Nadir kitap koleksiyoncusu Wilfrid Voynich, 1912 yılında İtalya’daki bir Cizvit manastırında gerçekleştirdiği alımla tarihin en büyük bulmacalarından birini gün ışığına çıkardı.
On beşinci yüzyıla ait olan bu el yazması, ne bilinen bir yazar adına ne de okunabilir bir alfabetik sisteme sahipti.
Eserin sayfalarını çevirenler, dünyada eşi benzeri görülmemiş garip bitki çizimleri, insan figürleri ve karmaşık astrolojik sembollerle karşılaşıyordu.
Aradan geçen bir asır boyunca dünyanın en yetenekli şifre çözücüleri ve dil bilimcileri metni okumak için yoğun mesai harcasa da, bugüne kadar tek bir anlamlı kelime dahi elde edemediler.El yazmasının sunduğu bu sıra dışı görsel ve yapısal özellikler, uzmanları iki farklı düşünce akımına yöneltti.
Kimi araştırmacılar bu eseri kayıp bir uygarlığın bıraktığı çözülmeyi bekleyen gizli bir bilgi hazinesi olarak değerlendiriyor.
Diğer kesim ise eserin hiçbir anlam barındırmadığını, bilerek karmaşık tasarlanmış kusursuz bir insan yapımı sahtekarlık olduğunu savunuyor.
Eserin içerdiği esrarengiz imgeler ve dilin çözülemeyen yapısı, kitabın kökenine dair tartışmaların alevini her geçen gün daha da artırıyor.Bugün bile kütüphanelerin ve araştırmacıların en çok merak ettiği objelerin başında gelen bu el yazması, meraklılarını peşinden sürüklemeyi sürdürüyor.
Tarihin tozlu raflarından bugüne uzanan süreçte, gelişen teknolojiye ve yapay zeka destekli analizlere rağmen kitabın diline dair kesin bir sonuca ulaşılamadı.
Uzmanların bir kısmı gelecekteki gelişmiş yöntemlerin metnin sırrını aralayacağına inanırken, bazıları ise eldeki verilerin sadece ustaca kurgulanmış birer aldatmaca olduğunu yineliyor.
Voynich el yazması, barındırdığı derin bilinmezlikle beraber günümüzde de gizemini korumaya devam ediyor.