ABD Hazine Bakanlığı’nın Türkiye merkezli Golden Global Yatırım Bankası’nı İran bağlantılı işlemler gerekçesiyle yaptırım listesine alması, Türkiye’de son yıllarda kara para, altın ticareti ve elektronik ödeme sistemlerine yönelik art arda düzenlenen operasyonları yeniden gündeme taşıdı.
ABD yönetimi, bankanın İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü adına on milyonlarca dolarlık işlemi kolaylaştırdığını, İran petrolünden elde edilen gelirlerin Çin’den Türkiye’ye aktarılarak burada nakit ve altına dönüştürüldüğünü öne sürdü.
Golden Global Bank ise suçlamaları reddetti ve yaptırım kararına karşı hukuki yollara başvuracağını açıkladı.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da kararın ardından yaptığı açıklamada yaptırımın Türkiye’yi ya da Türk bankacılık sistemini hedef almadığını, tek bir kuruluşun faaliyetlerine yönelik olduğunu söyledi.
Türk makamlarının süreçte “yapıcı bir tutum” sergilediğini belirten Barrack’ın sözleri, Ankara ile Washington arasında İran bağlantılı finans hareketlerine ilişkin temasların sürdüğü şeklinde yorumlandı.
Gazeteci Bahadır Özgür de köşe yazısında Golden Global Bank kararını, Türkiye’de son yıllarda yoğunlaşan mali suç operasyonları ve bölgedeki siyasi gelişmelerle birlikte ele aldı.
SITKI AYAN'IN ADI YENİDEN GÜNDEMDE ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırım açıklamasında iş insanı Sıtkı Ayan’ın adı da yer aldı.
Ayan ve bağlantılı şirketler, 2022 yılında İran petrolünün satışından elde edilen gelirlerin aktarılmasında rol oynadıkları iddiasıyla ABD’nin yaptırım listesine alınmıştı.
Ayan’ın adı daha önce 17-25 Aralık sürecinde kamuoyuna yansıyan ses kayıtlarındaki rüşvet iddialarıyla da gündeme gelmişti. Özgür, Golden Global Bank dosyasını daha önce yazdığı ve “Laleli Çamaşırhanesi” olarak adlandırdığı para trafiğiyle de ilişkilendirdi.
Söz konusu soruşturmalarda yüzlerce şirketin özellikle altın üzerinden Libya’ya milyarlarca dolarlık ihracat yapılmış gibi gösterildiği, POS cihazları üzerinden para transferleri gerçekleştirildiği ileri sürülmüştü.
Son yıllarda Kapalıçarşı ve Laleli merkezli operasyonlarda kuyumcular, döviz büroları, elektronik ödeme kuruluşları ve çok sayıda şirket mercek altına alındı.
Kamuoyuna yasa dışı bahis, forex, altın kaçakçılığı ya da farklı mali suç soruşturmaları olarak yansıyan dosyaların bir bölümünün aynı para aklama ağlarında kesiştiği öne sürüldü.
FATF SÜRECİNE DİKKAT ÇEKTİ Türkiye, kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadeledeki eksiklikler nedeniyle 2021 yılında Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) gri listesine alınmış, Haziran 2024’te ise listeden çıkarılmıştı.
Bu süreçte özellikle döviz büroları, kuyumcular, elektronik ödeme kuruluşları, kripto varlık piyasaları ve değerli maden ticaretine yönelik denetim ve operasyonların arttığına dikkat çeken Özgür, son yıllarda yaşanan gelişmelerin uluslararası mali sistemde Türkiye’ye yöneltilen baskılardan bağımsız okunamayacağını savundu.
Yazıda, Türkiye’nin jeopolitik konumundaki değişimin yalnızca dış politikayı değil, ülke içindeki ekonomik ve siyasi güç dengelerini de etkilediği değerlendirmesine yer verildi.
ABD’nin İran, Rusya, Çin ve Venezuela’ya yönelik politikaları ile Suriye ve Libya’daki yeni dengelerin Türkiye’nin önündeki ekonomik ve siyasi rotayı da değiştirdiğini belirten Özgür, kayıt dışı ekonomideki aktörlerin de bu dönüşümden etkilendiğini ifade etti.
YENİ OPERASYONLAR İDDİASI Özgür, son dönemde bazı soruşturmalarda savunma sanayisi şirketlerinin de gündeme gelmesine dikkat çekerek, önümüzdeki dönemde silah ticaretine ilişkin yeni operasyonların yapılabileceğini öne sürdü.
Pakistan’dan İran’a, Ukrayna’dan Suriye, Libya ve Sahraaltı Afrika’ya uzanan silah ticareti hatlarının daha fazla denetim altına alınabileceğini savunan Özgür, elektronik ödeme sistemleri, döviz büroları, kuyumcular ve altın ticaretinin ardından sıranın bu alana gelebileceğini ileri sürdü.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan operasyonların yalnızca iktidar içindeki hesaplaşmalar üzerinden okunamayacağını belirten Özgür, bölgesel gelişmelerin ve dış politikadaki yön değişikliklerinin de bu sürecin önemli bir parçası olduğu görüşünü dile getirdi. Özgür, Türkiye’nin geçmişinde Kısmetim 1 operasyonundan Halkbank davasına ve Rahip Andrew Brunson krizine kadar birçok örnekte iç siyaset, ekonomi ve dış politikanın birbirine geçtiğini hatırlatarak, bugünkü “operasyon fırtınasının” arkasında da benzer bir dönüşüm bulunduğunu savundu.