Politika Servisi Saray rejimi, bir yandan iktidarını konsolide edecek yeni zeminler yaratmaya çalışırken, diğer yandan muhalefet blokunu kendi kurduğu "mayınlı sahada" dağıtacak yeni hamleler geliştiriyor.
Ortadoğu'daki gelişmelerle birlikte ilerleyen ve son olarak çerçeve yasanın kabul edilmesiyle yeni bir aşamaya geçen çözüm süreci de rejimin bu siyaset mühendisliğinin önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Silahların bırakılması ve buna ilişkin yasal düzenlemeler genel olarak olumlu karşılanırken, sürecin demokratikleşme ve kalıcı barış yönünde ilerleyip ilerlemeyeceği konusunda ciddi soru işaretleri gündemde.
Rejimin süreci kendi iktidarını yeniden tahkim edecek bir hatta taşımasına izin verilmemesi, çerçeve yasa tartışmalarının öne çıkan başlıklarından biri oldu.
Bundan sonraki aşamalarda ise muhalefetin nasıl bir tutum alacağı kritik bir başlık olarak değerlendiriliyor.
Siyaset sahnesinde gelinen aşamayı Bölge Araştırma Kurucusu, Sosyolog Semih Turan ve Siyaset Bilimci Ahmet Murat Aytaç ile konuştuk.
TOPLUMSAL MUHALEFET BİRLİĞE HAZIR Siyaset sahnesindeki son dönemki gündemlerin halkın gerçek sorunlarını perdelediğini söyleyen Turan, "Şüphesiz manşet değeri taşıyan, kamuoyunda merak uyandıran gelişmeler bunlar; fakat madalyonun diğer tarafına baktığımızda, vatandaşın gündeminde bu tartışmaların neredeyse hiç karşılığı yok" dedi. "Toplum, amiyane bir tabirle söylemek gerekirse, bu siyasi mühendislik hamlelerini "umurunda bile olmayacak" kadar derin bir ekonomik ve sosyal krizle mücadele ediyor.
Gerçekleştirdiğimiz araştırmalar ve saha ölçümleri, tabloyu net bir şekilde ortaya koyuyor" diyen Turan şöyle konuştu: "Vatandaşların yaklaşık yüzde 40’ı, en temel ihtiyaç maddelerini dahi karşılamakta zorlandığını beyan ediyor.
Yüzde 35’lik bir kesim ise kazancıyla ancak temel ihtiyaçlarını ucuna ulaştırabildiğini söylüyor.
Bu iki oranı bir araya getirdiğimizde karşımıza yüzde 75’lik devasa bir kitle çıkıyor.
Toplumun dörtte üçü derin bir yoksulluk cenderesinde. İnsanlar artık günlük hayatlarında karınlarını doyurabilmenin mücadelesini veriyor.
Sokakta bir an önce değişim ve erken seçim talebi yükselirken, toplum sandığa güvenle bakabileceği güçlü bir irade görmek istiyor.
Bu iradenin ve başarıya ulaşmanın tek bir formülü var: Birleşik ve Kararlı Muhalefet Bloğu" Farklı siyasi aktörler bu yapıyı çeşitli isimlerle tanımlıyor olabilir.
Temelde toplumsal muhalefetin tüm unsurları böyle bir birlikteliğe hazır durumda.
Burada gözler, muhalefetin amiral gemisi konumundaki Yeni Parti’ye çevrildi.
Toplumsal taban, bu yapının bir an önce harekete geçerek tarihi adımı atmasını bekliyor.
SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİ HEDEFLENMELİ Mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde zafer kazanmanın önünde %50+1 gibi somut bir bariyer bulunuyor.
Yapılan siyasi hamle ne olursa olsun, bu kural sabit.
Dolayısıyla bu engeli aşmanın tek yolu; seçimi beklemeden, çok daha önceden kurulacak siyasi ve ilkesel bir birliktelik.
Söz konusu olan yalnızca bir "seçim ittifakı" değil, sistemi dönüştürmeyi hedefleyen kararlı bir siyasi blok olmalı. İktidar bloğu ise halkın reel sorunlarına kalıcı çözümler üretmek yerine, gündemi yönlendirecek araçlar bulmakta zorlanmıyor.
Geçmişte onlarca kez çıkarılan "eve dönüş" benzeri yasalar ya da gündeme getirilen çerçeve yasalar, Türkiye siyasetinin bilinçli ve planlı bir biçimde domine edildiğini gösteriyor.
Gelecek döneme ilişkin öngörüm; iktidarın masaya radikal anayasa değişikliklerini, hatta sistem reformlarını getireceği yönünde.
Ne ekonomi politikalarında ne de diğer alanlarda kök sorunları çözmeye yönelik somut bir irade göremediğimiz için, siyaset mühendisliğine devam edilecek. İktidarların önünde kullanabileceği en elverişli enstrüman ise anayasa değişikliği olacak gibi gözüküyor.
Ancak iktidarın gündem saptırma stratejilerine karşı toplumun %75’inin yaşadığı yakıcı ekonomik gerçekliği merkez alan, %50+1 bariyerini aşacak ortak bir akılla hareket eden "Birleşik Muhalefet" anlayışı, dönemin en acil ihtiyacı olarak karşımızda duruyor.
SİYASAL GÜNDEMİN ÖRGÜTLENMESİ GEREKİYOR Siyaset Bilimci Ahmet Murat Aytaç da iktidarın önümüzdeki dönemde temel gündemini çerçeve yasa ve "sivil anayasa" tartışmaları üzerinden belirlemeye çalışacağını belirtti.
Muhalefetin bu süreçte etkin bir aktör olabilmesi için iktidarın kendi belirlediği sorulara cevap vermek zorunda bırakacak alternatif ve sürekli bir kamu gündemi kurması gerektiğini söyleyen Aytaç, şu ifadelere yer verdi: "Araştırmalar gerçekten de hayat pahalılığı, konut, eğitim, sağlık veya adalet konularının geniş toplumsal kesimler için birincil önemde olduğunu gösteriyor.
Peki, buna rağmen neden temel gündem maddeleri olarak öne çıkmıyorlar?
Bir meselenin toplum açısından önemli olması, onun otomatik olarak siyasal gündemin merkezine yerleşmesini sağlamaz; siyasal gündemin örgütlenmesi gerekir.
Ekonomi rutin bir süreçtir ve göstergeler olay üretmez.
Hayat pahalılığı dün vardı, bugün var ve yarın da var olacak; insanlar kanıksamış durumdalar.
Oysa mahkemenin karar vermesi veya örgütün silah bıraktığını açıklaması bir olay yaratır, yenilik üretir.
Olaylar, insanların gündelik hayatlarında birebir bir etki yaratmasalar da güç dağılımını belirledikleri için stratejik ağırlığı yüksek konulardır.
Buradan bakınca muhalefetin yapması gereken şey, ekonomiyi olaylaştırmak, kurumsallaştırmak ve siyasal çatışmanın merkezine taşımaktır.
Buradaki "olaylaştırma"dan kastım yapay krizler üretmek değil, kronik bir sorunu veri, teklif, kampanya ve somut mücadele alanları üzerinden düzenli olarak siyasal dikkat konusu hâline getirmektir.
Ancak bunu yapmak da tek başına yeterli değildir; muhalefetin aynı zamanda bu gündemi kendi çözüm kapasitesi ve siyasi yeterliliğiyle ilişkilendirmesi gerekir.
Kısacası, bir sorun halkın gündelik hayatında görünür hâle geldiği için kendiliğinden siyasal gündem olamaz; gündemin siyasal örgütlenmesi ve bu gündemin siyasi sahipliğinin kurulması gerekir."