Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, cezaevinden kaleme aldığı yazıyla Silivri'de görülen davaya ve duruşma sürecine ilişkin değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı.19 Mart sabahı evinden alınarak Vatan Emniyet'e götürüldüğünü hatırlatan İmamoğlu, geçen perşembe günü Silivri'de yaklaşık 15 saat süren duruşmaya dikkat çekti.
Sürecin "şafak vakti operasyonuyla" başladığını belirten İmamoğlu, yargılamaların da yine şafak vaktine kadar sürdüğünü ifade etti.İmamoğlu, yazısında özellikle duruşmanın son sanığının savunması sırasında kendi adının defalarca geçmesine karşın, mahkeme heyeti ve savcılık tarafından kendisiyle ilgili temel soruların sorulmadığını savundu."YARGI REZALETİ"İmamoğlu, yazısında şu ifadeleri kullandı:"Mahkemenin sanığa sormasını bekledim: ‘Ekrem İmamoğlu'nu tanıyor musun?
Hiç görüştünüz mü?
Aranızda herhangi bir irtibat oldu mu?
Bu söylediklerini hangi somut bilgiye veya belgeye dayandırıyorsun?'"Bu soruların ne iddia makamı ne de mahkeme heyeti tarafından yöneltildiğini belirten İmamoğlu, yaşananları "yargı rezaleti" olarak nitelendirdi.İmamoğlu, avukatlarının yönelttiği sorulara verilen yanıtları da eleştirdi.
Bazı sanıkların sorulara yanıt vermekten kaçındığını ifade eden İmamoğlu, "Müfteriler aranıp bulunuyor, bir koro halinde ‘Öyle duymuştum' sözleri söyleniyor, ezber ifadeler okunuyor, soru sorulunca ise hepsi suspus oluyor" ifadelerini kullandı."ÇİRKİN BİR SENARYO"Yargılamanın doğal seyrinin delillerin ortaya konulması, tanıkların dinlenmesi ve savunmanın bunlara karşı cevap verebilmesi olduğunu belirten İmamoğlu, sürece ilişkin sert eleştiriler yöneltti.İmamoğlu, "Sorulması gereken en basit sorular bile sorulmuyorsa gerçek ayan beyan ortadadır" diyerek şöyle devam etti:"Burada hakikat ve adalet aranmıyor, Türkiye'nin geleceğine kast edecek şekilde kurgulanmış çirkin bir senaryo sergileniyor.""NEDEN KONUŞMAMDAN RAHATSIZ OLUYORSUNUZ?"İmamoğlu, hakkındaki tüm iddiaların mahkemede ortaya konulmasını istediğini belirterek, "Deliller açıklansın.
Tanıklar dinlensin. İddia makamı elinde ne varsa mahkemeye getirsin.
Ben de orada olayım.
Dinleyeyim, sorayım, cevap vereyim, itiraz edeyim" dedi.İmamoğlu, "Ekrem İmamoğlu'nu yargılamak istediğiniz mahkemede neden Ekrem İmamoğlu'nun konuşmasından bu kadar rahatsız oluyorsunuz?" ifadelerini kullandı.Ekrem İmamoğlu'nun yazısı şöyle:"Saat 05.30'du. 19 Mart sabahı, zifiri karanlıkta, sahur sofrasından kalkarak evimden alınıp Vatan Emniyet'e götürüldüm.
Aradan aylar geçti.Geçen perşembe Silivri'de saat 10.30'da başlayan duruşma bittiğinde saat gece 2'ye varıyordu.
Mahkeme salonundan çıkarken yine şafağa yaklaşıyorduk.Şafak vakti operasyonuyla başlayan süreç, şafak vakti yargılamalarıyla devam ediyor.
O gün yaklaşık 15 saat duruşma salonundaydık.
Söylenenleri, sorulan soruları ve bazen de sorulmayanları dinledik.Duruşmanın son sanığı savunması boyunca adımı defalarca kullandı, hakkımda iddialar sıraladı.
Benim dikkatimi ise sorulmayan bazı basit sorular çekti.Mahkemenin sanığa sormasını bekledim: "Ekrem İmamoğlu'nu tanıyor musun?
Hiç görüştünüz mü?
Aranızda herhangi bir irtibat oldu mu?
Bu söylediklerini hangi somut bilgiye veya belgeye dayandırıyorsun?"Bekledim.
Sorulmadı.
Ne iddia makamı sordu ne de mahkeme heyeti.
Bunun adı, saatlerce benim hakkımda konuşan bir insana benimle hayatında bir kez olsun görüşüp görüşmediğinin dahi sorulmadığı bir yargı rezaleti.‘ÖYLE DUYMUŞTUM'(!)Avukatlarım sanığa soru sorduğundaysa ya tamamen ilgisiz veya doğrudan, "Bu soruya cevap vermek istemiyorum" şeklinde yalanları gizlemeye çalışan yanıtlar geliyor.Müfteriler aranıp bulunuyor, bir koro halinde "Öyle duymuştum" sözleri söyleniyor, ezber ifadeler okunuyor, soru sorulunca ise hepsi suspus oluyor.Mahkemenin görevi hakkı gözetmek ve korumaktır.
Savcılık aşamasında şantaj ve tehdit yoluyla ifade vermeye ikna edilenleri, duruşmalarda ifadeleri tel tel dökülenleri görmek ve gerekeni yapmaktır.Sorulması gereken en basit sorular bile sorulmuyorsa gerçek ayan beyan ortadadır: Burada hakikat ve adalet aranmıyor, Türkiye'nin geleceğine kast edecek şekilde kurgulanmış çirkin bir senaryo sergileniyor.Hakkımdaki bütün iddialar ortaya konsun.
Deliller açıklansın.
Tanıklar dinlensin. İddia makamı elinde ne varsa mahkemeye getirsin.
Ben de orada olayım.
Dinleyeyim, sorayım, cevap vereyim, itiraz edeyim.
Doğal bir yargılama süreci bunu gerektirir.ADALETSİZ DURUŞMA SALONUFakat aylardır tuhaf bir durumla karşı karşıyayız: Adımı bir "suç örgütü" iddiasının merkezine yerleştirmek isteyenler, o iddiaların tartışıldığı mahkeme salonunda benim mümkün olduğunca az konuşmamı istiyor.Bazen salondan çıkarılmam, bazen mahkemeye getirilmemem, bazen savunmamın sınırlandırılması gündeme geliyor.O halde sormak zorundayım: Ekrem İmamoğlu'nu yargılamak istediğiniz mahkemede neden Ekrem İmamoğlu'nun konuşmasından bu kadar rahatsız oluyorsunuz?Bütün bunları Silivri'de, Türkiye'nin ve Avrupa'nın "en büyük duruşma salonu" olmasıyla övünülen devasa bir yapının içinde yaşıyoruz.Övünüyorlar bununla!
Erdoğan'ın adaletsizliğinin sembolü olmuş bir yapıyla övünüyorlar!CUMHURİYET İDEALİ YOK EDİLMEYE ÇALIŞILIYORDemokrasiyi, demokratik seçimleri, demokratik, laik ve sosyal devlet halinde bir Cumhuriyet idealini Silivri'de yok etmeye çalışıyorlar.
Anlamıyor, anlamak istemiyorlar!Yassıada'da, Diyarbakır'da, Mamak'ta, Ulucanlar'da, Pınarhisar'da yok olmayan ve bütün zorlu mücadeleleriyle yola devam eden demokrasi, Silivri'den de güçlenerek çıkacaktır.Türkiye Cumhuriyeti Devleti, başkenti Ankara'da, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde güçlenen iradesiyle er ya da geç demokrasi yolculuğuna devam edecektir.Bu millet elbet şafak vakti operasyonlarına ve yargılamalarına değil, yepyeni bir yolculuğa, geleceğe umutla sarılan bir şafağa yüzünü dönecektir.Bu halktan uzak hükümet, 86 milyonu büyük bir korku, kaos ve kriz ortamında yaşatarak yolsuzluğu, yoksulluğu ve yasakları derinleştirmektedir.
Pazara çıkamayan annenin, torununa harçlık veremeyen emeklinin, üretemeyen çiftçinin, gazilerimizin hak arayışının, madencilerimizin emek mücadelesinin bize gösterdiği yol bellidir.‘YENİ PARTİ EN GÜÇLÜ ÇATI'Cumhuriyet, adalet ve demokrasi mücadelesi Türkiye'de değişimin önünü açacaktır.Büyük bir değişimin öncüsü olacak YENİ Parti'nin, bu büyük yolculuğunda Cumhuriyet, demokrasi ve adalet meşalesini taşıyacak en güçlü çatı olduğuna inanıyorum.İçinden geldiğimiz gelenek ve mücadele bilinciyle, değişime ve yeniliğe dair kararlılığımızla büyük bir mücadelenin ve milletin iktidar yolculuğunun merkezi olacağına bütün milletimizin de yürekten inanmasını istiyorum.Pusulamızı doğru görürsek karmaşayı değil uzlaşıyı, çatışmayı değil barışı ve huzuru, yoksulluğu değil zenginliği, adil paylaşımı ve refah içinde bir geleceği yakalarız.Cumhuriyeti, adaleti ve demokrasiyi ancak güçlü bir çatının altında vereceğimiz mücadeleyle kazanabilir ve millet olarak hep birlikte yeni bir şafağa uyanırız.Yeni ve huzurlu bir şafakta milletimizle buluşmak dileğiyle..."