Haber En Son Olay Haber
Google Haberler

Mevzurize'yi Takip Edin

Son dakika haberleri ve güncel gelişmeleri Google Haberler üzerinden anında takip edin.

MevzuRize Gündem Uzun Yaşam, Sağlıklı Hayatla Çelişiyor: Yeni Araştırmalar Dikkat Çekiyor

Uzun Yaşam, Sağlıklı Hayatla Çelişiyor: Yeni Araştırmalar Dikkat Çekiyor

Son araştırmalar, insanların ortalama yaşam sürelerinin uzadığını ancak bu artışın daha sağlıklı bir yaşam kalitesi ile eşleşmediğini ortaya koyuyor. Uzun yaşam, birçok kronik hastalığın varlığını tehdit ediyor; bu durum, bireylerin sağlık durumunu olumsuz etkiliyor. Sağlık alanında yapılan çalışmalar, uzun ömürlü olmanın yanı sıra sağlıklı yaşlanmanın önemine vurgu yapıyor. Bu gelişmeler, toplumların sağlıklı yaşamı teşvik eden stratejiler geliştirmesine ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Okunma Süresi: 6 dk

Geçtiğimiz hafta The Lancet Public Health dergisinde Global Burden of Disease 2023 (Küresel Hastalık Yükü – KHY) verilerini kullanarak 204 ülke ve bölgede, insanların yaşamlarının ne kadarını kötü sağlık koşulları içinde geçirdiğini değerlendiren, önemli bir çalışma yayımlandı. Çalışma, halk sağlığındaki başarının nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin düşünce biçimimizi değiştirebilecek bir bulgu ortaya koyuyor: Dünya, insanları hayatta tutma konusunda, onları sağlıklı tutma konusunda olduğundan daha başarılı hale geldi.

Daha uzun yaşamak, ne yazık ki, daha uzun süre sağlıklı yaşamak anlamına gelmiyor. Çalışmada kullanılan hastalık yükü açığı (morbidity gap) kavramı oldukça basit.

Yaşam beklentisi, insanların ortalama olarak ne kadar yaşayacağını; sağlıklı yaşam beklentisi ise bu yaşamın kaç yılının sağlık içinde geçirileceğini gösteriyor. İkisi arasındaki fark, bir insanın hastalık, engellilik ya da diğer sağlık kayıplarıyla yaşayarak geçirdiği ortalama yılları ifade ediyor.

Küresel ölçekte hastalık yükü açığı 1990’da 8,8 yıldan, 2023’te 10,7 yıla yükseldi.

Bu, yaklaşık yüzde 22’lik bir artış anlamına geliyor.

Yaşamın kötü sağlık koşulları içinde geçirilen bölümü de yüzde 13,6’dan yüzde 14,5’e çıktı.

Araştırmacılar, 204 ülke ve bölgenin 203’ünde hastalık yükü açığının arttığını belirtiyor.

Başka bir ifadeyle, dünya yaşam süresini uzatma konusunda büyük ölçüde başarılı oldu; ancak hayata eklenen bu yıllara, sağlıklı geçirilen yıllardakine eşdeğer bir artış eşlik etmedi.

Bu bulgu, uzun zamandır tartışılan “hastalık yükünün sıkışması” (compression of morbidity) hipotezine meydan okuyor.

Bu görüşe göre, koruyucu sağlık hizmetleri ve tıp, engelliliğin ortaya çıkışını ölümün ertelenmesinden daha hızlı geciktirebilirse, insanlar daha uzun yaşayacak, yaşamlarının büyük bölümünü sağlıklı geçirecek ve hastalık ile engellilik, yaşamın sonuna doğru kısa bir döneme sıkışacaktı.

Ancak yeni KHY analizi, küresel ölçekte bunun gerçekleşmediğini gösteriyor.

Aksine, yaşamak ile sağlıklı yaşamak arasındaki mesafe giderek açılıyor ve hastalık yükü açığı, yetişkin yaşamının daha geniş bir bölümüne yayılıyor. İnsanlar kronik hastalıkları, ağrıyı, ruh sağlığı sorunlarını, duyusal kayıpları ve diğer engellilik biçimlerini giderek daha uzun yıllar boyunca taşıyor.

Hastalığın yükünü oluşturan nedenler, sağlık sorunlarının niteliğinin nasıl değiştiğini de gösteriyor.

Kas-iskelet sistemi hastalıkları, ruhsal bozukluklar, duyu organı hastalıkları, istem dışı yaralanmalar ve diğer bulaşıcı olmayan hastalıklar, 2023’te küresel hastalık yükü açığının yüzde 57,4’ünü oluşturdu.

Bel ağrısı en büyük katkıyı yapan neden olurken, onu depresyon ve anksiyete bozuklukları, özellikle yaşa bağlı işitme kaybının da içinde bulunduğu duyu organı hastalıkları ve başta düşmeler olmak üzere istem dışı yaralanmalar izledi.

Yirminci yüzyılın büyük başarıları, büyük ölçüde erken ölüme karşı kazanılan zaferlerdi.

Bulaşıcı hastalıklar, anne ve çocuk ölümleri ile yaşam süresini kısaltan diğer hastalıklarla mücadelede önemli ilerlemeler sağlandı.

Ancak insanlar bu tehditlerden daha fazla kurtuldukça sağlık yükünün ağırlık merkezi, mutlaka öldürmeyen ancak insanları onlarca yıl etkileyebilen kronik hastalıklara ve engelliliklere kaydı.

Dolayısıyla temel soru da değişiyor: “İnsanların ölmesini nasıl önleriz?” sorusundan, “İnsanların uzun yıllar boyunca kötü sağlık koşulları içinde yaşamasını nasıl önleriz?” sorusuna geçiyoruz. Çalışma aynı zamanda kalkınmanın bir paradoksunu da ortaya koyuyor.

Sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi en yüksek ülkeler, en büyük mutlak hastalık yükü açıklarına sahip. 2023’te yüksek gelir grubunda bu açık 11,7 yıl iken, düşük gelir grubunda 9,4 yıldı.

Bu, daha yoksul toplumların daha sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor.

Aksine, yüksek gelirli ülkelerde insanlar daha uzun yaşıyorlar ve kronik hastalıkların birikmesi için daha fazla zamana sahip oluyorlar.

Kadınlar erkeklerden daha uzun yaşamalarına karşın daha fazla yılı kötü sağlık koşulları içinde geçiriyorlar.

Küresel ölçekte kadınların hastalık yükü açığı 1990’da 10,0 yıldan, 2023’te 12,1 yıla yükselirken; erkeklerde 7,6 yıldan 9,3 yıla çıktı.

Kadınların yaşam süresi avantajı, sağlık süresi açısından aynı ölçüde bir avantaja dönüşmüyor.

Risk faktörleri ise harekete geçilmesini gerektirebilecek bir gündeme işaret ediyor.

Yüksek açlık plazma glukozu düzeyi, yüksek beden kitle indeksi, tütün kullanımı ve beslenme yetersizlikleri başlıca katkıda bulunan faktörler arasında.

Bu da hastalık yükü açığının, yalnızca yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmadığını gösteriyor.

Açığın önemli bir bölümü, değiştirilebilir riskleri ve önlenebilir veya yönetilebilir hastalıkları yansıtıyor.

PEKİ TÜRKİYE?

Türkiye, Avrupa’nın demografik ve sağlık profilleri ile Orta Doğu ve komşu bölgelerin profilleri arasında ilginç bir konumda bulunuyor. Çalışmanın bölgesel sınıflandırmasında Türkiye, Kuzey Afrika ve Orta Doğu üst bölgesinde yer alıyor.

Bu bölgede hastalık yükü açığı 2023’te yaklaşık 10,9 yıl, 1990’da ise yaklaşık 9,2 yıl idi.

Türkiye’nin 2023’teki hastalık yükü açığı ise 11,00 yıl olarak tahmin ediliyor.

Türkiye bu değerle 204 ülke arasında 78’inci sırada bulunuyor.

Türkiye son birkaç on yılda, yaşam beklentisinde önemli kazanımlar elde etti.

Ancak bu kazanımlara, sağlıklı yaşam süresinde eşdeğer bir artış eşlik etmedi.

Bulaşıcı hastalıklar ile anne ve çocuk sağlığına ilişkin sorunlar giderek daha az baskın hale gelirken; kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, obezite, kas-iskelet sistemi hastalıkları, ruh sağlığı sorunları ve diğer kronik hastalıklar, insanların ileri yaşlarını nasıl geçireceklerini giderek daha fazla belirliyor.

Coğrafi yakınlık, benzer sağlık sonuçları anlamına gelmiyor.

Gelir düzeyi, sağlık sistemleri, tütün kullanımı, obezite, sosyal koşullar, koruyucu sağlık hizmetleri ve uzun süreli bakıma erişim gibi faktörler, ülkelerin sağlık yörüngelerini önemli ölçüde farklılaştırabiliyor.

Türkiye’de hastalık yükü açığı 11,0 yılken, bu değer Yunanistan’da 11,9, Bulgaristan’da 10,3, Gürcistan’da 10,4, Ermenistan’da 11,5, İran’da 12,5, Irak’ta 10,6 ve Suriye’de 12,6 yıl.

Batı ve Kuzey Avrupa ülkelerinde yaşam beklentisi genellikle daha yüksek; buna bağlı olarak mutlak hastalık yükü açıkları da daha büyük.

Ancak bu, bu ülkelerin mutlaka daha sağlıksız olduğu anlamına gelmiyor.

Büyük ölçüde insanların daha uzun yaşamasından ve kronik hastalıkların birikmesi için daha fazla zamana sahip olmalarından kaynaklanıyor. Çalışmanın en önemli mesajlarından biri burada yatıyor.

Küçük orandaki bir hastalık yükü açığı, sağlıklı bir nüfusun göstergesi değildir; büyük bir açık da başarısız bir sağlık sisteminin göstergesi değildir.

Bir ülkenin açığı büyük olabilir; çünkü insanlarını ileri yaşlara kadar hayatta tutmayı başarmıştır.

Bir başka ülkenin açığı küçük olabilir; çünkü insanlar daha erken yaşlarda hayatını kaybetmektedir.

Gerçek hedef, yaşam beklentisi ile sağlıklı yaşam beklentisi arasındaki farkı yalnızca küçültmek değil, her ikisini de aynı anda artırmaktır.

Modern tıbbın en büyük başarısı ölümü ertelemekti.

Bir sonraki büyük başarı ise engelliliği ertelemek olmalı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *