MevzuRize Genel Afrika'nın Kahramanı: Rabih, Güçlü Savaşçı Olarak Tarihe Geçiyor

Afrika'nın Kahramanı: Rabih, Güçlü Savaşçı Olarak Tarihe Geçiyor

Yeni yerlerin keşfi adı altında çıkılan Avrupalı denizcilerin 15. yüzyılın sonlarında Hint Okyanusu’na doğru başlattıkları deniz seferleri, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir kıyımın ilk adımlarıydı. Bu keşif yolculuğu, dünyanın en büyük ikinci kıtası olan Afrika’nın kâğıt üzerinde paylaşılmasıyla birlikte akıl almaz katliamlara sahne oldu. Topraklarını yabancılara teslim etmek istemeyen bu kara kıtanın yerlileri büyük mücadeleler vermiş olsa da sömürgeci Avrupalılara karşı varlık gösteremediler. Sömürgeci güçlere karşı verilen bu mücadelenin önemli isimlerinden Çad Gölü havzasında yıllarca sergilediği direnişle tanınan Bornu hâkimi Rabih Bin Fazlullah’ın öyküsü...

KAYNAK: HABER MERKEZİ
Okunma Süresi: 7 dk

Avrupalı denizcilerin ın sonlarında Hint Okyanusu’na doğru başlattıkları deniz seferleri, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir kıyımın ilk adımlarıydı.

Yeni yerlerin keşfi adı altında çıkılan bu yolculuk, birlikte akıl almaz yıkımları beraberinde getirecekti.Topraklarını yabancılara teslim etmek istemeyen bu kara kıtanın yerlileri, büyük mücadeleler vermiş olsa da sonuç ne yazık ki sömürgecilerin lehine olacaktı. İşte bu büyük mücadelelerden biri denda sömürgeci güçlere karşı yıllarca sergilediği direniş mücadelesidir.Portekiz kralının emriyle Hindistan’a yeni deniz yolu bulmak amacıyla görevlendirilen, ilk olarak 1497 yılında birkaç küçük gemi ile Afrika'nın güney ucunu dolaşarak Doğu Afrika sahillerine uğramış, burada yapılan ticaretle ve yerli halkla alakalı bilgiler elde ettikten sonra Hindistan'a ulaşarak ülkesine geri dönmüştür.

Dönüşünden iki yıl sonra bu sefer kendine verilen güçlü bir donanmayla Afrika’nın batı ve doğu sahillerine tekrar gelen fakat bölgeye Osmanlı İmparatorluğu’nun inmesiyle sömürgecilik faaliyetlerinin kıta geneline yayılması uzun bir süre engellenmiştir.Osmanlı’nın Afrika’da hüküm sürdüğü dönemlerde bölgedeki birçok Müslüman sultanla iyi ilişkileri olmuştur.

Bu sultanların en önemlilerinden biri de 1842 yılında Sudan'ın Hartum kasabasında dünyaya gelen Rabih, babasının vefat etmesiyle birlikte önce Mısır kontrolünde olan Sudan ordusunda askerlik yaptı, sonra da ’nın himayesine girdi.

Zübeyir Paşa, dönemin önemli fildişi ve köle tüccarlarından biriydi.Rabih'e de yanında iş vermiş ve birliktelikleri bu şekilde başlamıştı.

Zekası ve gayretiyle ön plana çıkan Rabih, Zübeyir Paşa'nın kendisini yetiştirmesiyle iyi bir savaşçı ve onun ve güvenliğini sağlayan en önemli komutanlarından biri haline geldi.Hollandalı kadın bir seyyah olan ’nin Sudan seyahati sırasında güvenliğini sağlamış olan seyahat sonrası Tinne tarafından kendisine bırakılan silahlarla biraz daha güçlenerek 1856 yılında Rabih’le birlikte Sudan'ın güneyine indi ve Bahr el-Gazal bölgesinde kendisine ait yerel bir idareyle ticaret sahası oluşturdu.Zamanla büyüyen ticaret hacmiyle daha da güçlenen Zübeyir Paşa, Mısır idaresi tarafından önce si olarak atansa da kontrolsüz büyümesinin Mısır idaresi adına tehlike oluşturacağından dolayı 1875 yılında Kahire’ye yaptığı ziyaret esnasında, Rabih, Zübeyir Paşa'nın alıkonulmasından sonra Darfur’da kaldı ve Süleyman'ın çok geçmeden İngilizlerle anlaşmazlık yaşamasıyla birlikte Mısır idaresine karşı birlikte cephe aldılar.Bir süre sonra İngilizlerle baş edemeyeceğini anlayan Süleyman, komutanlarıyla birlikte istişare ederek İngilizlerle barış anlaşması yapmaya karar verdi.

Rabih bu anlaşmanın hayırlı bir anlaşma olmayacağına, İngilizlerin güvenilir olmadığına inanıyordu.

Fakat Rabih’in çabaları Süleyman’ı kararından döndürmeye yetmedi.

Rabih ise kendisiyle hemfikir olduğunu düşündüğü 5 komutanla mücadeleye devam kararı vermiş de olsa, bu komutanlar da bir süre sonra İngilizlerle iş birliği yapmanın kendi menfaatlerine olacağını düşündüler ve İtalyan asıllı Paşa’ya anlaşmak için taleplerini bildirdiler.Rabih, İngilizlere güvenmemekle çok doğru bir karar vermişti. İngilizlerin bu yaptıklarıyla kalmayacaklarını ve onu da öldürmeye çalışacaklarını biliyordu.

Zübeyir Paşa’dan kalan yaklaşık bin civarındaki askeri alarak Sudan’dan ayrılmaya karar verdi.

Amacı; Ülkesinden ayrılarak önce güneybatıya doğru ilerledi.

Bu civardaki topluluklar üzerinde bir hâkimiyet kurdu ve ’nı fethettikten sonra rotasını kuzeye çevirdi.

Burada bulunan büyük sultanlıklardan hedefe giden yolda onun için büyük bir engel değildi.

Saldırılar başladı ve Rabih’in yaptığı saldırılar karşısında varlık gösteremedi.

Gavrang’ın yenileceğini anlayınca kaçmasıyla bu bölge de Rabih’in kontrolüne geçmiş oldu.Bu savaş sonrası elde ettiği silahlar ve ganimetlerle kendine önemli bir silah gücü oluşturan Rabih’in hedefi artık biraz daha kuzeyde bulunan ve yaklaşık bin yıllık tarihe sahip ’ydı. 6.000 kişilik büyük bir silahlı güce sahip olan Bornu Sultanlığı, 1893 yılında başlayan ’nda Rabih’in zekice hazırladığı taktiklere ve ani saldırılara karşı belli bir süre karşılık verse de 1894 yılında Rabih tarafından tamamen fethedildi.

Rabih’in büyümesi, Osmanlı İmparatorluğu'yla arasında bir dizi siyasî ilişki inşa edilmesine vesile oldu.

Bu sırada Avrupalılar, Afrika'daki sömürgecilik faaliyetlerini hızlandırmaya, kıyı kesimlerden iç kesimlere doğru ilerlemeye çalışıyorlardı. sonrasında işgal ettikleri yerleri sömürgeleri haline getiriyorlardı.Bu sömürgecilik faaliyetlerini bir düzen dahilinde yapmak ve birbirleriyle çatışmaya düşmemek için’ın davetiyle Berlin’de bir araya geldiler ve Afrika’da yapacakları sömürgecilik faaliyetleri için bir antlaşma yaptılar.

Bu antlaşmaya göre her sömürgeci ülkenin Afrika Kıtası'daki yeri belirlenmiş oldu.

Antlaşma sonrası işgaller için herhangi bir engel kalmayan sömürgeciler,Antlaşmaya göre Rabih’in sultanlığının olduğu bölgenin büyük kısmı Fransa'ya bırakılmıştı.

Fakat bu bölgenin işgal edilmesi masada paylaşıldığı kadar kolay olmayacaktı. batıda , Orta Afrika’da ise olduğu bölgeyi tek tek işgal ettiler.

Orta Afrika ve Batı Afrika'daki sömürgelerini birleştirmek isteyen Fransızlar, Rabih'e karşı ilk saldırılarını 16 Temmuz 1899'da yaptılar.

Saldırı öncesi bölgede bulunan kaçak Bagirmi Sultanı Gavrang, kendisine toprak verilmesi karşılığında galip geleceğini düşündüğü Fransızlarla iş birliği yaptı ve birçok askerini bu savaşa dahil etti.Önemli komutanlarından birini kaybeden Fransızlar vazgeçmediler.

Yaklaşık 3 ay sonra 28 Ekim 1899 sabahı komutasında bu sefer daha güçlü bir birlikle ’ya gelen Fransızlar, Rabih, 3.000 tecrübeli askeri ve Togbao savaşında elde ettiği bazı mühimmatlarla onları güçlü bir şekilde karşıladı.

Yaklaşık 9 saat süren bu savaş sırasında Fransızlara ağır kayıplar verdirdiyse de, o da Aynı günün akşamına doğru Fransız birlikleri Rabih’e 45 bin mermiyle 400 top güllesi yağdırmışlar ve Rabih’i yıpratmayı başarmışlardı.

Buna rağmen 344 kişilik birliğinin başaramayacağını anladı ve geri çekilmeye karar verdi.

Rabih ise yaralı olması sebebiyle yerinde kaldı ve bir sonraki savaş için hazırlıklara başladı.Rabih bulunduğu bölgedeki tüm sultanlıklarla baş edebilecek büyük bir güce sahipti, ama Avrupalıların bölge sultanlıklarıyla yaptıkları ittifaklar ve kullandıkları yeni teknoloji mühimmatlar ile ardı ardına yapılan bu savaşlar ona yavaş yavaş güç kaybettiriyordu.Askerlerinin bir kısmı ölmüş cephanesi de azalmıştı, nden yeni silah ve cephanelik temin etmek istemişse de bulunduğu bölgenin sömürgeciler tarafından kuşatılması sebebiyle başaramamıştı.Fransızların yakın zamanda çok daha güçlü bir şekilde geleceklerini biliyordu, ama asla pes etmeyecekti.

Elinde olan tüm imkânları kullanarak hazırlığını yapmaya başladı.

Hatta düşmana korku vermek için topraklarını daha önce iyi münasebetler kurduğu Savaş günü yaklaşırken Fransızların nereden saldırı yapacakları henüz belli değildi.

Rabih askerlerinin bir kısmını başkentte bıraktı ve Fransızların hazırlandığı yeni birliğin başında, daha önce ve Sahra Çölü’nü iyi bilen 20 yıllık bir tecrübeye sahip vardı.

Lamy, kuzeyde ve batıda bulunan Fransız birliklerinden topladığı bir orduyla Rabih'e doğru ilerlemeye başladı.

Güneydeki Fransız bölgesini kontrolünde tutan Bir kısmı olan toplam veden oluşan birlikleriyle 2 Mart 1900’de Kousseri’ye ulaşan İlk defa bu kadar büyük bir saldırıyla karşı karşıya kalan Rabih, bu savaşın diğerlerinden farklı olacağını en baştan anlamıştı.

Yaklaşık bir buçuk ay süren savaş sonrası Rabih, askerlerinin büyük bir kısmıyla etrafında bulunan önemli komutanların hepsini kaybetmişti.

Ama Rabih’in her şeye rağmen teslim olmaya niyeti yoktu.20 yıla yakın savaş tecrübesiyle son bir atak yapmaya karar verdi veYapmış olduğu bu son saldırı kendi de yapmış olduğu bu son saldırı sırasındaRabih, hayatı boyunca savaşın içerisinde olması ve Afrika'nın sıkı şartlarında yetişmesi sebebiyle güçlü ve yılmayan bir savaşçıydı.

Bölgede kurduğu hâkimiyet sayesinde sömürgecilerin buraya gelmelerini uzun bir süre geciktirmişti.Hüküm sürdüğü topraklarınolmasına rağmennda verdiği bu büyük mücadele sayesinde Fransızlara ağır kayıplar verdirmiş ve Afrika insanının ne kadar toprağına düşkün savaşçı insanlar olduğunu onlara göstermiştir.Rabih’in ölümünden sonra ve bir çubuğun ucunda tüm halka teşhir ettiler.

Ondan sonra yerine geçen oğlu Fazlullah, Fransızlara karşı pasif bir mücadele sergilediyse de bir yıl sonra o da Fransızlar tarafından öldürüldü ve Sudan bölgesindeki son Müslüman sultanlık da tarihe karışmış oldu.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin