Umut Can FIRTINA Avrupa, Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük paradigma değişimini yaşıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın transatlantik ittifakı NATO’daki “yük paylaşımı” baskısı ve tırmandırılan “Rusya tehdidi” algısı, kıtanın siyasi, ekonomik ve endüstriyel önceliklerini temelden sarsıyor. “Gelecek savaş” anlatısıyla benzeri görülmemiş bir hızda silahlanma döngüsüne giren Avrupa, rotayı “savaş ekonomisine” kırdı.
Ancak bu dönüşüm kemer sıkma politikaları, devasa borçlanmalar, artan yoksulluk ve sosyal haklarda yapılan kesintilerle birlikte toplumsal bir öfkeyi de beraberinde getiriyor. MİLYARLAR SİLAHLARA Avrupa’daki “barış dönemi” sona ererken bu güvenlik odaklı yeniden inşa, hükümetleri savunma bütçelerini güçlendirmek ve ortak askeri kapasiteyi geliştirmek amacıyla milyarlarca avroluk ek harcamalar yapmaya yöneltti. Veriler, bu güvenlik odaklı yeniden inşanın faturasının şimdiden kesildiğini gösteriyor. 32 üye ülkeden Baltık ülkeleri Estonya, Letonya, Litvanya ile Polonya ve Yunanistan en yüksek harcama seviyelerine ulaşmış durumda. Özellikle Polonya, %4,48’lik pay ile ABD’yi geride bıraktı.
AB genelinde savunma harcamalarının GSYİH içindeki payı ise 2025’te %2,5’e yükseldi. Ancak bu “savaş bütçeleri”, devasa borçlanmaların yanı sıra sivil altyapı projelerinde, sosyal hizmetlerde ve refah programlarına aktarılabilecek kamu kaynaklarında büyük kesintileri de beraberinde getiriyor. DEVASA BORÇ SARMALI Kıtanın lokomotifi Almanya’da Friedrich Merz hükümeti, 2027 yılı için 555,4 milyar avroluk rekor bir bütçe taslağı hazırladı. 203,6 milyar avroluk yeni borçlanma öngören taslakta, savunma harcamalarına ayrılan payın 2030’a kadar 183,7 milyar avroya çıkarılması planlanıyor.
Federal Meclis onayını bekleyen bütçede, Ukrayna’ya doğrudan askeri destek için 11,6 milyar avro ayrılırken, bütçe açığını kapatmak için sağlık harcamalarında milyarlarca avroluk kesinti ve prim artışları öngörülüyor. DÖNÜŞEN SANAYİDE KIYIM Bu yüksek borçlanma seviyesine rağmen, 2028-2030 dönemini kapsayan orta vadeli mali planda hala yaklaşık 107 milyar avroluk bir bütçe açığı bulunuyor. Almanya’nın II.
Dünya Savaşı sonrası kurduğu ihracat odaklı üretim modeli de kıtadaki yeniden silahlanmaya hizmet edecek tarihi bir dönüşümden geçiyor.
Berlin yönetimi ülkeyi kıtanın silah deposu haline getirmeye çalışırken, imalat sanayinde her ay yaklaşık 15 bin kişi işini kaybediyor.
Otomotiv devi Volkswagen, “küresel pazarda rekabet” gerekçesiyle 100 bin kişiyi işten çıkarmayı ve dört fabrikasını kapatmayı tartışıyor. İşgücü ve kaynaklar, halkın refahından alınarak hızla büyüyen savunma sektörüne yönlendiriliyor. Sivil üretim can çekişirken silah üreticileri ise altın çağını yaşıyor.
Almanya’nın en büyük silah üreticisi Rheinmetall, sipariş defterini 40 milyar avronun üzerine çıkararak rekor kırdı. Ülkede sosyal devletin tabutuna son çiviyi çakılırken işçi sınıfı sadece işini değil geleceğini de savunmak için direnişi büyütüyor. HAKLAR BUDANIYOR Kıtanın bir diğer büyük ekonomisi Fransa’da da silahlanma, mali disiplini terk edilerek ve borç sarmalına girilerek çözülmeye çalışılıyor.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, savunma bütçesini iki katına çıkarma hedefini üç yıl öne çekerek 2027 yılına revize etti.
Savunma harcamalarının GSYİH’deki payını 2029’a kadar %3,5’e çıkarmayı hedefleyen Paris, bu süreçte mali disiplini terk ederek borç sarmalına girdi.
Bütçe tartışmalarının hükümetleri düşürdüğü Fransa’da, sosyal devlet giderek küçülüyor.
Sosyal yardımların daraltıldığı ve hakların ağır koşullara bağlandığı ülkede yoksulluk, toplumsal bir sorun olmaktan çıkarılıp bireysel bir “başarısızlık” alanına itiliyor. Avrupa’da barış dönemi sona ererken, halklar silahlanma yarışının ağır ekonomik bedeliyle karşı karşıya bırakılıyor.