Şehrin, Osmanlı idaresi altındaki dönemde, en büyük camilerinden ve en önemli anıtsal yapılarından bir tanesi Selim Paşa Camii idi. “İdi” diyoruz çünkü bölgedeki Osmanlı mirasının önemli bir parçası olan ve bu kartpostalda olduğu gibi 1930’lu yıllara ait birçok Silistre kartpostalını süsleyen bu güzel cami, maalesef günümüze ulaşamadı.1827-1828 Savaşı sırasında Silistre’yi ele geçiren Rusların, 1836’da şehirden çekilmesinin ardından; Vali Selim Paşa, yarısı yıkılmış olan şehrin ortasına büyük, ihtişamlı ve tek kubbeli bir cami yaptırdı.
Tuna nehrinin karşı kıyısındaki Romanya topraklarından bile rahatlıkla görülebilen bu cami, Silistre’deki Osmanlı varlığını çok açık biçimde yeniden ortaya koydu.İsmini banisi olan Vali Selim Paşa’dan alan yapı, aynı zamanda Bayraklı Camii olarak da bilinmektedir. “Bayraklı” ismiyse caminin minaresinde veya yakınında bir bayrak direği bulunmasından kaynaklanmaktadır.
Selim Paşa Camii için farklı rivayetler zikredilse de genel olarak 18. yüzyıl sonu veya 19. yüzyıl başında inşa edildiği kabul edilir.
Bir taş levha üzerindeki yazıya göre 1822 yılında inşa edilmiştir. Şehrin eski Türk sakinlerine göreyse Sultan Üçüncü Selim döneminde yapılmıştır.
Buna karşılık, diğer bazı kaynaklarda, 1837-1838’de inşa edildiği söylenmektedir.
Caminin, kare şeklinde tabanlı, pandantifler üzerine oturtulmuş kubbeli bir ibadethanesi vardı.
Kubbe kurşunla kaplıydı.
Giriş holü, binanın kuzeybatı tarafında yer alıyordu ve ana binanın uzantısı gibi tasarlanmıştı.
Ancak daha alçak ve ayrı bir çatıya sahipti. İki gövde arasındaki büyük yükseklik farkı, bu ibadethanenin ihtişamını vurguluyordu.
Tek şerefeli minaresi, girişin sağ tarafında yükseliyordu.
Alt kısmı, ibadethanenin güneybatı duvarının kuzey ucuna bitişikti.
Selim Paşa Camii, Güney Dobruca’nın Romanya devleti sınırlarında yer aldığı 1941 yılına kadar önemli bir kültür ve eğitim merkeziydi.
Buna paralel olarak, Romanya ordusu ve polis teşkilatında bulunan Güney Dobrucalı Türkler ve Müslümanlar bile kendi geleneklerine göre giyinme ve tüm âdetlerini yerine getirme hakkına sahipti.
Cami, Güney Dobruca’nın Bulgaristan’a ilhakından sonra da önemini korudu.
Ancak söz konusu hadiseden sonra Güney Dobrucalı Türk ve Müslümanların tüm ayrıcalıkları ellerinden alındı.
Hâl böyle olunca Güney Dobruca’daki Türkler ve Müslümanlar, Bulgar devletinden daha ziyade, Romanya devletine bağlılık hissediyordu ve bu durum Bulgarları endişelendiriyordu. 1943’te bu duygularla, caminin yıkılmasına ve sınır bölgelerinde yaşayan Türk ve Müslümanların, ülkenin iç kesimlerine gönderilmesine karar verdiler.
Ancak yıkılan sadece dört duvar değil, dinî, tarihî ve toplumsal hafızayla birlikte kültürel miras ve kentsel kimlik oldu.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.