Savaşın başlamasından bu yana geçen altı aylık süreçte uluslararası referans kabul edilen Brent türü ham petrolün varil fiyatı tarihi bir oynaklık yaşadı.
Saldırılardan önceki son işlem günü olan 27 Şubat'ta 72,48 dolardan kapanan Brent petrol, Hürmüz Boğazı'ndaki tedarik kesintileri ve arz endişeleriyle 30 Nisan'da 126,41 dolara kadar fırladı.
Böylece siyah altın, son dört yılın en yüksek seviyesini görmüş oldu.ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'la anlaşmanın yakın olduğuna dair açıklamaları fiyatlarda geçici düşüşler yaşattı.
Ancak diplomatik sürecin sonuç vermemesi ve taraflar arasında kalıcı bir uzlaşı sağlanamaması, piyasalarda dalgalı seyri devam ettirdi.
ABD ile İran arasında mutabakata varıldığı haberlerinin ardından Brent petrol 2 Temmuz'da 70,14 dolara kadar gerileyerek savaş öncesi seviyenin altına indi.İran ve Umman'ın Hürmüz Boğazı'nda geçici bir koridor oluşturulması konusunda anlaşmasının ardından 26 Ağustos'ta yaklaşık 86 dolar seviyesinden işlem gören Brent petrol, bölgedeki askeri çatışmalar nedeniyle hâlâ yüksek risk primi taşıyor. Ülkelerin stratejik petrol stoklarını takviye etme arayışları ve Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin sınırlı kalması, fiyatları 21 Ağustos'ta 93 dolara yaklaştırmıştı.Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof.
Dr.
Erdal Tanas Karagöl, artan petrol fiyatlarının rafineri maliyetlerini yükselterek benzin ve motorin fiyatlarını yukarı çektiğini söyledi.
Karagöl, bu durumun ulaştırma maliyetlerine hızla yansıdığını ve artan üretim giderlerinin taşımacılık ile lojistik masraflarını tırmandırdığını kaydetti.Enerji ithalatçısı konumundaki ülkelerde fiyat artışının dış ticaret dengesini bozduğunu belirten Karagöl, "Artan petrol fiyatları hanehalkının satın alma gücünü düşürürken, sanayi ve lojistik sektörlerinde üretim maliyetlerini artırdı" dedi.
Karagöl, net enerji ithalatçısı olan Türkiye'de ham petrolün varil fiyatındaki her 10 dolarlık kalıcı artışın cari açığı yıllık yaklaşık 4-5 milyar dolar artırdığını ifade etti.Karagöl, yükselen petrol fiyatlarının hem üretici hem de tüketici enflasyonunu önemli ölçüde etkilediğine dikkati çekerek şunları kaydetti:"En kritik kanal olan 'beklentiler' kanalında ise sıçrayan petrol fiyatları genel enflasyon beklentilerini bozarak, piyasadaki ücret ayarlamaları ve firmaların fiyatlama davranışları üzerinde zincirleme bir baskı oluşturuyor.
Dolayısıyla küreselde petrol fiyatlarındaki artış, yalnızca akaryakıt pompasına yansıyan bir maliyet unsuru değil, enflasyon, cari açık, dış finansman ihtiyacı ve nihayetinde ekonomik büyüme üzerinde doğrudan belirleyici olan kapsamlı bir makroekonomik meseledir."Artan enerji fiyatlarıyla gerçekleşen akaryakıt zamlarının dezenflasyon sürecini yavaşlattığını aktaran Karagöl, petroldeki risk priminin kalkması halinde fiyatların 70-80 dolar bandına çekilebileceğini söyledi.
Karagöl, bu durumun Türkiye'nin enerji ithalat faturasını ve cari açık sorununu hafifleteceğini belirtti.Prof.
Dr.
Karagöl, jeopolitik gerilimlerin azaldığı ve merkez bankalarının faiz indirim döngüsüne girdiği bir ortamda petrol fiyatları ile altın fiyatlarının ters yönlü hareket edebileceğini belirtti.
Karagöl şöyle devam etti:"Ayrıca, merkez bankalarının faiz indirim döngüsüne girmesi ve dolar endeksindeki gevşemenin sürmesi halinde altının, faiz getirisi sunmayan bir varlık olarak cazibesini koruyarak yüksek seyrini devam ettirmesi bekleniyor.
Yani, jeopolitik gerilimlerin azaldığı, petroldeki risk priminin kalktığı ve merkez bankalarının faiz indirim döngüsüne girdiği bir ortamda petrol fiyatları düşerken altının yükseldiği ters yönlü bir ayrışma görülebilir.
Dolayısıyla, bundan sonraki süreçte altın ve petrolün fiyatını, savaşın neden olduğu jeopolitik risklerden ziyade bu savaşın küresel faizler, reel getiriler ve enflasyon beklentileri üzerindeki makroekonomik etkileri belirleyecek."