İngiltere'de 1984 yılında evine dönerken katledilen devlet memuru Anthony Littler'ın cinayeti, 42 yıl aradan sonra aydınlatıldı. Cinayetin üstünden geçen zaman zarfında dosya delil yetersizliğinden dolayı faili meçhul olarak kalmıştı. Ancak, bu süreç sonunda bir breakthrough yaşandı.
Operasyonun Başlangıcı
İngiltere'de cinayetin üzerindeki örtü, Başmüfettiş Neil John'un devreye girmesiyle kaldırıldı. Delil eksikliği sebebiyle uzun bir süre bekleyen bu dosyayı ele alan John, gizli bir operasyon yürütmeye başladı. Operasyonun en dikkat çekici unsurlarından biri, 'JJ' kod adını kullanan bir sivil polisin olayın yaşandığı yıllarda 15-18 yaşları arasındaki şüpheli kardeşler Michael ve Anthony Stewart’ın hayatlarına sızması oldu. Bu yaklaşım, cinayetle ilgili yeni delilleri bulmak için önemli bir strateji olarak değerlendirildi.
Şüphelilerin İfadesinde Bulunan Çelişkiler
Michael Stewart, operasyon sürecinde dinlenen araçta dikkat çeken bir açıklamada bulundu. Ağabeyinin yıllar önce bir adamı saldırdığına dair bilgiyi verdi. Bu söylem, durumu daha da karmaşık hale getirdi. Michael'ın ifade verirken "Sokağın tepesinde gözcülük yapıyorsam üzerime nasıl kan bulaşabilir?" demesi, onun kendisini ele vermesine sebep oldu. Bu çelişkili ifade, cinayetle ilgili yeni ve önemli bir delil niteliği taşıdı. İki kardeş yapılan sorgulamanın ardından gözaltına alındı ve savcılık tarafından müebbet hapse mahkûm edildi.
Aile ve Toplum Üzerindeki Etkileri
Cinayetin aydınlatılmasının ardından Anthony Littler’ın kuzeni Patricia McLure, kararın açıklanmasının hemen ardından bir basın açıklaması yaptı. McLure, "Adalet sonunda yerini buldu" ifadesiyle cinayet sonrası yaşanan acının önemine vurgu yaptı. Bu durum, sadece aileleri etkilemekle kalmadı, aynı zamanda toplumda uzun yıllar süren belirsizliğin sona ermesi yolunda bir adım atılmış oldu. Ailenin yaşadığı kaygı ve belirsizlik, yıllar sonra aydınlatılan bu cinayetle birlikte bir nebze olsun son bulmuş oldu.