gerektiğinin bilincinde olduklarını ifade ediyor. Trade & Climate Tracker, bu dönüşümün izlenmesini ve görünür kılınmasını sağlıyor. Ayrıca, AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi küresel tüzükler, ticaretin yeniden şekillenmesine neden oluyor. Bu tür iklim koşullarını içeren ticaret anlaşmaları, ihracatçı ülkeleri üretim süreçlerinde karbonsuzlaşmaya zorlamaktadır.

Türkiye’nin İhracat Perspektifi

Türkiye için, iklim odaklı ticaret anlaşmaları hem riskleri hem de fırsatları beraberinde getiriyor. Türkiye’nin toplam ihracatında Avrupa Birliği’nin payı yüzde 41 oranında. İmalat sektöründe yenilenebilir enerjinin kullanımının artması, Türk sanayisinin bu dönüşüm sürecinde sağlıklı bir pozisyon alması adına önemli bir adım. Ancak, ihracatçıların karbon ayak izlerini azaltmak için yıllık yaklaşık 3.5 milyar dolarlık yeşil yatırım yapması gerekeceği tahmin ediliyor. Bu durum, Türk sanayiinin dönüştürücü etkisi ve uluslararası alandaki rekabet gücü açısından kritik bir önem taşımakta.

İLGİLİ HABERLER