Deniz Burak BAYRAK/ Birgün
Türkiye’de çocuk işçiliği uzun süredir yapısal bir sorun ancak son yıllarda derinleşen ekonomik kriz, güvencesizleşme ve kamusal denetimin zayıflamasıyla birlikte bu sorun, görünürleşmesinin yanında ‘normal’ kabul edilen bir gerçekliğe dönüştü. Bu normalleşmeye karşı, Sosyal Oyun Sokakta (S.O.S) ekibinin ‘İşçi Değil Çocuk: Sokakta Bir Forum Tiyatrosu’ projesi nisan ve mayısta İstanbul’da kamusal alanlarda izleyiciyle buluşacak.
Maraş Depremleri sonrasındaki dayanışma pratiklerinin içinden doğan S.O.S, sosyal clown ve katılımcı tiyatro araçlarını bir araya getirerek, toplumsal yaralara doğrudan temas etmeyi hedefliyor. Yeni projeleri ise bu hattı çocuk işçiliğini doğrudan kamusal alana taşıyarak daha açık bir politik zemine taşıyor.
Projenin çarpıcı yönlerinden biri, hikâyelerin kurgu olmaması. Sokakta çalışan, atölyelerde, servislerde, sanayide emek sömürüsüne maruz kalan çocuklarla yapılan görüşmeler, performansın temelini oluşturuyor. Proje koordinatörü Gamze Akça Özcan, sahnedeki temsilin etik ve politik ağırlığını şöyle anlatıyor: “Sahnede anlattığımız hikâyeler kurgu değil; birebir temas ettiğimiz, dinlediğimiz gerçek hayatlara dayanıyor. Bu yüzden bir çocuğun gerçeğini ve yaşadığı hak ihlalini temsil ettiğimizin farkındayız.”
16 YAŞINDA AMA HAYALİ YOK
Özcan’a göre bu süreç, oyunculuğu doğrudan bir sorumluluk alanına dönüştürüyor: “Ekip olarak sürekli kendimize şunu soruyoruz: Ne anlatıyoruz, nasıl anlatıyoruz ve bu temsilde ne kadar dürüstüz?” Saha deneyimlerinin yarattığı sarsıntı oyuncuların dünyasına da taşınıyor. Özcan’ın aktardığı şu cümle, Türkiye’de çocuk işçiliğinin yarattığı yıkımı kristalize ediyor: “16 yaşındaki bir çocuğun ‘Hayalim yok’ demesi, bu sistemin çocuklardan neyi aldığını çok açık gösteriyor.”
Bu ifade, çocuk işçiliğinin yalnızca bir ‘çalışma’ meselesi olmadığını; çocukların geleceğini, hayal kurma kapasitesini ve özne olma imkânını gasp eden bir düzenle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
S.O.S’un üretim pratiği, klasik tiyatro mekânlarını bilinçli olarak terk ediyor. Çadır kentlerde, konteyner alanlarda, dezavantajlı mahallelerde ve doğrudan sokakta kurulan performanslar, sahne ile hayat arasındaki mesafeyi ortadan kaldırıyor. Seyirci artık ‘izleyen’ değil; kendi gerçekliğini sahnede gören, müdahale edebilen, söz kurabilen bir özne oluyor.
Çocuk işçiliği gibi ağır bir konuya clown ve fiziksel komediyle yaklaşmak, bilinçli bir estetik-politik tercih. Özcan bu tercihi şöyle açıklıyor: “Burada mesele çocuk işçiliğini hafifletmek değil; aksine, daha derinden hissedilir hâle getirmek. Bazen absürtlük, bazen bedensel ifade, bazen de sessizlik seyirciyi kaçamayacağı bir yüzleşmeye davet ediyor.” Bu noktada projenin dayandığı Augusto Boal’ın Forum Tiyatrosu yaklaşımı belirleyici. Ezilenlerin Tiyatrosu geleneğinden gelen bu yöntem, seyirciyi edilgen konumdan çıkararak sahneye müdahil olmaya çağırıyor. Yani mesele birlikte düşünmek, tartışmak ve alternatifler üretmek.
NORMALLEŞMİŞ ADALETSİZLİK
Oyuncu Çağdaş Ekin Şişman, çocuk işçiliğinin bugün nasıl bir ideolojik çerçeve içinde sunulduğuna dikkat çekiyor. Ona göre bu mesele, çoğu zaman ‘ekonomik zorunluluk’ söylemiyle meşrulaştırılıyor: “Adaletsizliklerin normalleşmesi toplumsal bir refleks. İçinde bulunduğumuz çağdan bağımsız değil. Ama sanat, insanları bir araya getirip birlikte düşünme ve tartışma alanı açabilir.” Şişman, sanatın bu noktadaki rolünü tarif ediyor: “Sanat tek başına dünyayı değiştirmez ama dayanışma üretir. Bu da dönüşümün yollarından biridir.”
Projenin en açık politik vurgularından biri, mekân tercihinde ortaya çıkıyor. Kamusal alanın giderek daraldığı, ifade alanlarının baskılandığı bir dönemde tiyatroyu sokağa taşımak, başlı başına bir politik tutum: “Sokağa adım atmak politik. Sokakta yapılacak her sanatsal aktivite zaten politik bir anlam taşır.” Forum tiyatrosunun doğrudan seyirci müdahalesine açık yapısı da bu politik hattı güçlendiriyor. Şişman’a göre bu yöntem, kolektif düşünme ve birlikte çözüm üretme refleksini canlandırıyor: “Bu yapı seyirciden müdahale talep ediyor. Birlikte oynama, birlikte akıl yürütme hali yaratıyor. Ezilenlerin Tiyatrosu ismi bile tarafını belli ediyor.”
Proje kültür-sanat alanına dönük bir eleştiri de içeriyor. Çocuk işçiliğinin hâlâ yaygın olduğu bir ülkede, bu konuda yeterli sanatsal üretim yapılmamasını Şişman açıkça dile getiriyor: “Sorun devam ettiğine göre yeterince söz söylememişiz demektir.” Sanat kurumlarına, yerel yönetimlere ve üreticilere çağrısı ise net: çocuk haklarını merkeze alan, kolektif akılla üretilmiş daha fazla çalışma.