MevzuRize Filmleri ve Dizileri 2026

27 Temmuz 2026 Haftası Önerileri


Hayatımın Şarkısı (Power Ballad)

Vizyon tarihi: 24 Temmuz 2026

Mavi ışıklarla aydınlatılmış bir sahnede, enerjisiyle gülümseyen Paul Rudd sol tarafta dururken, sağda düşünceli bir ifadeyle alnına dokunan Nick Jonas, enstrümanlar ve mikrofon önünde izleyicilerle buluşarak sinema ve müzik dünyasından keyifli bir sahne sunuyor.

Özellikle 2006 yılında yönettiği “Bir Zamanlar” (Once) adlı filmiyle tüm dünyada dikkat çeken İrlandalı yönetmen John Carney, sonra çektiği “Yeniden Başlamak” (Begin Again) ve “Sing Street” filmleriyle de müziğin insanlar arasında nasıl etkili bir iletişim aracı olduğunu anlatıp durdu. Yönetmenin en son filmi “Hayatımın Şarkısı” ise bu hafta vizyonda izlenebiliyor.

İrlanda’da düğünlerde sahneye çıkan, 80’lerin ve 90’ların popüler şarkılarını çalan bir rock grubunun solisti olan Amerikalı Rick Power, gençken İrlandalı bir kadınla aşk yaşayıp, kızının doğumundan sonra da rock yıldızı olma hayallerinden vazgeçmiştir. Çaldıkları bir düğünde gelin ve damadın arkadaşı olan yeni ünlü bir şarkıcı olan Danny ile tanışır. O gece tek şarkı için birlikte sahneyi paylaşırlar ancak sonrasında da birbirleriyle çok iyi anlaşıp bütün gece içki içip müzik yaparlar.

Kırmızı bir film afişinde, Power Ballad adlı filmin başrol oyuncuları Paul Rudd ve Nick Jonas, sırt sırta durarak rock müzisyenlerini canlandırıyor; sol tarafta siyah deri ceketli Paul Rudd elektrogitarını tutarken tutkuyla şarkı söylüyor, sağ tarafta açık renk ceketli Nick Jonas ise mikrofonuyla yoğun bir şekilde vokal yapıyor ve bu görsel, bir sinema eleştirmeninin müzik temalı film önerileri listesine yakışan güçlü bir rock baladı atmosferini yansıtıyor.

Danny Amerika’ya döndüğünde o gece Rick’in ona dinlettiği yarım kalmış şarkısını kendi bestesiymiş gibi yeniden düzenler ve şarkı dünya çapında büyük bir hit olur. Tabii ki bir süre sonra şarkının popülaritesi İrlanda’ya kadar ulaşacak ve Rick’i harekete geçmeye zorlayacaktır.

“Hayatımın Şarkısı” iki farklı kuşağın müzik üzerinden hem anlaşması hem de bocalamasını sıcak bir olay örgüsü üzerinden başarıyla anlatıyor. Filmin tatlı ve dengeli komedisi büyük ölçüde Rick’i canlandıran Paul Rudd’un enerjik performansından çıkıyor aslında. Jonas Brothers grubunda parlayan sonra oyunculuk da yapan Nick Jonas da yeni kuşak pop yıldızı olarak gayet inandırıcı. Çok büyük beklentilere girmeden, kolayca izleyip tatlı duygularla salonu terk edeceğiniz samimi bir film “Hayatımın Şarkısı”.

Flora ve Oğlu (Flora and Son)

İzleyebileceğiniz Platform: TV+

Sırtında siyah gitar kutusu taşıyan genç bir kadın ile siyah şapka ve şişme mont giymiş, boynunda kulaklık olan bir çocuk, şehir manzaralı bir yolda yan yana yürürken görüntüleniyor; kadının düşünceli bakışları ve çocuğun doğrudan ileriye dönük duruşu dikkat çekiyor.

Yönetmen John Carney, “Hayatımın Şarkısı”ndan hemen önce Apple+ için yine müziğin de ana karakterlerden biri olduğu tatlı bir dram çekmişti: “Flora ve Oğlu” geçtiğimiz günlerde TV+ platformuna eklendi.

İrlanda banliyösünde iletişim sorunu yaşadığı ergen oğluyla yaşamaya çalışan bekar anne Flora’yla tanışıyoruz önce. Müzisyen kocasından ayrıldığından beri sosyal ve maddi sıkıntılar yaşayan Flora polisle başı derde girmeye başlayan oğlu Max ile de sürekli atışmakta. Bir gün eski bir gitar bulur Flora ve oğluna hediye etmek ister. Max gitar çalmayı istemiyordur ama Flora bu sayede ona ulaşmanın bir yolunu bulur. İnternetten bulduğu Amerikalı bir eski müzisyenden gitar dersi alarak oğlu Max’le müzik yapmaya başlar. Böylece aralarındaki iletişim giderek iyileşir. Aslında müzik Flora ve Max’e her anlamda iyi gelecektir…

Flora and Son filminin posterinde, sağa doğru bakan, saçları topuz yapılmış genç bir kadın, kulaklık ve içinde bir çocuk silüetiyle betimlenirken, bu Apple Orijinal filmi dijital platformlarda izleyicilere sunulan dikkat çekici film önerileri arasında yer alıyor.

“Flora ve Oğlu”nun güzel bir oyuncu kadrosu var en başta. Flora rolünde giderek daha popülerleşen, aslında U2 grubunun solisti Bono’nun da kızı olan Eve Hewson’u izliyoruz ve genç kadının enerjik performansı filme de damgasını vurmuş. Eski müzisyen Jeff’i Joseph Gordon-Levitt her zamanki sıcak performansıyla canlandırırken Max rolündeki genç oyuncu Orén Kinlan da dikkat çekiyor.

Müziğin iyileştirici bir gücü olduğunu samimi performanslarla ve gerçekçi bir tonda anlatmayı başarıyor film. Bazı sahnelerinde içinizin ısındığını hissedebilirsiniz…

Sür ya da Öl (Ride or Die)

İzleyebileceğiniz Platform: Prime Video

İki kadın, rahat bir oturma odasında kanepede oturmuş, soldaki koyu tenli ve lacivert giysili olan açık bir dergi tutarak hafifçe tebessümle yukarı bakarken; sağdaki sarı saçlı, beyaz gömlekli ve siyah yelekli kadın ise elinde şarap kadehi ve açık bir kitapla izleyiciye anlamlı bir şekilde gülümseyerek, film ve dizi önerilerini değerlendiriyor gibi duruyor.

İşte size fazla mantık ve ciddiyet aramadan rahatça izleyebileceğiniz bir aksiyon-komedi dizisi… İngiliz bir milletvekiliyle 20 yıldan fazladır evli olan Debbie’nin 20 yıldır tanıdığı en yakın arkadaşı olan Judith aslında çeşitli istihbarat teşkilatlarına suikastçı kiralayan bir yapıda çalışan profesyonel bir katildir. Debbie bunu kocasının da içinde olduğu bir kanlı hesaplaşmanın içindeyken öğrenmek zorunda kalır. Hem kocasının hem de en yakın arkadaşının düşündüğü insanlar olmadığını öğrenmesiyle yıkılmıştır. Ama sadece o kadarla da kalsa iyi; kocasının peşindeki Arnavut mafyası şimdi onların da peşindedir. Judith’in de peşinde eski iş arkadaşları ve intikamcı başka bir suikastçı daha vardır. Artık ellili yaşlarına merdiven dayamış bu İki kadın arkadaş peşlerindeki herkesten kaçarken dostluklarını da yeniden inşa edeceklerdir.

“Sür ya da Öl” hareketli, yer yer de komik bir dizi. “Duyguların Rengi” (The Help) filmindeki rolüyle 2012’de Oscar kazanmış olan oyuncu Octavia Spencer’a “Ted Lasso” dizisindeki rolüyle biraz geç de olsa haklı bir şöhret yakalayan Hannah Waddingham eşlik ediyor.

Kırmızı üstü açık bir spor arabada, ön camı kurşun delikleriyle parçalanmış halde, güneş gözlüklü Hannah Waddingham'ın silah tuttuğu ve Octavia Spencer'ın direksiyon başında gülümsediği Ride or Die dizisi posteri, Burak Göral'ın OGGUSTO okurları için derlediği dijital platformlardaki dizi önerileri arasında dikkat çekiyor.

Özellikle iki orta yaşlı kadının arasındaki paylaşımın ve “Bizde hâlâ iş var” bakışının iyi çalıştırıldığı, buna karşılık olay örgüsündeki sebep-sonuç ilişkileri ve fizik kurallarının çok da kafaya takılmadan yapıldığı kolayca izlenen akıcı bir komedi-aksiyon. Ortalama ellişer dakikadan oluşan sekiz bölüm boyunca temposu hiç düşmeyen hareketli bir seyirlik…

Kestane Adam (The Chestnut Man)

İzleyebileceğiniz Platform: Netflix

Yeşillikler içindeki bir ormanlık alanda, devrilmiş kalın bir ağaç gövdesi üzerinde oturan ve kasvetli ifadelerle doğrudan kameraya bakan bir erkek ile bir kadın, bu haftaki sinema eleştirisi yazısında yer alan etkileyici film ve dizi tavsiyelerinden birini temsil ediyor.

Tüm dünyada “The Killing” dizisiyle büyük popülerlik kazanan Danimarkalı polisiye yazarı Søren Sveistrup’un 2018’de çıkan ilk romanı “Kestane Adam” (The Chestnut Man) 2021’de mini dizi olarak Netflix’e uyarlanmıştı. Kestane Adam’ın ana kahramanı Naia, ön ergenlik yaşayan kızını tek başına yetiştirmeye çalışan bir kadın polis. Kopenhag’da üst üste işlenen cinayetleri çözmesi için Europol’den (Avrupa Polis Teşkilatı) ailesini kaybettikten sonra içine kapanmış takıntılı bir polis olan Mark ile işbirliği yapar. En başta birbirleriyle pek anlaşamasalar da birbirlerinin eksiklerini kapatan bir ikili olurlar giderek. Katil ise çocuklarını ihmal ettiğini düşündüğü anneleri hedef alıyordur. Ama ilginç olan cesetlerin etrafında bulunan kestane figürlerinin üzerinde, bir yıl önce kaybolan ve öldüğü sanılan, genç bir kızın parmak izinin bulunmasıdır. Kızın katili ise cezaevinde mahkûmdur!

Altı bölüm süren “Kestane Adam”, Netflix’in en çok izlenen Avrupalı polisiye mini dizileri arasına girmişti. Søren Sveistrup da aynı polis ikilisini başka bir seri katil vakasının içine soktuğu “Saklambaç” (Hide and Seek) adlı devam romanı da beş yıl sonra yeni bir sezon olarak karşımıza geldi. Bu yepyeni sezonda yine birbiriyle ilk başta çok ilgisiz gibi görünen cinayetlerin eski bir suçla ilişkilendiğinin ortaya çıkmasıyla Kopenhag’ın kapalı ikliminde bol sürprizli gergin bir hikâye izliyoruz. Özellikle Amerikan polisiye dizilerinde pek görmediğimiz sürpriz bir gelişmenin olduğu şok bir sahneden sonra daha da sertleşen dizi ilk sezon gibi yine altı bölümden oluşuyor ve bir çırpıda izleniyor.

Kestane Adam dizisinin ürkütücü atmosferini yansıtan posterde, yüzlerinin ortasından sonbahar yaprakları ve parlak bir ışıkla ikiye bölünmüş gibi duran bir erkek ve kadının portreleri, alt kısımda ise üzeri örtülmüş bir ceset figürü görülüyor, bu da suç ve gizem dolu bir hikayeye işaret ediyor.

Haftanın Klasiği: Wanda Adında Bir Balık (A Fish Called Wanda)

İzleyebileceğiniz Platform: Prime Video

Yatakta uzanan pembe tüylü kazaklı bir kadın ile üzerine eğilmiş mavi gömlekli bir erkeğin yakınlaşma anını, camın arkasından dikkatle izleyen bıyıklı bir adamın da görüldüğü, gerilim ve mizahı ustaca harmanlayan bir klasik film sahnesi.

Son derece dinamik senaryosuyla, zeki esprileri ve müthiş oyuncu performanslarıyla dikkat çeken, bir soygun ekibinin etrafında gelişen “insan insanın kurdudur” hikâyesini bir an bile sekteye uğratmadan anlatan “Wanda Adında Bir Balık”, zihinlerde her daim taze kalabilen bir film. İngiltere’de bir mücevher soygunu gerçekleştiren çetenin lideri polis tarafından yakalanınca, ekibin kalanı liderlerinin yakalanmadan önce gizleyebildiği mücevherlerin yerini öğrenmeye çalışır. Herkesin birbirinin arkasından iş çevirdiği komik olaylar zinciri de böylece başlar.

Beyaz bir arka plan üzerinde, sinema dünyasının unutulmaz komedi filmlerinden A Fish Called Wanda'nın posteri; ortada leopar desenli bir ceketle sandalyede oturmuş, elinde küçük bir balık kasesi tutan Jamie Lee Curtis, arkasında takım elbiseli John Cleese, uzun koyu paltolu Kevin Kline ve önde bağdaş kurmuş oturan Michael Palin'i içeren dört ana oyuncuyu vurguluyor.

Charles Crichton’ın yönettiği 1988 yapımı bu eşsiz komedi, Jamie Lee Curtis, Kevin Kline, John Cleese ve Michael Palin’den oluşan oyuncu kadrosuyla göz dolduruyor. Filmde Kevin Kline olağanüstü komik performansıyla Oscar kazanarak, bir komedi filmindeki performansla da bu ödülün kazanılabileceğini güzelce kanıtlamıştı.

🎬 Bu Hafta İzleme Listenize Eklemeyi Unutmayın!

Haftanın önerilerini izleyip bitirdiniz mi? Farklı platformlarda izleyebileceğiniz beş yapımı daha listenize ekleyebilirsiniz.

  • The Four Seasons, Netflix
  • Marty Supreme, TV+
  • Paramparça Aşklar Köpekler (Amores Perros), MUBI
  • Edding, Prime Video
  • Mike & Nick & Nick & Alice, Disney+

20 Temmuz 2026 Haftası Önerileri

The Odyssey

Vizyon tarihi: 17 Temmuz 2026

Christopher Nolan, tercihlerinin ve filmlerinin konuşulmasını, tartışılmasını çok seviyor. Büyük meydan okumalara hep açık. Nitekim Homeros’un büyük eseri Odysseia‘yı da bu zamanda hem de tamamı 70 mm IMAX kamerayla çekerek uyarlayabilmek büyük bir meydan okuma. “The Odyssey”i tam bir Nolan filmi yapan tek özelliği yönetmenin IMAX takıntısı değil elbette. Her sahnesiyle de tipik bir Nolan filmi var karşımızda.

Odysseus’un eve dönüş hikâyesi yüzlerce kitaba ve filme yaptığı gibi Nolan’a da “Inception” ve “Intestellar”da ilham kaynaklığı yapmıştı. Dolayısıyla bu büyük eseri çekmeye karar vermesi daha en baştan en büyük takıntısına hizmet ediyor. Tabii ki yönetmenin zaman takıntısı bu filminde de var. Zaten Homeros’un üç bin yıllık uzun şiiri de lineer zaman doğrusunu kırar bazı yerlerde. Dolayısıyla ileri-geri giden bir zaman akışı var filmde de.

Ayrıca Nolan yine CGI teknolojisine çok yaslanmayan, daha çok fiziksel ve dokunulabilir bir dünya kurmayı tercih etmiş. Dijital arka planlar değil gerçek mekânlarda dev setler kurmuş. Mitolojiyi fantastik bir masaldan ziyade sert ve tehlikeli bir gerçeklikle ele almış. Şimdiye kadarki görsel temsil geleneklerinin çoğunu tepki çekebileceğini de bilerek bozmuş.

Bu büyük destanı epik bir lirizmle değil, fantastik soslu bir realizmle anlatmayı tercih etmiş. (Batman filmlerinde de böyle yapmıştı). Mitolojik tanrılar bu yüzden önceki uyarlamalardan çok daha farklı ele alınmış. Athena, Kirke (Circe) ve Calypso karakterleri perdede daha önce canlandırılanlardan oldukça farklı. Özellikle Zendaya’nın canlandırdığı Athena’nın finalle kurulan bağlantısını ve Samantha Morton’ın canlandırdığı Kirke bölümünün çok çok iyi olduğunu düşünüyorum.

Ludwig Göransson’un müzikleri yine harika! “The Mandalorian” dizisi, “Sinners”, “Tenet”, “Oppenheimer” gibi filmlerin müziklerine de imzasını atan İsveçli müzisyen, filmin atmosferini mükemmelen tamamlayan, kulaklarımızı dolduran harika bir soundtrack çalışmasına imza atmış. Teknik anlamda film neredeyse kusursuz denebilecek nitelikte. Müthiş bir ses bandı var filmin. En İyi Ses ödüllerinin banko adayı ve favorisidir artık. Yönetmenin sürekli çalıştığı görüntü yönetmeni Hoyt van Hoytema yine üst seviyede bir iş çıkartmış.

Özetle “anti-woke”çuların ve gizli/utangaç ırkçıların şimşeklerini üzerine çeken Lupita Nyong’o ve Elliot Page seçimleri üzerinden yapılan tartışmayı bir kenara bırakıp filmi değerlendirecek olursak “The Odyssey” öncelikle Homeros’un Odysseia‘sını okumamış olanlar tarafından başyapıt olarak değerlendirilecektir -ama okumuş olanlar için sadece iyi bir Nolan filmi. Zevkle izleniyor, üç saat boyunca da gerçek hayattan kopartıyor. Ama en sevdiğim ilk üç Nolan filmi değişmedi bende: “The Prestige”, “Inception” ve “Interstellar”.

Dönüş (The Return)

İzleyebileceğiniz Platform: TV+

Madem “The Odyssey” bir süre gündemimizde kalacak, Homeros’un ünlü eserinin son kısmına odaklanan, yönetmen koltuğunda Uberto Pasolini’nin oturduğu İtalyan yapımı Dönüş’e de bir bakmak isteyebilirsiniz. Üstelik Odysseus’u Ralph Fiennes, 20 yıl boyunca onu bekleyen sadık karısı Penelope’yi de Juliette Binoche canlandırıyor.

Film Odysseus’un Ithaka sahilinde bulunuşuyla başlıyor. Nihayet yolculuğu fiziken bitmiştir ama karısı ve oğlunun karşısına hemen çıkamaz. 20 yılın ağırlığı vardır üzerinde. Buna karşılık, Penelope’nin talipleri giderek daha tehlikeli hareketler yapmaya başlayarak Odysseus’un oğlu Telemachus’u öldürme planları yapmaktadırlar. Zaman geçtikçe Penelope’yi de bir karar vermesi için sıkıştırıyorlardır.

Odysseus ve Penelope’nin yıllar sonraki buluşmaları biraz kasvetli bir tonda anlatılıyor olsa da çağdaş sinemanın en değerli oyuncularından ikisini birlikte izlemenin ayrı bir tadı var. Aslında bu iki değerli oyuncunun birlikte rol aldıkları üçüncü film bu. Ralph Fiennes ve Juliette Binoche 1992’deki “Uğultulu Tepeler” (The Wuthering Heights) uyarlamasında yine iki aşığı canlandırmışlardı. Ayrıca 1996’da “İngiliz Hasta”da da (The English Patient) aynı oyuncu kadrosundaydılar.

DTF St. Louis

İzleyebileceğiniz Platform: HBO Max

HBO Max’in yedi bölümden oluşan bu iddialı dizisi orta yaş bunalımı yaşayan ve evlilik hayatları başta olmak üzere sıradanlaşmış yaşamlarından sıkılmış üç yetişkin arasında geçen, dramatik öğeleri de oldukça iyi kurulmuş bir kara komedi. Yerel bir televizyon kanalında hava durumu sunucusu olan evli ve iki kız babası Clark Forrest’ın hayatı, işaret dili çevirmeni Floyd ve güzel eşi Carol ile tanıştığında farklı bir yola girer. Bundan sonrası oldukça sürpriz gelişmelerle ilerler. İki adam birbirleriyle çok iyi arkadaş olurlar ama sonrasında cinsel ve duygusal tatminsizlikleri bu üçlü arasında giderek dallanıp budaklanan inanılmaz olayların yaşanmasına neden olur.

Bu üç karakteri Jason Bateman (Ozark), David Harbour (The Stranger Things) ve Linda Cardellini (Dead to Me) canlandırıyor. Ayrıca “Six Feet Under”da sevdiğimiz Richard Jenkins ve pek çok film/dizide başarılı performanslarıyla izlediğimiz Peter Sarsgaard da yan karakterlerde çok iyiler. Bu baştan aşağı yetişkinlerin dünyasına yönelik hikâyesi, farklı kurgusu ve karanlık tonlarıyla öne çıkan dizinin ilk bölümü belki ilk başta biraz karmaşık gelecektir ama devam ettiğinizde bu farklı yapıya alışıyor ve çok keyif alıyorsunuz.

Dizide cinsel olanı başta olmak üzere insanların hayatlarında yaşadıkları tüm tatminsizlikleriyle, tekdüzeleşen ama normal olarak sunulan bir yaşama hapsedilmiş gibi hissetmelerinin getirdiği arayışlar parçalanmış bir olay örgüsüyle ele alınıyor. Prime Video dizisi “Patriot”, “Wonder” ve “Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı” (The Secret Life of Walter Mitty) gibi filmleriyle de ilgi çeken yaratıcı yazar Steve Conrad’ın yaratıcısı olduğu dizi bu sene 13 dalda da Emmy’e aday gösterildi.

Good Fortune

İzleyebileceğiniz Platform: Prime Video

Los Angeles’ın pırıl pırıl yaz aylarında geçen eğlenceli bir komedi filmi. “Melekler Şehri” (City of Angels) filmindeki gibi görünmez melekler farklı görevlerle dünyaya dağılmışlar. Cebrail’in görevi ise trafikte araba kullanırken cep telefonlarına bakan insanları uyarmaktır! Ama Cebrail bundan fazlasını ister ve başka melekler gibi insanların hayatına daha çok dokunmayı arzular. Tam bu sırada ciddi maddi sorunları olan, hatta arabasında yaşayan Arj adlı genç bir adamı gözlemlemeye başlar. Zengin bir adam olan şımarık Jeff’in yanında asistan olarak çalışan Arj küçük bir hatası yüzünden kovulunca yine bütün umudunu kaybeder. Yardımcı olmak isteyen Cebrail, Arj’a zenginliğin bütün sorunlarına çözüm olmadığını, kendi hayatının yine de değerli olduğunu anlatmak için onu bir hafta sonu boyunca Jeff’in hayatıyla yer değiştirir.

Ama hesapta olmayan bir sonuç çıkar ortaya, zenginlik Arj’in sorunlarını çözmüştür! Baş melek tarafından azarlanan Cebrail, Arj’ı eski hayatına geri dönmeye ikna etmek zorundadır. Jeff ise bu süre içinde Arj’ın az gelirli hayatını yaşamak zorundadır. Bu süreçte Cebrail de insan hayatı yaşamakla cezalandırılır.

“Good Fortune”, sosyal adaletsizlik konusunda bir komedi ve bu konuda esprili bir film yapmak hem kolay hem zor. Aklıma sık sık 1983 yapımı John Landis filmi olan “Trading Places” geldi. (O filmi de bulun izleyin, Eddie Murphy çok iyidir!)

“Good Fortune” bol sürprizli bir olay örgüsüne sahip. Ayrıca üç ana karakterini canlandıran popüler oyuncuların da izlenirliği çok yüksek. Gerçi yarısından sonra hizmet sektöründe çalışmaya başlayan Cebrail’in hikâyesi diğer iki adamın hikâyesinin dengesini biraz bozuyor. Doğrusu bu anlamda Cebrail’i Keanu Reeves oynamasa biraz sıkıntılı olabilirdi. Seth Rogen şımarık, çocuksu zengin Jeff rolünde tabii ki ondan beklediğimiz performansı veriyor. Komedyen Aziz Ansari de yazıp yönettiği filmin baş karakterinde oldukça rahat.

Haftanın Klasiği: Tokyo Story

İzleyebileceğiniz Platform: MUBI

Süssüz, yalın ve esasa dönük üslubuyla minimalist sinemanın en iyi yönetmenlerinden biri olan Yasujiro Ozu’nun başyapıtı, 1953 yapımı “Tokyo Story”, her sinefilin mutlaka izlemesi gereken bir klasiktir. İçekapanık bir üslupla çekilmiş ama aslında sevimli, merhametli ve sevecen bir filmdir.

Taşrada ya da merkezden uzak bir kasabada yaşayan karı-koca Hirayama’lar savaş sonrası Tokyo’sunda yaşayan çocuklarını tek tek ziyaret etmeye karar verirler. O günlerde umut dolu, bol bol takdir ve ihtimam göreceklerini düşünürler. Ama çocuklarını çok meşgul bulurlar. İlgisizlikleri ve başlarından savmaya çalışmaları kötü tavırlı olduklarından değildir ama. Sadece dünyanın düzeni böyledir. Yaşlı çiftle çocuklarından çok gelinleri Noriko ilgilenir. Kocasını savaşta kaybettiği için kocasından kalan tek bağ olan Hirayama çiftini bağrına basar Noriko.

Ozu’nun hikâyesinde batı kültürü tarzından çok farklı bir melankoli ve samimiyet var. Bir kere izlendiğinde bir daha hiç akıldan çıkmayacaktır bu yüzden. Noriko rolünde izlediğimiz Setsuko Hara’nın nazik performansı da filme çok şey katıyor.

🎬 Bu Hafta İzleme Listenize Eklemeyi Unutmayın!

Haftanın önerilerini izleyip bitirdiniz mi? Farklı platformlarda izleyebileceğiniz beş yapımı daha listenize ekleyebilirsiniz.

  • Küçük Ev (Little House on the Prairie), Netflix
  • Gizemli Nehir (Mystic River), Netflix
  • Common Side Effects, HBO Max
  • Under the Banner of Heaven, Disney+
  • The Tragedy of Macbeth, TV+

13 Temmuz 2026 Haftası Önerileri

Moana

Vizyon tarihi: 10 Temmuz 2026

Disney, 2020’lerde, animasyon klasiklerini gerçek oyuncularla tek tek çekme kararı aldı. Ancak bu kararın izleyicilerden ne kadar karşılık aldığı tartışılır. “Aslan Kral”, “Güzel ve Çirkin”, “Aladdin”, “Lilo ve Stitch” ve “Orman Çocuğu” gibi eski tarihli olanların yeni “live action” versiyonları çoğunlukla yeni nesiller tarafından ilgi gördükleri için oldukça kârlı hasılatlar yakaladılar. Ama “Küçük Deniz Kızı” ve “Pamuk Prenses”, çocuk izleyiciler için önerilebilecek yapımlar olsalar da hasılat anlamında bu başarı serisini devam ettiremediler.

Stüdyonun 2000’lerdeki en büyüt hit filmlerinden biri olan “Moana”, daha dokuz yıl önce sinemalarda oynamış, hâlâ da Disney+ platformunda oldukça rağbet gören bir film. Şimdi neredeyse birebir aynı sahnelerle ve gerçek oyuncularla karşımıza tekrar geldi.

Güney Pasifik’in tropik adalarından birinde ama okyanustan korkarak yaşayan Motunui halkının şefinin genç ve meraklı kızı Moana, çocukluğundan beri merak ettiği açık denizlere açılmak ve halkının karşı karşıya kaldığı kıtlığa çare bulmak ister. Bunun için önce bir zamanlar yaptığı kötü bir hareket sonucu bir nevi sürgüne düşmüş olan “yarı tanrı” Maui’yi bulup onu kendisine yardım etmeye zorlaması gerekmektedir. Ancak Maui’nin dev bir kibrin altında sakladığı bazı özgüven sorunları vardır.

Dwayne Johnson’ı sürekli dazlak görmeye alıştığımız için bu saçlı haline alışmak biraz zaman alsa da Maui rolünde keyifli bir performans sunmuş. Genç Moana rolünde de ilk sinema filminde Avustralyalı genç oyuncu Catherine Laga’aia hiç fena değil. Müzikler zaten orijinal filmdeki gibi Lin Manuel Miranda’nın elinden çıkma. Sadece son jenerikte çalan yeni bir şarkı var: “Along the Way”. Şarkıda hem animasyonda hem de filmde Moana’ya hayat veren iki oyuncunun sesini Dwayne Johnson’ınkiyle birlikte dinliyoruz.

Doğrusu orijinal filmden en büyük farkı, bazı diyalogların biraz daha seri ve esprili hale getirilmiş olması. Zaten orijinal “Moana” çok iyiydi, bu versiyonu da tropik iklimle, güzel deniz manzaraları eşliğinde keyifle izleniyor.

Kötü Ruh: Cehennem Ateşi (Evil Dead Burn)

Vizyon tarihi: 10 Temmuz 2026

Korku filmleri son birkaç yıldır yine atakta. Bu sene düşük bütçelerine rağmen tüm dünyada gördükleri ilgi sayesinde çok büyük hasılatlar yakalayan “Saplantı” (“Obsession”) ve “Backrooms” sayesinde önümüzdeki dönemde daha çok korku filmi izleyeceğiz belli ki.

Yönetmen Sam Raimi’nin 1981 yapımı filmi “Kötü Ruh” (“Evil Dead”), izleyenlerin kolay aklından çıkaramadığı bir film olmuştu. 1987 ve 1992’de gelen devam filmlerinde içerdiği hafif mizah unsurları da seriye son şeklini vermişti. 2013’te ilk filmin yeniden çevrimi yeni kuşaklara sunuldu. 2023’te de orijinal hikâyeye yeni bir damar ekleyen “Kötü Ruh: Uyanış” (“Evil Dead Rise”) çıktı karşımıza. İkisi de korku hayranlarının çok beğendiği yapımlar oldular. Yapımcılar iki filmi de Avrupalı yönetmenlere emanet ederek daha kanlı sahneler çekmelerinin önünü açmışlardı. Bu hafta vizyona giren “Kötü Ruh: Cehennem Ateşi”nin yönetmeni ise korku sinemasında “yeni Fransız aşırılığı” olarak anılan ekolde “Infested” isimli bir film çekmiş olan Fransız yönetmen Sébastien Vanicek.

Hikâye ve karakterler çok basit aslında: Kocasından şiddet gören Fransız asıllı genç kadın, alkollü bir gecede yaşanan tartışma sonucunda bir şekilde dul kalır. Aslında şeytani bir lanet artık bu ailenin başına dert olmuştur. Cenaze sonrasında büyük bir evde bir araya gelen altı kişi, dehşetengiz olaylar yaşarlar.

Doğrusu karakterler tek boyutlu ve olayların mantıksal tutarlılığı çok zayıf. Sonuçta çok da tanıyamadığımız bir grup insanı bir araya getiren senaryo onları çok vahşi ve kanlı olayların içine atıyor sadece. Yaşanan vahşet dolu sahneler ise korkutmaktan ziyade kan revan ve tükürük/salya üzerinden yürüyen iğrendirme amaçlı sahneler. Birçok şiddetli sahnede gözlerinizi kaçırmanız mümkün. Hikâye bir şekilde erkek şiddetine bağlanarak sosyal mesaj da verilmeye çalışılmış. Ama biraz eğreti olmuş maalesef. Yine de özellikle çok kanlı korku filmlerini sevenlerin ilgisini çekebilir.

İyi Erkek Yok (No Good Men)

İzleyebileceğiniz Platform: MUBI

Afgan yönetmen Shahrbanoo Sadat’ın yazıp yönettiği ve başrolünde olduğu “İyi Erkek Yok”, 76. Berlin Film Festivali’nin açılış filmiydi. Ülkemizde doğrudan MUBI platformunda izlenebiliyor. Farklı türleri bir araya getirmiş, duygusal bir film. Finalinde hüzünlendiren politik bir romantik komedi olarak tanımlamak mümkün. Olaylar 2021 yılında ABD ordusunun Afganistan’dan geri çekilme kararı almasından sonra Taliban’ın yeniden Kabil’i ele geçirmeye başlayacağı/başladığı günlerde geçiyor.

Naru, bir TV kanalında gündüz kuşağı kadın programında kameraman olarak çalışan tek kadındır. Ülkedeki yasalar velayet konusunda babayı kayırdığı için dört yaşındaki oğlunu kaybetme korkusu yüzünden resmi olarak boşanamamaktadır. Hayatındaki ve çevresindeki kötü tecrübeler nedeniyle Afganistan’da “hiç iyi erkek kalmadığına” inanmaktadır. Beklenmedik bir olay sonucu kanalın 50 yaşındaki saygın haber muhabiri Qodrat’ın kameramanı olarak çalışmaya başladığında bu fikri de biraz değişmeye başlar. Evli bir adam olan Qodrat ona giderek daha saygılı ve centilmence yaklaşır, kısa süre sonra aralarında bir aşk filizlenir. Ancak sosyal konumları ve Taliban’ın Kabil’e giderek yaklaşması onları bir karar almaya zorlayacaktır.

Dört başı mamur bir film olduğu söylenemez “İyi Erkek Yok”un; bazı sahneleri oldukça amatör görünüyor mesela, ama romantik komedi formunu, haber odası dramasını, bir ülkenin politik iklimini, cinsiyet ayrımcılığını ve sivri dilli bir kadının baskıcı ortama karşı direnişini organik bir şekilde bir araya getirebiliyor yine de. Çok samimi, gerçekçi ve trajikomik durumları karanlık bir tonla anlatmayan, izlediğinize asla pişman etmeyen anlamlı bir film.

Mobland

İzleyebileceğiniz Platform: Netflix

Mobland” aslında geçen yıl ülkemizde TOD platformunda haftalık olarak yayınlanmış bir İngiliz dizisi. Geçtiğimiz hafta 10 bölümden oluşan ilk sezonu Netflix’e de geldi. Yakında ikinci sezonu da başlayacak.

İngiltere’de aktif bir mafya organizasyonunun patronu Conrad’ın (Pierce Brosnan) eşi Maeve (Helen Mirren), onun kararlarına yön ve destek veren bir güç olarak hep yanındadır. Doğrusu ikisi de birbirinden çılgın ve acımasızdır. Ailenin en güvendiği aksiyon adamı, sık sık sadakat ve kendi kişisel meseleleri arasında kalan Harry ise (Tom Hardy) en başta tereddütsüz bir profil çizse de olaylar ilerledikçe bazı çelişkilerin içine düşer. Conrad’ın genç ve kontrolsüz torununun pervasızca yaptığı bir hareket, şiddet dozu yüksek olayların başlamasına ve ailenin etrafındaki güven örgüsünün de yavaş yavaş yıkılmasına yol açar. Bu zor durumlarda Harry sürekli hareket halinde olmalıdır.

İlk iki bölümünü aynı zamanda dizinin yürütücü yapımcılarından biri olan Guy Ritchie’nin üstlendiği dizide olaylar Conrad ve Maeve’in çılgın kararları ve Harry’nin hem kendi ailesini hem de mafyatik aileyi korumak için yaptığı kriz çözümlerini izliyoruz. Bu karakteri Tom Hardy oynamasa aynı keyfi verir miydi emin değiliz. Çünkü senaryolarda bir noktadan sonra mantık zincirleri epey zayıflıyor, zaten sonra da mantığı bir kenara bırakmaya zorlanıyorsunuz. Dizinin yapısı, seyirciyi tamamen “bakalım Harry şimdi nasıl gelecek bu sorunun da üstesinden?’ merakına tutunduruyor.

The Ballad of Wallis Island

İzleyebileceğiniz Platform: Prime Video

Piyango çıkınca büyük bir servetin sahibi olan Charles, eşinin vefatından sonra inzivaya çekilmeyi seçmiş, küçük bir adada sakin ve yalnız bir yaşam sürmektedir. İçindeki çocuksu ruhu hiç kaybetmeyen Charles’ın hayattaki en büyük arzusu, yıllar önce yollarını ayıran en sevdiği müzik grubu McGwyer/Mortimer ikilisini yeniden bir araya getirmektir.

Eski rock yıldızı Herb McGwyer, bu adaya sadece tek bir kişiye özel konser vermek için geldiğini sanmaktadır. Ancak geçmişteki partneri Nell’in de adaya geleceğini, üstelik yanında kocasıyla olacağını öğrendiğinde huzuru kaçar. Zamanında birlikte müzik yapan Herb ve Nell, birbirlerine âşık olsalar da hayat onları farklı yönlere savurmuş ve grup dağılmıştır. Yıllar sonra ikili, Charles’ın sunduğu yüklü paraya ihtiyaç duydukları için vahşi, büyüleyici ama imkânları kısıtlı bu adada mecburen karşı karşıya gelir.

Filmde Tom Basden’ın canlandırdığı bıkkın rock yıldızı ile Tim Key’in hayat verdiği zengin ama içine kapanık çocuksu karakter arasındaki inişli çıkışlı çatışma, Carey Mulligan’ın ustalığıyla mükemmel bir dengeye kavuşuyor. Mulligan’ın canlandırdığı Nell karakteri, iki erkek arasındaki gergin havayı çok tatlı bir tonla yumuşatıyor. Nell ve Herb’ün, muhteşem kırsal manzaralarına sahip bu izole adada eski günleri ve bastırılmış duyguları yeniden hatırlaması, izleyiciyi de kendi gerçekliğinden koparıp büyülü bir dünyaya davet ediyor.

İnsana çok iyi gelen, tam yaz akşamlarına uygun yumuşacık bir film.

🎬 Bu Hafta İzleme Listenize Eklemeyi Unutmayın!

Haftanın önerilerini izleyip bitirdiniz mi? Farklı platformlarda izleyebileceğiniz beş yapımı daha listenize ekleyebilirsiniz.

  • Bıçağın İki Yüzü (Both Sides of the Blade), HBO Max
  • Bir Şair (A Poet), MUBI
  • Notes from the Last Row, Netflix
  • Kiralık Aile (Rental Family), Disney+
  • Gizli Ajan (Secret Agent), TV+

 

Kapakta: The Odyssey, 2026

İLGİLİ HABERLER