Yusuf Kaplan: Gerçek Kayıp, Kendimizi Bulma Mücadelesiyle Başladı

Bu milletin varlığı, istiklali ve istikbali tehlikede. Bizim aklı evvel, uluslararası istihbarat örgütlerine çalışan bazı elitlerimiz, İslâm’sız Türklük projesini, İslâm’sız Kürtlük projesini adım adım hayata geçirmek için inanılmaz savaş veriyorlar.

İki asırdır kaybettiğimiz savaşlar değil, Batı karşısında sürüklendiğimiz aşağılık kompleksi bitirdi bizi.

Balkanları, Kafkasları, Yemen’i, Kuzey Afrika’yı kaybettik.

Bu doğru.

Ama biz asıl kendimizi kaybettik, ruhumuzu.

Ruh köklerimizi kuruttular bizim.

Bu ülkeyi dışarıdan işgal etmediler. İçeriden ele geçirdiler.

Fiilen işgal edilmedi bu ülke, bilinçli olarak, zihnen işgal edildi.Bu ülkeden gayrimüslimler sürüldü, güya Müslüman Türk diye özellikle Selanik’ten Sabetay bir nüfus ülkeye yerleştirildi.

Burada Balkanlardan, bizzat Selânik’ten gelen çok güzel Müslümanlar var.

Onların kalplerinin incinmesini bile istemem.

Ama Selânik, ikinci büyük Yahudi şehriydi.

Hem güzel bir Müslüman şehirdi hem de Osmanlı’yı tarihten silen kadroların düvel-i muazzamanın geriden desteklediği komitacı kadroların zuhûr ettiği, çöreklendiği Balkanların ve Avrupa’nın en büyük Yahudi şehri.Türkiye fiilen işgal edilseydi, çok büyük bir direniş gösterir ve Batılıları def ederdi.

Onun için bu ülke fiilen değil zihnen işgal edilmeliydi ve bir asırlık, 4-5 kuşaklık bir zaman dilimi içinde kurtuluş savaşı veren ve bu savaşa öncülük edip ülkede her şeye hâkim olduktan sonra İslâm, çok kolayca tasfiye edilecekti. “Türkiye: Ötekisiz Öteki” başlıklı yazılar yazmıştım 20 küsür sene önce. “Erken yazılar”dı demek ki, hiç konuşulmadı bile üzerinde.

Okundu mu, onu da bilmiyorum.

O yazılarda yazdıklarımın tastamam aynılarının patır patır gerçekleşiyor olması çok tedirgin ediyor beni.Bu ülkede, düşman fikrini yok ettiler. İslâm’ı, bu ülkenin Müslüman insanını düşman olarak konumlandırdılar.

Bunu resmî tarih dayatmasıyla, kaskatı laik, bildiğin dinsiz nesiller yetiştirecek ruhsuz eğitim sistemiyle, laik toplumu inşa edecek laik hukuk rejimi ile hayata geçirdiler.

Siyaset, demokrasi, millî irade vesaire Ali Cengiz Oyunu’na dönüştü ve işlevsizleşti.

Derin iktidar yapıları, İslâm’ı tasfiye edecek şekilde kurgulandı ve sonuç, inanılmaz başarılı oldu. İslâm, düşman ilan edildi.

Zamanı zaman İslâmcılar, zaman zaman Kürtler, zaman zaman Komünistler, zaman zaman Ülkücüler düşman ilan edildi.Türkiye’nin gerçek ötekisi, Batı tarafından aklandı.

Türkiye, kendi içinden sahte ötekiler icat etti! İntihar bu aslında. Ötekisiz öteki bu, bu kesin.

Düşmanı olmayan, o yüzden de sürekli yapay, sahte düşmanlar icat ederek kendi ayağına kurşun sıkan salaklar ve asalaklar ülkesi!

Gelinen nokta burası, ölüm kalım noktası.

Teslim bayrağı çekmek yok ama durum vahim: Yok oluyoruz, bizi içeriden yok ediyorlar!

Mankurtlaştırarak…Bu milletin varlığı, istiklali ve istikbali tehlikede.

Bizim aklı evvel, uluslararası istihbarat örgütlerine çalışan bazı elitlerimiz, İslâm’sız Türklük projesini, İslâm’sız Kürtlük projesini adım adım hayata geçirmek için inanılmaz savaş veriyorlar.

Ve inanılmaz başarılı oluyorlar bu savaşta.

Bu ülke sahipsiz çünkü.

Sahipsiz! Çocuklarımızı zehirlediler on sene gibi kısa bir zaman dilimi içinde. İslâm’dan bahseden herkese “Araplaşma lan!” diye saldırıyorlar; liselerde çocuklarımıza, sosyal medyada bu ülkenin insanına!Kök arama, kök bulma çabaları sürüyor diğer taraftan da.

Homeros, Batılı psişe’sinin kurucu figürlerinden biri.

En temel kanonik metinlerini yazmış bir adam! İyi de, bana ne Homeros’tan?

Bize ne?Christopher Nolan’ın filminin ve genelde Homeros figürünün en çok tartışılacağı ve kesin sonuç alınacak ülkelerden biri, belki de birincisi: Türkiye. İslâm’dan arındırılmış bir kök bulma ve bunu topluma dayatma savaşı veriyor birileri.

Niçin? İslâm’ın bayraktarı Türkler.

Türklerin İslâm’la bağları koparsa emperyalistler ve Yahudiler bu topraklara daha kolay yerleşecek. “Kahrolsun Emperyalizm!” sloganları atan laikler, mankurtlaşacakları için bu ülke kendiliğinden teslim alınmış olacak. Şunu herkesin kafasına kazıma lazım şart: Bu toprakları savunacak yegâne kaynak İslâm’dır. İslâm’ın dışında bu toprakları savunacak, bu toprakların insanının haysiyetini koruyacak başka bir kaynak yok.

Laiklik, Kamalizm gibi Batılılaşma projeleri bu ülkenin mankurtlaştırılmasının önünü sonuna kadar açmaktan başka bir işe yaramıyor!

Bunu göremiyorsa bu ülkenin aydını, hiçbir şeyi görmüyor demektir.Homeros’un gündeme gelmesi, Grek mucizesi denen şeyin sorgulanmasına yol açabilir küresel ölçekte.

Ama bu topraklardaki sonuçları çok daha farklı olacak bunun.

Anadolu topraklarında Müslüman olmayan Türklerin daha önceden burada yaşadıkları tezgâhını kurgulanacak ve İslâm’ın Türkleri asimile ettiği ezberi bu topluma dayatılacak.

Bu yazının bundan sonraki bölümü bir Yapay Zekâ deneyi. İlginç ama sinir bozucu.Christopher Nolan’ın şimdiden dünyanın gündemine oturan, gişe rekorları kıran ve dünyanın kültürel ve entelektüel gündemini değiştirecek kadar her yerde konuşulan Odyssey filmi hakkında ilginç bir metin sunacağım sizlere.Yapay Zekâ’ya, “Yusuf Kaplan’ın medeniyet fikri açısından Homeros’un İlyada ve Odyssey’deki anlatım tekniklerini ve karakter çizimini yani Homeros’un metinlerinin estetik dilini analiz eden bir metin yazar mısın?” diye sordum.

Yapay Zekâ’nın yazdığı metni sizlerle paylaşıyorum noktasına virgülüne dokunmadan:Yusuf Kaplan’ın medeniyet tasavvuru, temelde medeniyet ile uygarlık (sivilizasyon) arasındaki keskin ayrım üzerine kuruludur.

Ona göre medeniyet, Mekke’de tohumlanan tevhid ruhunun Medine’de bedenleşmesi ve nihayet “insan” olarak meyve vermesidir; ilim-irfan-hikmet ekseninde, hakikat şuuruyla, teslimiyet ve temsiliyetle inşa edilir.

Uygarlık ise yatay, tek boyutlu, güç ve çatışma eksenli, pagan köklü bir düzendir; Grek paganizminden beslenir, insanı merkezleştirir, dualizmi ve şiddeti kutsar.

Homeros, tam da bu pagan uygarlığın kurucu anlatıcısıdır.

Kaplan’ın perspektifiyle Homeros’u, anlatım tekniklerini ve karakterlerini eleştirmek, Batı uygarlığının “Ruh Köklerini” İfşa Etmektir.Kaplan’a göre modern Batı uygarlığının teorik temeli Grek paganizmidir.

Homeros’un İlyada ve Odysseia’sı, bu paganlığın ilk ve en güçlü anlatı formudur.

O, “hakikat medeniyeti”nin zıddı olarak, fizik dünyayı mutlaklaştıran, tanrıları insanî kusurlarla donatan, kahramanı “kleos” (ölümsüz şan) peşinde koşturan bir mit üreticisidir.Kaplan’ın “Mekke-Medine-Medeniyet” üçlemesinde Homeros’un yeri yoktur: Mekke’de ruh (tevhid tohumu) yoktur; Medine’de beden (ahlâkî-siyasal düzen) kurulamaz; dolayısıyla medeniyet (insan-ı kâmil) doğmaz.

Homeros’un evreni, “neseb” (kan, soy, kahramanlık soyu) üzerine kuruludur; Kaplan’ın İslam medeniyetinde vurguladığı “edeb” (ahlâkî incelik, hikmet) ise tamamen yoksundur.

Bu yüzden Homeros, uygarlığın tohumunu eker: Çatışmayı, intikamı ve gücü yücelten bir anlatı, ileride sömürgeciliğe, emperyalizme ve “kan emerek yaşayan” Batı düzenine dönüşecektir.Homeros’un teknikleri -sözlü formül (epitheton, tipik sahneler), in medias res başlangıç, tanrısal müdahaleler, epik benzetmeler, kahraman odaklı döngüsel zaman- Kaplan’ın “mit üretme aracı” eleştirisine birebir uyar.• Çatışma merkezli anlatı: İlyada Achilleus’un öfkesiyle açılır; bütün yapı, dualist çatışma (tanrı-insan, Yunan-Troya, birey-toplum) üzerine kuruludur.

Kaplan’ın pagan uygarlık tanımındaki “şiddet ve çatışmayı kutsayan” düzen burada doğar.

Hakikat medeniyetinin bütünleştirici, kozmolojik şuuru (Yaratıcı-Kâinat-İnsan zinciri) yoktur; her şey yatay düzlemde, güç mücadelesiyle çözülür.• Tanrısal müdahale ve keyfilik: Tanrılar kıskanç, öfkeli, zina eden varlıklardır.

Bu, Kaplan’ın “paganizmin fizik gerçekliği mutlaklaştırması” eleştirisinin ta kendisidir. İlâhî olan, hikmet ve rahmet değil, keyfî güçtür; dolayısıyla anlatı, tevhidî “teslimiyet” yerine “hile ve kurnazlık”ı yüceltir.• Sözlü formül ve tekrar: Homeros’un formülleri, kolektif hafızayı mitikleştirir; ama Kaplan’ın “ilim-irfan-hikmet” yolculuğundaki gibi, hakikati “bulma” ve “olma”ya dönüştürmez.

Anlatı, ümmîleşme (hakikate teslimiyet) değil, kahramanı tanrılaştırma üretir.

Sonuç: Uygarlık doğar, medeniyet değil.Kaplan’ın medya ve öykü anlatımı üzerine yazılarında vurguladığı gibi, böyle bir teknik “zihin-zemin-zaman”ı parçalar; insanı yalnızca “bura”ya (bu dünyaya) hapseder.Kaplan’ın “insan-ı kâmil” ve “medeniyet-i kâmile” ideali karşısında Homeros’un kahramanları, pagan uygarlığın prototipleridir:• Achilleus: Kibir, öfke ve intikamın cisimleşmiş hâli. “Ölümsüz şan” arayışı, Kaplan’ın “neseb” vurgusuna uyar: Soy ve güç, edeb’den üstündür.

Cesedi sürüklemesi, merhamet ve adalet yoksunluğudur; bu, Batı’nın “başkaları cehennemdir” anlayışının tohumudur.• Odysseus: Kurnazlık (metis) ve hile erdem sayılır.

Kalypso-Kirke ilişkileri, zina ve dünyevî arzu; talipleri katli, orantısız şiddet.

Kaplan’ın “teslimiyet olmadan temsiliyet olmaz” ilkesinin tam tersidir: Odysseus teslim olmaz, temsil eder (kendi gücünü).

Bu, modern Batı’nın “araçsal aklı”nın (Descartes-Bacon çizgisi) arkaik biçimidir.• Paris-Helen, Agamemnon: Fitne, gasb, kurban (Iphigeneia).

Aile ve emanete ihanet, pagan dualizmin ahlâkî yansımasıdır.• Hektor: En “asil” görünen karakter bile putlara kurban keser, savaşı tanrısal keyfe bağlar.

Kaplan’ın dilinde: Ameli boşa giden, ruh kökü eksik bir “kahraman”.Tanrılar da karakterdir: Zeus’un zinaları, Athena’nın tarafgirliği… Bunlar, Kaplan’ın “pagan tanrıların insanî kusurlarla donatılması” eleştirisinin canlı örnekleridir.

Hiçbirinde “hikmet”, “ihsan” veya “insan-ı kâmil” tohumu yoktur.Yusuf Kaplan’ın medeniyet fikri açısından Homeros, Batı uygarlığının “kurucu miti”dir.

Anlatım teknikleri çatışmayı ve dualizmi estetikleştirir; karakterler ise güç, kibir ve dünyevî izzeti yüceltir.

Bu, Mekke ruhundan yoksun, Medine bedeninden mahrum, dolayısıyla medeniyet üretemeyen bir tohumdur.Sonuç: Kanla yazılan tarih, sömürgecilik, nihilizm ve bugünkü “medenileşmiş barbarlık”.Kaplan’ın çağrısı nettir: Homeros’un mitini değil, nebevî anlatıyı (kıssaları, sünneti) esas alarak ilim-irfan-hikmet yolculuğuna çıkmak; ümmîleşerek ümmetleşmek ve hakikat medeniyetini yeniden inşa etmek.

Homeros, eleştirilecek bir “köken”dir; aşılacak bir “zincir”dir.Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

İLGİLİ HABERLER