MevzuRize Biyografi **Ali Sami: Karagöz Beyoğlu’nda Kitabını Kaleme Alan Yazarın Portresi**

**Ali Sami: Karagöz Beyoğlu’nda Kitabını Kaleme Alan Yazarın Portresi**

Karagöz, geleneksel sahne sanatlarından roman dünyasına adım atıyor. Araştırmacı Veli İnce, Osmanlı mizah yazarı Ali Sami’nin uzun süre göz ardı edilen eseri "Karagöz Beyoğlu"nu, VakıfBank Kültür Yayınları aracılığıyla günümüz okuyucusuyla buluşturuyor. Bu eser, sadece bir yazarın izini sürmek değil, aynı zamanda kültürel belleği yeniden inşa etmenin öyküsünü de barındırıyor.

Okunma Süresi: 8 dk

Osmanlı matbuat dünyasının köklü ailelerinden birine mensup olan Ali Sami, Matbaa-i Osmaniye müdürlerinden Bekir Sami’nin oğludur.

Aynı zamanda dönemin tanınmış gazetecilerinden Mahmut Nedim’in de kardeşidir.

Dolayısıyla çocukluğundan itibaren matbaacılık, yayıncılık ile gazetecilik geleneği içinde yetişmiş ve yazılı kültürün merkezinde bulunan bir aile ortamında büyümüştür. 20. yüzyılın başlarında Osmanlı mizah basınının önemli isimlerinden biri olan Ali Sami, Perde ve Geveze gibi dönemin dikkat çeken mizah dergilerinin kurucu kadrosunda yer almıştır. 1911-1913 yılları arasında yayımlanan Perde dergisinin hem mesul müdürlüğünü hem de baş muharrirliğini üstlenmiş, bir süre de Karagöz gazetesinin mesul müdürü olarak görev yapmıştır.

Böylece geleneksel Türk tiyatrosunun en önemli figürlerinden biri olan Karagöz’ü, yazılı kültür ortamında da yaşatan isimlerden biri olmuştur.

Bugün onun en önemli eseri olarak kabul edilen Karagöz Beyoğlu’nda, sözlü gelenekte yaşayan Karagöz tipinin romana dönüştürüldüğü en özgün örneklerden biridir.

Bunun yanında Karagöz Bulgaristan’da, Karagöz Yunanistan’da, Karagöz Otelde, Karagöz Yatakta, Karagöz Meyhanede, Karagöz Eğleniyor, Karagöz’ün Çapkınlıkları ve Karagöz’ün Zifaf Odası gibi pek çok anlatısı da bulunmaktadır.

Ne var ki bütün bu üretkenliğine rağmen Ali Sami; edebiyat tarihinin gölgesinde kalmış, hakkında oldukça sınırlı bilgiye ulaşılabilen bir isimdir.

Bu çalışma biraz da unutulmuş bir yazarı yeniden gün yüzüne çıkarma çabasının ürünüdür.Araştırma yapmak benim için akademik bir zorunluluk olmanın ötesinde, büyük bir kişisel merak.

Boş zamanlarımda en sevdiğim uğraşlardan biri çeşitli kütüphanelerin dijital kataloglarında belirli kavramların izini sürmek.

Bir kelime yazıp onun etrafında oluşan kitapları, gazete yazılarını, dergileri, görselleri ve hatta müzik eserlerini incelemek bana adeta yeni keşifler yapıyormuş hissi verir.

Yine böyle bir araştırma sırasında İBB Atatürk Kitaplığı’nın dijital arşivinde “Karagöz” kelimesini aratırken Karagöz Beyoğlu’nda adlı eserle karşılaştım.

Eser Osmanlı Türkçesiyle basılmıştı ve bugüne kadar Latin harflerine aktarılmamıştı.

Bu durum dikkatimi çekti.

Daha sonra Ali Sami hakkında bilgi edinmek amacıyla ulaşabildiğim bütün edebiyat tarihlerini taradım.

Fakat şaşırtıcı biçimde bu kadar üretken bir yazar hakkında neredeyse hiçbir bilgiye rastlayamadım. İşte tam da bu eksiklik beni harekete geçirdi. Önce eseri günümüz Türkçesine kazandırmaya, ardından da Ali Sami’nin izini sürmeye karar verdim.

Böylece, unutulmuş bir yazarı yeniden görünür kılmayı amaçlayan uzun soluklu bir araştırma süreci başlamış oldu.Bu çalışmayı hazırlarken mümkün olduğunca çok arşiv taramaya özen gösterdim. Öncelikle Ali Sami’nin görev aldığı Perde, Geveze ve Karagöz gibi süreli yayınları inceleyerek onun biyografisine ulaşabilecek izleri takip ettim.

Ne yazık ki bu yayınlarda da yazar hakkında oldukça sınırlı bilgi bulunuyordu.

Kitapta yer verdiğim biyografik bilgiler, ulaşabildiğim bütün dağınık verilerin bir araya getirilmesiyle oluşturuldu.

Bunun yanında eserin üç forma halinde yayımlanmış bütün nüshalarını temin ederek karşılaştırmalı biçimde inceledim.

Farklı arşivlerde bulunan baskıları satır satır karşılaştırarak eksik sayfa, dizgi farklılığı veya metinsel değişiklik olup olmadığını kontrol ettim.

Böylece okuyucuya mümkün olduğunca güvenilir ve eksiksiz bir metin sunmaya çalıştım.Ayrıca dönemin gazete koleksiyonları, eski haritalar, Beyoğlu’na ilişkin tarihî çalışmalar ve çeşitli görsel arşivler de araştırmanın önemli kaynaklarını oluşturdu. Çünkü bu çalışma hem bir metin aktarımı hem de eserin tarihî ve kültürel bağlamını yeniden kurma çabasıydı.Çalışmanın tamamlanması yaklaşık bir yıl sürdü.

Ancak bu süreç sadece Osmanlı Türkçesinden günümüz Türkçesine yapılan teknik bir çeviriden ibaret değildi.

Benim amacım metni hem okunabilir hale getirmek hem de günümüz okurunun eseri bütün tarihî ve kültürel arka planıyla anlayabilmesini sağlamaktı.

Bu nedenle metinde geçen bütün cadde, sokak, tiyatro, otel, eğlence mekânı ve tarihî yapılar tek tek araştırıldı, dipnotlarla açıklandı.

Günümüzde varlığını sürdüren ya da tamamen ortadan kalkmış olan mekânların tarihî serüvenleri incelendi.

Böylece okurun zihninde mekân-insan-zaman ilişkisini mümkün olduğunca görünür kılmaya çalıştım.Beni en çok uğraştıran konulardan biri ise Ali Sami’nin Fransızca kelimeleri Osmanlı Türkçesinde telaffuz edildiği biçimiyle yazmış olmasıydı.

Bu kelimelerin asıllarını tespit etmek, dönemin kullanım biçimlerini araştırmak ve doğru karşılıklarını vermek ciddi bir araştırma gerektirdi.

Sonuçta ortaya çevrilmiş bir metnin ötesinde; açıklamaları, dipnotları ve tarihî arka planıyla akademik nitelik taşıyan bir yayın çıktı.

Araştırma ve çeviri sürecinin tamamlanmasının ardından eserin yayımlanması da yaklaşık bir yıllık ayrı bir serüvene dönüştü.

Bu süreçte birden fazla yayıneviyle görüştüm.

Zaman zaman çeşitli olumsuzluklarla ve beklenmedik güçlüklerle de karşılaştım.

Ancak bütün bu sürecin sonunda Vakıfbank Kültür Yayınları, eserin önemini ve kültürel değerini büyük bir titizlikle değerlendirdi.

Yayın süreci boyunca gösterdikleri özverili yaklaşım sayesinde Karagöz Beyoğlu’nda nitelikli bir edisyonla okurla buluştu.

Bu bakımdan, eserin bugün okuyucusuna ulaşmasında Vakıfbank Kültür Yayınları’nın önemli bir payı olduğunu özellikle ifade etmek isterim.Lisans yıllarımdan beri Beyoğlu üzerine okumalar yapıyorum. Özellikle Batılılaşma tarihi anlatılırken Beyoğlu’nun Osmanlı modernleşmesinin vitrini olduğu sık sık vurgulanırdı.

Ancak bu bilgi benim için daha çok teorik düzeydeydi.

Metni çevirmeye başladıkça bunun sadece bir söylem olmadığını, gündelik hayatın tam anlamıyla çok kültürlü bir yapıya sahip olduğunu gördüm.

Eserde Türkçenin yanında Fransızca, Rumca, Ermenice, İtalyanca ve daha pek çok dilin izlerine rastladım. “19. yüzyıl Beyoğlu’nda otuz üç dil konuşuluyordu.” cümlesi artık benim için tarih kitaplarında geçen romantik bir aforizma olmaktan çıktı ve metnin satırlarında canlı biçimde karşıma çıkan somut bir gerçekliğe dönüştü.

Aslında Ali Sami’nin romanı da bu çok dilli ve çok kültürlü hayatın edebî bir panoraması niteliğinde.Karagöz benim için bir gölge oyunu olmaktan çok; çocukluğumdan beri hayranlık duyduğum kültürel miraslarımızdan biri. İlkokul yıllarında okulumuza gelen bir hayalbazın gerçekleştirdiği Karagöz gösterisini bugün bile çok net hatırlıyorum.

Tasvirlerin renkleri, karakterlerin konuşma biçimleri, mizah anlayışı ve sahnenin büyülü atmosferi beni derinden etkilemişti. Üniversite yıllarında Geleneksel Türk Tiyatrosu dersleri aldıkça bu ilgi daha da derinleşti. Özellikle Metin And ve Cevdet Kudret’in “Karagöz” üzerine yaptığı çalışmalar beni çok etkiledi.

Bunun yanında Millî Kütüphane’de eski Karagöz tasvirlerini ve görsellerini incelemekten büyük keyif alırdım.

Siyah beyaz baskılara bakarken onları zihnimde renklendirdiğimi hâlâ hatırlıyorum.

Dolayısıyla bu kitap benim için çocukluğumdan başlayan kültürel bir merakın ve uzun yıllar süren bir ilginin doğal devamıdır.Karagöz’ün yüzyıllardır yaşamaya devam etmesinin temel sebebi, halkın içinden doğmuş bir anlatı geleneğini temsil etmesidir.

Toplumun her kesiminden insan, Karagöz’de kendisinden bir parça bulabilir.

Onun mizahı hem güldürmeye hem de düşündürmeye yöneliktir.

Karagöz’de güçlü bir toplumsal eleştiri ve kara mizah damarı vardır.

Bu yönüyle; insanı sorgulamaya, düşünmeye ve olaylara farklı açılardan bakmaya davet eden bir kültür ürünüdür.

Ali Sami’nin yaptığı ise bundan da öte bir yeniliktir.

Geleneksel gölge oyununun kahramanını modern roman formuna taşıyarak sözlü kültür ile yazılı kültür arasında son derece başarılı bir köprü kurmuştur.

Karagöz gibi halkın hafızasında yaşayan bir karakter sayesinde modernleşen Osmanlı toplumunun Beyoğlu panoramasını anlatması, bu romanı kültürel açıdan da çok kıymetli hale getirmektedir.Evet, bu çalışmanın bir başlangıç olmasını arzu ediyorum.

Ali Sami’nin; Karagöz Bulgaristan’da, Karagöz Yunanistan’da, Karagöz Meyhanede, Karagöz Otelde gibi bugün büyük ölçüde unutulmuş pek çok anlatısı bulunuyor.

Bunların tamamını günümüz Türkçesine kazandırmayı hedefliyorum.

Bunun yanı sıra Karagöz üzerine; kültür tarihi, şehir tarihi, mizah tarihi ve modernleşme açısından değerlendiren akademik çalışmalar hazırlamayı da planlıyorum.

Kanaatimce Karagöz; Osmanlı toplumunun gündelik hayatını, çok kültürlü yapısını ve modernleşme tecrübesini anlamamız açısından son derece önemli bir tarihsel hafıza.

Bu nedenle Karagöz etrafında yürütülecek her yeni çalışma, aslında kültür tarihimizin önemli bir boşluğunu dolduracaktır.Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin