Pire İstilasının Arkasındaki Sosyal Problemler: Toplum Eleştirisi Gündemde!

Göbeklitepe'de yapılan kazılarda, MÖ 9600 dönemine ait karbon testleriyle tarihlenen ve içinde toplumsal kurallar ile adabımuaşeret bilgileri barındıran bir anı defteri keşfedildi. Bu deftere göre, gizemli bir yolcunun günümüzden 200 yıl önce bir mağarada uyuduğu ve yakın dönemde yeniden uyandığı öne sürülüyor. Ancak, yolcunun taklit yeteneği, çarpım tablosunu ezberleme yetisi, en sevdiği gök cismi ve favori tavukçusu gibi detaylar hala bilinmiyor. Bu durum, arkeologlar için heyecan verici bir araştırma konusu oluşturuyor.

Dikkat!

Bu köşede bahsi geçen, ismi zikredilen, kimi zaman yerilen, kimi zaman yerin dibiyle buluşturulan kişi, kurum ve toplulukların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı henüz bilinmemektedir.

Yasal sorumluluk, hatıratın sahibindedir.

Geçtiğimiz ay ismi geçen, bıyığı ağzını kapatmış filozof beyefendinin beşinci kuşak torunları, dedeleri hakkında bilgilerin saptırıldığı iddiasıyla tarafımıza ulaştı.

Tam çöp konteynerının kenarına yastıkaltı altınlarımızı manevi tazminat olarak bırakırken; Friedrich Engels’in hiç evlenmediği bilgisi tarafımıza ulaştı.

Böylelikle 14 ayar, yarım gram külçemizi kurtarıp hatıratın bu ayki çevirisine odaklanabildik.

Velhasıl kendini Engels, Lenin, Nietzsche, Schopenhauer, Frida Kahlo veya Hakan Altun’un torunu olarak tanıtan kişilere itibar etmeyiniz.

Zira hiçbirinin torunu yoktur.Galler’de bir çiftlikte seyis olarak çalışıyorum.

Bu işin görünen kısmı, aslında Ahmet Muhtar Paşa bir ricada bulundu.

El altından Galler’in en iyi atlarını, 93 Harbi’nde savaşan Osmanlı’ya gönderiyorum. İşin ilginç yanı şu, kimsenin benim durumumdan haberi yok; dünya üzerinde ve hiçbir tarihte.

Bu hatırat dışında bir kaydı yok.

Osmanlı’dan nasıl haber aldılar; Ahmet Muhtar Paşa nerede olduğumu, nasıl biliyor ve bana nasıl elçi gönderdi?

Bütün bunları çözebilmiş değilim. Çiftlikte büyük bir pire problemi var.

Pirelere farelerden geçen bir veba virüsü var ki onlardan da biz insanlara bulaşıyor.

Pire ısırığından sonra yapacak pek bir seçeneğiniz yok.

MHRS’den randevu almak istediğinizde, en yakın 263 yıl sonrasına randevu bulabiliyorsunuz.

Ben alırım, o randevuya da yetişir tedavi olurum ama pireler atlara da musallat oldu. Önce her yeri sirkeyle temizledik; evlerin köşelerine, nemli alanlara kül döktük.

Yavaş yavaş ölmeye başladılar ama tehlike geçmedi.

Son çare, en çok yuvalandıkları eski samanları yaktık, kökten çözüm sağladık.

Bana kalsa 21. yüzyılda pireyle mücadelede kullanılan gaz yağını önerirdim.

Böylece malı mülkü ateşe vermek zorunda kalmazlardı ama petrol, zaten yeni yeni bulunuyor.

Buna özel bir önem atfedersem, İngilizler rahat durmaz; Orta Doğu’ya şimdiden girmeye çalışırlar.

Hoş, Viyana’dan aşağı zor inerler ama neyse…“Bir iki gün rahat nefes aldık,” derken, bu sefer öncekinin iki katı bir istilaya maruz kaldık.

Halk sokağa çıkmaya korkar oldu, biz atlara zor yaklaşıyoruz.

Vatandaş toplandı, kontun huzuruna çıkıp rahatsızlığımızı dile getirdik.

Kont, bizi duymadı gibi tepki verdi. Çocuğu pire ısırığından sonra vebaya yakalanıp ölen bir baba, feryat figan anlattı durumu.

Kont ise meseleyle ilgileneceğini söyledi.

Yine de sevindik çıktık.

Fakat ilginç şekilde şatoda hiç pire yoktu.

Güçlü bir ilaçla devamlı temizleme yapıldığını öğrendik güvenlikten.

Bir hafta sonra şehrin tüm billboardlarına kontun pire sorunuyla mücadelesini anlatan reklam resimleri çizildi.

Ve şehrin göbeğine, 10 bin metrekarelik alan üzerine, “Pire Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi” ile “Pire Barınağı” projelerinin temellerinin atılacağı yazıldı.

Sonra işler daha da garipleşmeye başladı.

Bizim mahallede oturmayan bir sürü aristokrat, özel at arabalarıyla gelip yol kenarlarına kurutulmuş toz kandan oluşan pire yemlerini çuvalla kenarlara döküp gitmeye başladı.

Veba iyiden iyiye arttı.

Bu adamlar biraz daha ileri gittiler ve çiftliğin önünde eylem yapmaya başladılar.

Biz pireleri yakarak öldürüyoruz diye cani ilan edildik. “Pire için yorgan yakılmaz!” pankartları açtılar.

Söylemek istediklerini değil ama sözü beğendim, bir kenara not aldım.

Ben, bunu 1970’lerde Anadolu’nun köylerinde milletin kulağına fısıldar, deyime çeviririm.“Minik canlara konak ol!” kampanyası başlattılar. “Bir tel saçın, bir pire cana konak olsun,” dediler.

Sonra bacağı kırıldığı için zıplayamayan pireleri ameliyat ettirmek için para toplamaya başladılar.

Devasa pire yemi fabrikaları kuruldu.

Bunları dinleyince ben bile inanacak gibi oluyorum, “Hayvan düşmanı mıyım yoksa hemen çıkarıp bir bağış yapayım,” diyesim geliyor. “Kedisiydi, köpeğiydi, maymunuydu; bunlar kendilerine hep yiyecek arayıp bulabilir ama pire canlar öyle mi?

Bu garibanların bir beyni yok, beyni olsa eşya taşıyacak kolları yok, varsa yoksa zıplamak… Bir konak olmadan yaşama ihtimalleri yok.

Yani sadece bir canlının sevgisine, merhametine muhtaçlar.”Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

İLGİLİ HABERLER