Yemek Tarifleri Haber Yazar
Rize
Parçalı az bulutlu
weather
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Rize Haber Rize Hakkında Rize: Karadeniz'in Doğa ve Tarihle Dolu Keşif Durakları

Rize: Karadeniz'in Doğa ve Tarihle Dolu Keşif Durakları

Karadeniz’in en güçlü hikâyelerinden birini anlatan Rize, yaylaları, vadileri, şelaleleri ve köklü tarihiyle yalnızca gezilecek bir yer değil, derinlikli bir keşif sunuyor. Bulutların üzerine kurulu yaylalardan Fırtına Vadisi’nin coşkun sularına uzanan bu yolculuk, doğayla yeniden bağ kurmak isteyenler için güçlü bir alternatif.

Okunma Süresi: 6 dk

Karadeniz’in en etkileyi­ci duraklarından biri olan Rize, daha ilk anda doğa­nın iç içe geçtiği bir atmosfere sa­hip. Burada zaman farklı akıyor; bulutların arasına karışan yayla­lar, gürül gürül akan dereler ve her köşede karşınıza çıkan yoğun yeşil, bambaşka bir dünya. Her virajda değişen manzaralar ve her adımda güçlenen doğa, bu yolculuğu unu­tulmaz kılıyor.

Rize denilince akla şüphesiz ön­ce yaylalar geliyor. Buradaki yay­lalar adeta başka bir boyuta geçiş kapıları.

Gito ve Badara yaylaları

Sonsuzluk hissini en derinden yaşayacağınız yerlerin başında Gi­to gelir. Salıncakta sallanırken bu­lutlara dokunacakmış gibi hisset­mek, dağların o serin rüzgarının yüzünüze vurması... Badara ise et­rafı ladin ormanlarıyla çevrili, or­tasındaki küçük göletiyle bir masal kitabından fırlamış gibidir.

Ayder Yaylası ve Elevit

Ayder, her ne kadar popülerle­şip kalabalıklaşsa da, Fırtına De­resi’nin sesiyle yankılanan, etrafı şelalelerle süslü o görkemli vadi­siyle hala Rize’nin kalbidir. Elevit Yaylası ise daha bakir doğası, ho­ron tepilen düzlükleri ve endemik çiçekleriyle doğa aşıklarının gizli mabedidir. Rize'nin yaylalarında yürürken aldığınız her nefeste, ci­ğerlerinize oksijenin yanı sıra ta­rifsiz bir yaşam enerjisi dolduğunu hissedersiniz.

Doğanın ve tarihin kalbi: Fırtına Vadisi ve Zil Kalesi

Rize'ye gelip de Fırtına Vadisi'ni görmeden, Karadeniz'in o coşkun ruhunu tam anlamıyla hissetmiş sayılmazsınız. Etrafı zümrüt ye­şili ormanlarla çevrili bu heybet­li vadinin ortasından, adını o deli dolu akışından alan Fırtına Dere­si geçer. Suyun kayalara çarparak çıkardığı o gürül gürül ses, adeta doğanın kendi bestesidir. Vadi bo­yunca derenin üzerine inci gibi di­zilmiş o tarihi taş kemer köprüler, geçmişten günümüze uzanan mi­marinin en güzel örneklerinden­dir. Fırtına Deresi'nin o hırçın su­larında rafting heyecanını yaşa­mak ise burayı ziyaret edenlerin en büyük tutkusudur.

Vadinin derinliklerine doğ­ru ilerlediğinizde, yeşilin ve sisin arasından tüm ihtişamıyla Zil Ka­lesi karşınıza çıkar. Sarp ve dik bir kaya kütlesinin üzerine, adeta bir kartal yuvası gibi kondurulmuş bu görkemli Orta Çağ kalesi, yüzyıl­lar boyunca bu sarp vadinin gü­venliğini sağlamıştır. Kalenin ta­rihi burçlarına çıkıp ayaklarınızın altında uzanan o uçsuz bucaksız yeşil vadiye ve coşkun dereye yu­karıdan baktığınızda, insana hem sonsuzluk hissi verir hem de o ta­rihi atmosferin masalsı büyüsü­ne çeker.

Suyun en hırçın, en zarif hali: Şelaleler

Rize, doğasının ihtişamını şela­leleri aracılığıyla haykıran bir şe­hirdir. Suyun kayalarla olan bit­mek bilmeyen mücadelesi, bura­da seyrine doyum olmaz bir sanata dönüşmüştür.

Palovit Şelalesi: Rize'nin en yüksek debili şelalelerinden biri olan Palovit, ormanın derinlikle­rinde gürül gürül akarken size ta­biatın o muazzam gücünü hisset­tirir. Yakınına gittiğinizde yüzü­nüze vuran su zerrecikleri, şehrin tüm stresini söküp atar.

Gelin Tülü Şelalesi: Ayder Yaylası'nın incisi olan bu şelale, adeta bir gelinin süzülen tülü gibi yamaçlardan aşağı dökülür. İnce ince, zarif ama bir o kadar da et­kileyici...

Ağaran Şelalesi: Çayeli sınır­ları içinde bulunan Ağaran, yük­sek ve sarp kayalıkların arasın­dan beyaz bir köpük halinde dö­külür. Hemen tepesindeki doğal havuzlar ise doğanın insanlara sunduğu gizli jakuziler gibidir.

Türk tarihinde Rize’nin derin izi

Böylesine büyüleyici bir coğraf­ya, şüphesiz tarihi süreçlerde de stratejik bir öneme sahip olmuş­tur. Rize, tarih boyunca Karade­niz ticaret bağlarının önemli bir düğüm noktasıydı. Malazgirt Za­feri’nin ardından Türk boylarının (özellikle Çepnilerin) bu bölgeye yerleşmesiyle, Rize'nin Türkleş­me ve İslamlaşma süreci hız ka­zanmıştır.

Osmanlı döneminde Fatih Sul­tan Mehmet’in 1461’de Trabzon’u fethiyle birlikte doğrudan Os­manlı topraklarına katılan Rize, özellikle denizcilik alanında im­paratorluğa büyük katkılar sağ­lamıştır. Ancak Rize’nin Türk ta­rihindeki en gurur verici sayfa­larından biri I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı dönemidir. Rus işgali altında büyük acılar çeken Rize halkı, milli mücadele döneminde takalarla Anadolu’ya silah ve cephane taşı­yarak destansı bir kah­ramanlık örneği sergile­miştir. "İpsiz Recep" gibi milis kahramanlar, Karadeniz’in o hır­çın dalgalarını yararak bağımsız­lık meşalesini taşıyan yiğitler ola­rak tarihe adlarını altın harflerle yazdırmışlardır.

Rize mutfağı

Doğasıyla gözünüzü, oksije­niyle ciğerlerinizi doyuran Rize, mutfağıyla da damağınızda unu­tulmaz izler bırakır. Havasından mı, suyundan mı bilinmez, bu topraklarda pişen her yemeğin ayrı bir ruhu var.

Muhlama (Kuymak): Mısır unu, hakiki Trabzon/Rize tereya­ğı ve uzadıkça uzayan, insanın iş­tahını kabartan o meşhur peyni­rin muazzam buluşması... Sabahın erken saatlerinde bir yayla evinde yediğiniz muhlamanın tadını dün­yanın hiçbir Michelin yıldızlı res­toranında bulamazsınız.

Kara lahana (Pancar)çorba­sı ve sarması: Karadeniz insanı­nın vazgeçilmezi kara lahana. İçi­ne katılan barbunya, mısır yarması ve o incecik doğranmış lahananın acımsı ama eşsiz tadı, üzerine sü­rülen mısır ekmeğiyle birleşince tam bir şölene dönüşür. Etli ve­ya zeytinyağlı sarması ise ayrı bir destandır.

Kavurma: Rengarenk yayla­larda otlayan hayvanların etinden yapılan Rize kavurması, kendine has usulüyle odun ateşinde pişer. Yanında pilavla servis edildiğinde damak çatlatır.

Hamsili pilav ve hamsi ku­şu: Karadeniz'in "altını" sayılan hamsinin en güzel hallerinden bi­ri. Kuş üzümü, çam fıstığı ve ba­haratlarla harmanlanmış iç pila­vın, parlak hamsilerle sarılıp fı­rına verilmesiyle ortaya çıkan bu lezzet, bir deniz kokusu taşıyan sanat eseridir.

Laz böreği: Tatlı olarak adının börek olduğuna bakmayın. İnce­cik açılmış yufkaların arasında ne­fis, karabiberli bir muhallebi dü­şünün. Üzerine dökülen şerbet­le kızarmış o çıtır çıtır katmanlar, Karadeniz'in tatlı yiyip tatlı ko­nuşma ritüelinin başrolündedir.

Pokut ve Sal yaylaları

Çamlıhemşin’den kıvrıla kıvrıla, bazen yüreğiniz ağzınıza gelerek çıktığınız o yolların sonunda sizi bulut denizinin üzerine kurulmuş bir rüya bekler. Pokut Yaylası'nda ahşap bir dağ evinin verandasına oturup, ayaklarınızın altında dalgalanan o pamuksu bulut denizini izlemek, insanın hayatta yaşayabileceği en epik anlardan biridir. Hemen karşısındaki Sal Yaylası ise geleneksel ahşap evleri ve dokunulmamış doğasıyla size zamanı unutturur.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *