LGBTİ+ Hareketine Eşzamanlı Müdahale: Müstehcenlik Suçlamasıyla Yargı Süreci Başlatıldı

LGBTİ+ hareketine eşzamanlı operasyon: Müstehcenlik suçlaması yargı sopası oldu

LGBTİ+ örgütlerine yönelik eşzamanlı operasyonlar, yıllardır “aile”, “çocuk” ve “genel ahlak” söylemleriyle örülen baskı siyasetinin yeni aşaması oldu.

Evler ve dernekler basılırken, hak savunucuları gözaltına alındı; internet siteleri ve sosyal medya hesapları erişime engellendi.

Soruşturmanın merkezinde ise hangi içeriklere dayandığı dahi açıklanmayan “müstehcenlik” suçlaması var.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre 15 ilde 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında ”adli” işlem başlatıldı.

BİR GECEDE DİJİTAL KARARTMA VE BASKIN Operasyonların hemen öncesinde ise geniş çaplı bir dijital karartma yaşandı. İstanbul 7.

Sulh Ceza Hâkimliği’nin 12 Eylül tarihli ve 2026/9559 sayılı kararıyla Kaos GL’nin yanı sıra 17 Mayıs Derneği, ÜniKuir, Pembe Hayat, SPoD, Genç LGBTİ+, Lambdaistanbul, Muamma LGBTİ+ ve Velvele’nin internet siteleri hakkında erişim engeli kararı verildi.

Gazeteci Yıldız Tar, avukat Levent Pişkin, oyuncu ve trans hakları aktivisti Seyhan Arman, Zeynep Esmeray Özadikti ve Enes Hocaoğulları’nın sosyal medya hesapları da karar kapsamına alındı.

Yani önce LGBTİ+ hareketinin dijital görünürlüğü hedef alındı; saatler sonra hak savunucularının kapısına polis dayandı.

Bakanlığın “Ailem Güvende” adını verdiği operasyonlarda farklı dosyalarda fuhşa aracılık, yer temini, müstehcen içerik üretimi ve çocukların bu içeriklere maruz bırakılması gibi farklı suçlamalar bulunuyor.

Operasyonların siyasal çerçevesini Bakan Gürlek’in açıklaması doğrudan ortaya koyuyor.

Gürlek operasyonların, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu “2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı vizyonu” ile 2026/4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi doğrultusunda yürütüldüğünü söyledi. 2 Mayıs 2026’da Resmî Gazete’de yayımlanan bu genelgede “cinsiyetsizleştirme başta olmak üzere zararlı akımlar”ın, “insan hakları ve bireysel özgürlükler söylemini araçsallaştırarak” aile kurumunu, nesilleri ve “millî ve manevî değerleri” tehdit ettiği öne sürülüyor. ‘MÜSTEHCENLİK YORUMU TCK’NİN SINIRLARINI AŞIYOR’ İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av.

Yelda Koçak, LGBTİ+’lara yönelik operasyonları BirGün’e değerlendirdi.

Dosyalarda kısıtlılık kararı bulunduğunu belirten Koçak, arama, el koyma ve gözaltı kararlarının dahi avukatlarla paylaşılmadığını söyledi.

Bu nedenle operasyonların hukuki boyutuna ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme yapmak için henüz erken olduğunu vurgulayan Koçak, yaşananların kişi güvenliği hakkı açısından ciddi sorunlar yarattığını belirtti: “‘Aile Yılı’ ya da ‘Ailem Güvende’ başlığı koyuyorlar ama dün geceden bu yana birçok insanın ailesi, yakınları, eşleri, dostları büyük bir tedirginlik altında. Çocuklarına ve yakınlarına ulaşamayan çok sayıda insan var.

Nereye götürüldüklerini, nerede tutulduklarını, haklarındaki iddiaların ne olduğunu dahi bilemiyorlar. Şu anda insanların anayasal kişi güvenliği hakkı tehdit altında.” Son dönemde Türk Ceza Kanunu’ndaki “müstehcenlik” maddesinin giderek genişleyen biçimde kullanılmasına da dikkat çeken Koçak, uygulamanın kanunilik ilkesi bakımından sorunlu olduğunu söyledi: “Müstehcenlik son zamanlarda çokça karşımıza çıkıyor.

Komedyeninden sanatçısına, dansçısından oyuncusuna kadar insanlar Türk Ceza Kanunu’ndaki bu madde çerçevesinde gözaltına alınıyor, yargılanıyor; sanatsal eserlerine el konuluyor.

Sanatsal üretim ile düşünce ve ifade özgürlüğü adeta bir sansür denetimine tabi tutuluyor.

Bu, Türk Ceza Kanunu’ndaki sınırları aşan bir müstehcenlik yorumu.

Kanunilik ilkesine aykırı olduğunu söylemek gerekiyor.” "KANUNİLİK İLKESİNİ AŞAN BİR OPERASYON" Çocukların korunması için mevcut hukuki düzenlemelerin bulunduğunu hatırlatan Koçak, Türkiye’nin taraf olduğu Lanzarote Sözleşmesi’ne işaret etti: “Aileyi ve çocukları korumak için yasal düzenlemelerimiz var.

En basitinden Lanzarote Sözleşmesi var; çocukların cinsel sömürü ve cinsel istismara karşı korunmasına ilişkin uluslararası sözleşme.

Bu sözleşmeyi uygulamak yerine Türk Ceza Kanunu’ndaki müstehcenlik maddesiyle sanatsal ve düşünsel ifadeleri kısıtlamaya çalışıyorlar.” Koçak, operasyonların kapsamının da henüz bütünüyle bilinmediğini belirterek dernek kurucuları ve yöneticilerinin yanı sıra avukatlar ile eğitim faaliyetlerine katılmış kişilerin de haklarında işlem yapılanlar arasında olduğuna ilişkin bilgiler aldıklarını söyledi.

Operasyonu “kanunilik ilkesinin sınırlarını zorlayan, hatta aşan bir operasyon” olarak değerlendiren Koçak, ayrıntılı hukuki değerlendirme için dosyalardaki kısıtlılığın kalkması gerektiğini belirtti.

İLGİLİ HABERLER