Hayatımız boyunca hepimiz zaman zaman 'Bu insan beni bitirdi, bir daha yüzüne bakmayacağım' diye düşünürüz.
Sabah işe giderken metrobüste yanımızdaki kişinin yüksek sesle konuşması, eşimizin küçük bir hareketi, patronun bakışları ya da akrabamızın sözü saatlerce içimizi kemirir.
Peki asıl bizi yoran karşıdaki insanlar mıdır, yoksa biz onlara kendi içimizde verdiğimiz anlamlar mı?
Uzun yıllardır insanlarla konuşan, onların dertlerini dinleyen biri olarak net söyleyebilirim: Çoğu zaman yorgunluğumuzun asıl sebebi dışarıdaki kişiler değil, kendi kafamızın içinde kurduğumuz hikayelerdir.
Günlük hayattan bir sahne düşünün.
Komşunuz her sabah kapıda sizi görünce yüzünü asıyor.
Siz hemen 'Bana kızgın, beni sevmiyor, ne kadar kibirli' diye yorumluyorsunuz.
Oysa o komşu belki gece hasta bir yakınına bakmış, uykusuz kalmış.
ARTIK BENDEN SIKILDI Oysa olaya başka açıdan bakmak mümkün: 'Herkesin kendi günü var, belki yorgundur.' Bu ikinci bakış açısı sizi rahatlatır. İş yerinde bir meslektaşınız selam vermedi diyelim.
Seçenekler şunlar: Bana kızgın, ben bir şey yaptım, herhalde aklı başka yerde, kendi derdi var, ne kadar kendini beğenmiş. İlk ve üçüncü düşünce sizi bütün gün meşgul eder, enerjinizi alır. İkinci düşünce ise 'Tamam, geç' dedirtir. İnsanlar genellikle aynı kalır.
Değişen, bizim onlara yüklediğimiz anlamlardır.
KÜÇÜK OLAYLAR BÜYÜK KAVGALARI DOĞURUYOR YENİ YORGUNLUK KAYNAĞI: SOSYAL MEDYA ÇOCUKLUK YILLARIMIZIN ETKİSİ ÇOK BÜYÜK Oysa oğlu yeni bir işte çalışıyor, kendi hayatını kurmaya çalışıyordu.
Anlamı 'Bizi sevmiyor' dan 'Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor'sa çevirince annenin içi rahatladı, ilişkileri de düzeldi.
ANLAMI DEĞİŞTİRMENİN PRATİK YOLLARI VAR UNUTMAYALIM