Her okurun hayatında özel bir yerler edinen bazı yazarlar vardır; kitaplarıyla başlayan yakınlık, zamanla onların düşünce dünyasına kadar uzanır.
Farkına varmadan onların kelimeleriyle konuşmaya, itirazlarıyla öfkelenmeye, sorularıyla uykusuz kalmaya başlarsınız.
Bir noktadan sonra okuduğunuz kişi, dışarıdan seslenen bir yazar olmaktan çıkar ve zihninizde sizinle birlikte düşünen görünmez bir yol arkadaşına dönüşür. İsmet Özel, benim için böyle isimlerden biridir.
Onunla lise yıllarında tanıştım.
Bugün geriye baktığımda, aralanan kapının şiirden öte düşünmenin kendisine açıldığını daha iyi anlıyorum.Kanaatimce İsmet Özel’e başlanacak ilk eser Waldo Sen Neden Burada Değilsin’dir. Çünkü bu kitap, bir otobiyografi olmanın ötesinde; bir karakter atlası, bir düşünce günlüğü ve bütün külliyatının şifresini taşıyan temel metindir.
Ardından gelen Faydasız Yazılar, Taşları Yemek Yasak ve Bakanlar ve Görenler ise aynı zihnin farklı cephelerini gösterir.
O yıllarda, bu kitapların isimleri bile bizde merak uyandırıyor, henüz kapağını açmadan okuru düşünmeye çağırıyordu.İsmet Özel’in ilk büyük okur kitlesine ulaşmasını yalnızca şiiriyle açıklamak eksik kalır.
Yetmişli ve seksenli yıllarda Müslüman dünyada ihtida eden isimlere karşı güçlü bir ilgi vardı.
Yusuf İslam, Malcolm X, Roger Garaudy, Martin Lings, Muhammed Ali, Abdülkadir es-Sûfî, Frantz Fanon...
Bu insanlar hem eserleriyle hem de hayatlarını değiştirme cesaretleriyle dikkat çekiyorlardı. İsmet Özel’in Müslüman oluşu da aynı atmosfer içinde okundu.
Onun şiirindeki dönüşüm, biyografisindeki dönüşümle birleşince okur için daha güçlü bir çekim alanı oluştu.Özel, bu değişimi Waldo’da kendine mahsus ironisiyle anlatır: “Bir varmış bir yokmuş.
Bir şair İsmet Özel varmış... İyi şiirler yazarmış...
Sonra komünist olmuş...
Komünist olarak da iyi şiirler yazmaya devam etmiş...
Sonra Müslümanlığı hayat yolu olarak benimsemiş.
Ama işe bakın ki yine iyi şiirler yazmaya devam etmiş...”Bu satırlar bir hayat hikâyesini özetlemekten çok; düşüncenin donmuş bir yapı değil, yaşayan bir organizma olduğunu da gösterir. İsmet Özel’i anlamak isteyenler önce bu hareket fikrini kavramalıdır. Çünkü onun zihni yerleşik kalıplara sığmaz; durmadan yol alır, yeni soruların peşine düşer ve her defasında kendini yeniden kurar.Yıllardır zihnimi meşgul eden soru ise hep aynı: Neden İsmet Özel’i özellikle gençler okuyor?
Daha doğrusu, kırk yılı aşkın zamandır neden hâlâ okunuyor?
Aynı dönemin birçok yazarı yalnızca akademik dipnotlarda yaşamaya devam ederken İsmet Özel’in cümleleri öğrenci evlerinde, üniversite kantinlerinde ve kitap kulüplerinde dolaşmayı sürdürüyor.Sanırım bunun ilk sebebi, hazır düşünceye hiçbir zaman teslim olmamasıdır.
Herkes aynı istikamete yürürken o yönünü değiştirir.
Herkesin doğru kabul ettiği yerde o, yeniden soru sorar.
Bu yüzden onu okuyan kişi, hazır cevaplardan çok yeni sorularla yüzleşir.İkinci sebep, otoriteyle kurduğu mesafedir. İsmet Özel’in bütün yazılarında hissedilen temel damar, iktidara değil hakikate yakın durma çabasıdır.
Bu tavır zaman zaman onu yalnız bırakmış, zaman zaman yanlış anlaşılmasına yol açmıştır fakat düşüncesinin diri kalmasını da sağlayan şey tam olarak budur. Çünkü fikir, konforun sınırlarını aşıp riskle yüzleştiğinde olgunlaşır.Üçüncü sebep ise cesaretidir.
Hayatı boyunca fikir değiştirmekten korkmamıştır.
Fakat bu değişim hiçbir zaman rüzgârın yönüne göre gerçekleşmemiştir.
Her değişim, hakikati yeniden arama iradesinin sonucudur.
Bugün gençlerin onda kendilerine yakın buldukları şey belki de tam budur: Arayışını sürdüren bir insan.İsmet Özel’in şiiriyle düzyazısı arasında çoğu zaman yapay bir ayrım yapılır.
Oysa ikisi de aynı zihnin ürünüdür. Şiirde imgeler konuşur, düzyazıda kavramlar. Şiirde sezdirir, denemede açıklar ve her ikisinin de amacı aynıdır: Okurun zihninde bir kırılma meydana getirmek.
Onun metinleri bilgi vermekten çok; düşünme biçimini değiştirmek için yazılmıştır.
Belki de bu yüzden gerçek İsmet Özel okuru, kitapları bitirmekle yetinmeyip okuduklarını kendi hayatıyla yüzleştirmeyi göze alan kişidir.
Bu etkinin derinden oluşu bana hep kelebek etkisini hatırlatır.
Başlangıçta kendini belli etmez, yıllar geçtikçe insanın dünyaya bakışını dönüştürür.İsmet Özel’in en güçlü yanı da budur.
Okurunu huzursuz eder.
Ezberlerini bozar.
Alışkanlıklarına saldırır. Çünkü ona göre düşünmek, insanın kendisiyle giriştiği en çetin mücadeledir.
Gençlerin onu sahiplenmesinin nedeni de burada aranmalıdır.
Gençlik zaten mevcut düzenle hesaplaşmanın, yeni bir dünya kurma arzusunun en yoğun yaşandığı çağdır. İsmet Özel de tam bu damar üzerinden konuşur.
Herkesin baktığı yere değil de kimsenin bakmadığı yere bakar; herkesin sustuğu yerde konuşur, herkesin konuştuğu yerde susar.Onun modern dünya eleştirisi de aynı merkezden beslenir.
Baudelaire üzerine söyledikleri, aslında kendi şiir anlayışının da özeti gibidir.
Ona göre şiir, dünyadan kaçış değil, dünyaya başka bir merkezden bakma cesaretidir.
Hakikat ise görünen olayların yüzeyinde değil, ardında saklı anlam katmanlarında aranır.
Bu yüzden şiir onun için estetikten önce ontolojik bir meseledir.Şüphesiz İsmet Özel’in fikrî dönüşümünde Sezai Karakoç’un önemli bir yeri vardır. “Amentü” şiirinin Diriliş’te yayımlanması bunun sembolik göstergesidir.
Cahit Zarifoğlu’nun da onun ruh ikliminde bıraktığı izler küçümsenemez.
Fakat İsmet Özel’i çağdaşlarından ayıran temel özellik, iç kavgasının hiçbir zaman sona ermemesidir.
Necip Fazıl’ın arayışı Abdülhakim Arvâsî ile yeni bir dengeye kavuşurken İsmet Özel’in arayışı sürekli derinleşir.
Belki de eserlerine o yüksek gerilimi kazandıran tam olarak budur.
Onun cümlelerinde hiçbir zaman tam bir sükûnet yoktur; sürekli hareket eden ve kendisini sorgulayan bir vicdan vardır.Bütün bunlara rağmen İsmet Özel dikkatli okunmalıdır. Çünkü güçlü yazarlar, okurlarının düşünme biçimini de belirler.
Bir süre sonra insan farkında olmadan onun kelimeleriyle konuşmaya, onun cümle ritmiyle yazmaya başlar. İşte tam bu noktada mesafe gerekir. İyi okur, sevdiği yazarı tekrar etmeyip onu aşmaya çalışan kişidir.
Bu sebeple İsmet Özel’in yanında başka sesler de dinlenmelidir.
Mevlânâ’nın sükûneti, Yunus Emre’nin tevazuu, Mehmet Âkif’in ahlâkî direnci, Cemil Meriç’in medeniyet tasavvuru, Sezai Karakoç’un medeniyet ufku ve Cahit Zarifoğlu’nun iç sesi birlikte okunduğunda insan tek bir yazarın yörüngesine mahkûm olmaktan kurtulur.Kısacası İsmet Özel sadece şiir yazan bir şair değildir.
O, okurunun zihnine müdahale eden nadir yazarlardan biridir.
Onu okumak bilgi edinmekten ziyade, kendisiyle hesaplaşmayı göze almaktır.
Ancak hiçbir büyük yazar, son durak değildir. İsmet Özel de hakikatin kendisi değil, hakikate giden yollardan biridir.
Belki de onu doğru okumanın ilk şartı budur: İsmet Özel’i, İsmet Özel’e benzemek için değil de kendimiz olabilmek için okumak.Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.