Yoksul Vatandaşlar İki Kat Ücretle Karşılaşıyor!

Yoksullara yönelik mali yükler artıyor; birçok aile, zorunlu harcamalar karşısında birden fazla faturayla karşılaşmak zorunda kalıyor. Ekonomik koşulların zorluğu, düşük gelirli bireyleri derinden etkileyerek, temel ihtiyaçlarını karşılamada zorluk yaşamalarına neden oluyor. Bu durum, sosyal adaletsizlik ve eşitsizlik sorunlarını da beraberinde getiriyor.

2016 yılı 6 aylık resmi enflasyon oranının (yüzde 17,76) belli olmasıyla birlikte on milyonlarca işçi, memur, emekli ve sosyal yardım alan yurttaşın gelirlerinin kaderi de belli oldu.

Geçen haftaki (29 Haziran 2026) “Pahalılık var ücret artışı yok” başlıklı BirGün yazımda özellikle işçilerin ve memurların yaşayacağı büyük şoku, 19 milyon işçinin temmuz ayında sıfır zam alacağını ve memurların resmi enflasyonun bile altında artış alacağını anlatmıştım.

Asgari ücrete ara zam yapılmadığı için 19 milyon civarında işçi 2026 yılının ikinci yarısını aynı ücretle geçirecek.

Kamu görevlileri ve onların emeklileri ise ( 6 milyondan fazla) resmi enflasyondan 4,24 puan az artış alacak.  Ancak asgari ücretin artmamasının ve memurların resmi enflasyonda düşük zam almasının faturası sadece bu kesimlerle sınırlı değil.

Sosyal yardım alan milyonlarca yurttaşın kaderi de bu iki faktöre bağlı.

Temmuz ayında sadece işçiye ve memura değil yoksulluk yardımlarına muhtaç milyonlarca yurttaşa da büyük fatura kesildi.

Gelin yakından bakalım.  ASGARİ ÜCRET: YOKSULLUĞUN CETVELİ 2026’nın ikinci yarısında çeşitli adlar altında yoksulluk yardımı alan ya da almak için sıra bekleyen veya başvurmayı planlayan milyonlarca hane için iki kötü haber aynı zarfta geldi.

Biri, yardıma başvurmayı ve almayı zorlaştırdı, diğeri ise sosyal yardım alanların eline geçen parayı eritti.

Her iki faturanın da adresi aynıydı: Milyonlarca yoksul yurttaş ve hane!  Defalarca tekrarladığım gerçeği bir kez daha vurgulamam gerek: Türkiye’de asgari ücret, yalnızca milyonlarca işçinin eline geçen ücret, yaygın veya adeta ortalama ücret değildir.

Asgari ücret özel sektördeki diğer ücretler için de bir çıpadır.

Asgari ücretten çok ücret alan çalışanın kaderi de — kendisi farkında olmasa da— asgari ücrete bağlıdır.

O nedenle temmuz ayında sadece asgari ücretle çalışanlar değil neredeyse tüm özel sektör işçileri –sendikalı işçiler hariç— zam alamayacak.  Öte yandan asgari ücret aynı zamanda hükümetin yoksulluğu ölçtüğü fiili bir cetveldir.

Sosyal yardımların büyük bölümünde “kim muhtaçtır, kim değildir” sorusunun yanıtı doğrudan asgari ücretin bir oranına bağlanmıştır.

Dolayısıyla asgari ücreti artırmak –ya da artırmamak— yalnızca çalışanın bordrosunu değil, yardımla ayakta duran milyonlarca hanenin ve yurttaşın kaderini de belirler.

Asgari ücret dondurulduğunda donan şeylerden biri de yoksulluğun cetvelidir.

Hükümet asgari ücreti artırmadığında yoksulluğun cetvelini aynı tutmuş oluyor.

Ardından bu cetvele göre yoksul sayılanlara yapılacak yardımın neye göre belirleneceğine sıra geliyor.

Bunun da kilidi memur maaş artışıdır.  TEK ZARFTA İKİ FATURA Yoksullara birinci fatura, kapıda kesiliyor.

Yoksulluk yardımlarının kapısını bir “gelir testi” açar ve testin cetveli asgari ücrettir. 65 yaş ve engelli aylıklarında veya sosyal ve ekonomik destekte (SED) hane içinde kişi başına düşen gelirin net asgari ücretin üçte birinden –2026 için 9 bin 358,50 TL— az olması gerekir.

Evde bakım yardımı için sınır net asgari ücretin üçte ikisidir; 18 bin 717 TL.  Genel Sağlık Sigortası’nda (GSS) ise durum daha da somuttur: Hiçbir sosyal güvencesi olmayan bir kişinin ücretsiz sağlık hakkı, hane içinde kişi başına düşen gelirin brüt asgari ücretin üçte birini —yaklaşık 11 bin 10 TL— aşıp aşmadığına bağlanmıştır (5510 sayılı Kanun).

Bu çizginin altında kalanların —resmî deyişle “G0” grubunun— sağlık primini devlet öder; muayene, tahlil ve ilaç ücretsizdir. Çizginin bir adım üstüne çıkan “G1” grubu ise primi kendisi ödemek zorundadır: GSS primi 2026’da ayda yaklaşık 1.982 TL’dir.

Kısacası bu eşik, ücretsiz sağlıkla aylık iki bin liraya yakın bir prim borcu arasındaki incecik sınırdır.

Bu kişisel bir ayrıntı değildir.

Bakanlığın 2025 verilerine göre, geliri bu çizginin altında kaldığı için sağlık primi devletçe ödenen yurttaş sayısı 8,2 milyondur.  Yukarıdaki bu eşiklerin hepsi asgari ücrete kilitlidir.

Asgari ücret artmadığında bu eşikler sabit kalır.  GSS prim borcunun yoksullar için ciddi bir yük olduğu bilinmektedir.

Sorunun vahim boyutlara ulaşması nedeniyle geçmişte çeşitli dönemlerde GSS prim borçlarına yönelik af ve yapılandırma düzenlemeleri yapıldı.  Bilindiği gibi Temmuz 2026’da asgari ücrete zam yapılmadı.

Asgari ücret 2026 yılı için sabit kaldı, dondu.

Asgari ücret donunca sosyal yardım eşiklerinin tamamı olduğu yerde kaldı.

Oysa aynı Temmuz’da işçi ve Bağ-Kur emekli aylıkları, altı aylık resmi enflasyon kadar, yüzde 17,76 artarken, memur ve memur emekli aylıkları yüzde 13,52 oranında arttı.

Yani yardım eşiği olan asgari ücret yerinde sayarken, yardım alan hanelerin içindeki emek ve emekli gelirleri yükseldi.

Sonuç paradoksal ama bir o kadar acımasız oldu: Geliri zaten resmi enflasyon kadar veya enflasyonun gerisinde bir miktar artan bir hane, kâğıt üzerindeki eşik (asgari ücretin oranı) hiç kımıldamadığı için birden “fazla gelirli” sayılıp sosyal yardım sisteminden kapı dışına düştü.  Somut örneklerle anlatayım: Bir engelli birey, annesi ve emekli babası.

Hanenin tek geliri, babanın 27.000 TL’lik SSK emekli aylığı olsun. 2026’nın ilk yarısında kişi başına gelir 9.000 TL ve eşiğin (9 bin 358,50 TL) hemen altında, dolayısıyla engelli aylığı bağlı.

Temmuz ayında emekli aylığı yüzde 17,76 artıp 31 bin 796 TL’ye çıkıyor; kişi başı gelir 10 bin 599 TL oluyor.

Eşik ise donduğu için 9 bin 358,50 TL’de sabit.

Hane artık eşiğin üzerinde ve bu yüzden engelli aylığı kesiliyor.

Aileye giren birkaç bin liralık nominal artış, ondan çok daha değerli bir sosyal hakkın kaybıyla sonuçlanıyor.

Aynı durum engelli bakım yardımı için de söz konusu.

Engelli ve emekli anne, emekli oğlu ve oğlunun eşi. 24 biner lira emekli aylığı (toplam 48 bin TL) geliri olan bu hanenin kişi başına geliri 16 bin TL olduğu için engelli bakım yardımı alabiliyordu.

Ancak emekli aylıklarındaki artış nedeniyle kişi başına aylıkları 18 bin 841 TL’ye yükseldiği ve 18 bin 717 TL eşiği aştığı için —kişi başına gelirleri yaklaşık 125 lira arttığı için— bu hane yaklaşık 16 bin liralık bakım desteğinden yoksun kalacak.  İKİNCİ FATURA İkinci fatura, kapıdan geçmeyi başaranlara kesiliyor.

Yoksulluk yardımlarının önemli bir bölümünün artışı —65 yaş aylığı, engelli aylıkları, engelli aylığı, evde bakım desteği ve sosyal ve ekonomik destek (SED)— asgari ücrete değil, memur aylık katsayısına endekslidir.

Temmuz 2026’da bu katsayı, yüzde 7 toplu sözleşme zammı ile yüzde 6,09 enflasyon farkının birleşimiyle yüzde 13,52 arttı.

Ne var ki aynı altı ayda resmi enflasyon oranı yüzde 17,76’ydı.

Aradaki 4,24 puanlık fark, yardımların reel değerinden doğrudan düşüldü.

Daha net bir ifadeyle sosyal yardımların artışı resmi enflasyonun 4,24 puan altında kalmış oldu.

Miktara dökelim. 65 yaş aylığı 2026 yılının ilk yarısında 6 bin 393 TL’ydi.

Kâğıt üzerinde alım gücünü koruması için en azından resmi enflasyon kadar, yani yüzde 17,76 artıp 7 bin 528 TL olması gerekirdi.

Oysa yüzde 13,52 artıp 7 bin 257 TL’de kaldı.

Aradaki fark ayda 271 TL.

Bunun anlamı aylığın reel değerinde yaklaşık yüzde 3,6’lık bir erimedir.

Aynı oranlı erime, evde bakım desteğinde ayda yaklaşık 590 TL’ye karşılık gelir.

Bunlar, zaten açlık sınırının çok altında olan sosyal yardım gelirlerinden yapılan ekstra kesintilerdir.  Kısaca yoksulların bir bölümü eşiğin üstüne çıktığı için -asgari ücretin artmaması- sosyal yardım sisteminden dışlandı.

Bir bölümü ise içeride kaldı ama aldıkları sosyal yardımlar enflasyonun altında kaldı.  SOSYAL YARDIMLARDA VAHİM TABLO!

Veriler sosyal yardımlara muhtaç vatandaşın kitlesinin büyüklüğünü ve vahametini gösteriyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 2025 Faaliyet Raporu’na göre 2022 sayılı Kanun kapsamında yaşlı aylığı alan 800 bin, engelli aylığı alan yaklaşık 608 bin (yüzde 70 ve üzeri 279 bin, yüzde 40–69 arası 329 bin) ve 18 yaş altı engelli yakını aylığı alan 89 bin kişi bulunuyor; yalnızca bu tek sistem yaklaşık bir buçuk milyon yurttaşı kapsıyor.

Buna evde bakım desteğiyle yaşamını sürdüren yaklaşık 517 bin ağır engelli eklendiğinde sayı iki milyona dayanıyor.

Daha da çarpıcı gerçek ise, geliri asgari ücretin üçte biri çizgisinin altında kaldığı için sağlık primi devletçe ödenen (G0) yurttaş sayısının 8,2 milyon olmasıdır.

Türkiye’de toplamda yaklaşık 4 milyon hane sosyal yardımlardan yararlanıyor.

Bütün bu kitlenin muhtaçlık kapısı tek bir cetvele —asgari ücrete bağlıdır.

Asgari ücret donduğunda yoksulluk cetveli de donuyor.

Haneye giren diğer gelirlerdeki küçük bir miktar artış olduğunda sosyal yardımlardan yararlanmak mümkün olmuyor.  ÇİFTÇE KISKAÇ! İşte yoksulun sırtındaki çifte kıskaç budur.

Bir yandan donmuş asgari ücret eşiği, sosyal yardım kapısını daha çok haneye kapatıyor; öte yandan enflasyonun gerisinde kalan katsayı, içeride kalanın yardımını eritiyor.

Kapsam daralıyor, miktar geriliyor; ikisi birden en savunmasız hanede birleşiyor.

Bunun tek bir adı var: Yoksulun daha da yoksullaşması.

AKP hükümetinin asgari ücreti dondurma kararı çoğu kez yalnızca çalışanların meselesi gibi anlaşılıyor; oysa gördüğümüz gibi faturası, ücretli emekle teması çoktan kesilmiş milyonlarca yaşlıya, engelliye, bakıma muhtaç bireye de çıkar. Çünkü asgari ücret bu ülkede yalnızca bir ücret değil, yoksulluğun ölçüldüğü cetveldir; o cetvel dondurulduğunda, en yoksulun hakkı da donar.  Bu tabloyu “aktüeryal denge” “mali disiplin” veya “denk bütçe” gibi neoliberal bir dille savunmak kolaydır: Piyasacıların ve liberallerin pek sevdiği tekerleme ile kaynak kıt, hedefleme şarttır.

Oysa hangi kalemin hangi değişkene bağlanacağı teknik değil, bölüşümsel bir tercihtir.

Mesele kaynak değil, kaynakların nasıl dağıtılacağıdır.

Yardımın tutarını bastırılmış bir kamu görevlisi maaş katsayısına, hak kapısını da siyaseten dondurulabilen asgari ücrete kilitlemek, yoksulun payını, pazarlık gücünün en zayıf olduğu iki değişkenin insafına bırakmak demektir.

Buradaki sınır ekonomik değil, sınıfsaldır.

Nitekim tüm kamu kurumlarının 2025’teki toplam sosyal yardım harcaması 587 milyar TL, yani GSYH’nin yalnızca yüzde 0,94’ü kadardı.

Sorun kaynağın yokluğu değil, kaynağın kime, hangi cetvelle ayrıldığıdır. 4 milyondan fazla hane ve 10 milyondan fazla yurttaş için ayrılan sosyal yardım 587 milyar TL oldu.

Oysa 2025 yılında merkezi yönetim bütçesinden faiz ödemeleri için ayrılan kaynak 2 trilyon 54,4 milyar liradır.

Kısaca faize sosyal yardımların 3,5 katı harcama yapılmış. Çözüm bellidir.

Hem muhtaçlık eşiği hem yardım tutarı; dolaylı ve dondurulabilir değişkenlere değil, doğrudan ekonomik büyüme ve insan onuruna yaraşır bir geçim sınırına, gecikmesiz ve tam olarak endekslenmelidir. Öte yandan bütçeden ve GSYH’den yoksullar için ayrılan kaynaklar kayda değer oranda artırılmalıdır.

Aksi hâlde her asgari ücreti artırmama veya memurlara düşük zam yapılması kararları yalnızca işçinin ve memurun değil, o kararın adını bile duymamış milyonlarca yaşlının, engellinin, muhtaç hanenin cebindeki gelirinin sessizce uçması demektir. 

İLGİLİ HABERLER