Karadeniz’in en etkileyici duraklarından biri olan Rize, daha ilk anda doğanın iç içe geçtiği bir atmosfere sahip. Burada zaman farklı akıyor; bulutların arasına karışan yaylalar, gürül gürül akan dereler ve her köşede karşınıza çıkan yoğun yeşil, bambaşka bir dünya. Her virajda değişen manzaralar ve her adımda güçlenen doğa, bu yolculuğu unutulmaz kılıyor.
Rize denilince akla şüphesiz önce yaylalar geliyor. Buradaki yaylalar adeta başka bir boyuta geçiş kapıları.
Gito ve Badara yaylaları
Sonsuzluk hissini en derinden yaşayacağınız yerlerin başında Gito gelir. Salıncakta sallanırken bulutlara dokunacakmış gibi hissetmek, dağların o serin rüzgarının yüzünüze vurması... Badara ise etrafı ladin ormanlarıyla çevrili, ortasındaki küçük göletiyle bir masal kitabından fırlamış gibidir.
Ayder Yaylası ve Elevit
Ayder, her ne kadar popülerleşip kalabalıklaşsa da, Fırtına Deresi’nin sesiyle yankılanan, etrafı şelalelerle süslü o görkemli vadisiyle hala Rize’nin kalbidir. Elevit Yaylası ise daha bakir doğası, horon tepilen düzlükleri ve endemik çiçekleriyle doğa aşıklarının gizli mabedidir. Rize'nin yaylalarında yürürken aldığınız her nefeste, ciğerlerinize oksijenin yanı sıra tarifsiz bir yaşam enerjisi dolduğunu hissedersiniz.
Doğanın ve tarihin kalbi: Fırtına Vadisi ve Zil Kalesi
Rize'ye gelip de Fırtına Vadisi'ni görmeden, Karadeniz'in o coşkun ruhunu tam anlamıyla hissetmiş sayılmazsınız. Etrafı zümrüt yeşili ormanlarla çevrili bu heybetli vadinin ortasından, adını o deli dolu akışından alan Fırtına Deresi geçer. Suyun kayalara çarparak çıkardığı o gürül gürül ses, adeta doğanın kendi bestesidir. Vadi boyunca derenin üzerine inci gibi dizilmiş o tarihi taş kemer köprüler, geçmişten günümüze uzanan mimarinin en güzel örneklerindendir. Fırtına Deresi'nin o hırçın sularında rafting heyecanını yaşamak ise burayı ziyaret edenlerin en büyük tutkusudur.
Vadinin derinliklerine doğru ilerlediğinizde, yeşilin ve sisin arasından tüm ihtişamıyla Zil Kalesi karşınıza çıkar. Sarp ve dik bir kaya kütlesinin üzerine, adeta bir kartal yuvası gibi kondurulmuş bu görkemli Orta Çağ kalesi, yüzyıllar boyunca bu sarp vadinin güvenliğini sağlamıştır. Kalenin tarihi burçlarına çıkıp ayaklarınızın altında uzanan o uçsuz bucaksız yeşil vadiye ve coşkun dereye yukarıdan baktığınızda, insana hem sonsuzluk hissi verir hem de o tarihi atmosferin masalsı büyüsüne çeker.
Suyun en hırçın, en zarif hali: Şelaleler
Rize, doğasının ihtişamını şelaleleri aracılığıyla haykıran bir şehirdir. Suyun kayalarla olan bitmek bilmeyen mücadelesi, burada seyrine doyum olmaz bir sanata dönüşmüştür.
Palovit Şelalesi: Rize'nin en yüksek debili şelalelerinden biri olan Palovit, ormanın derinliklerinde gürül gürül akarken size tabiatın o muazzam gücünü hissettirir. Yakınına gittiğinizde yüzünüze vuran su zerrecikleri, şehrin tüm stresini söküp atar.
Gelin Tülü Şelalesi: Ayder Yaylası'nın incisi olan bu şelale, adeta bir gelinin süzülen tülü gibi yamaçlardan aşağı dökülür. İnce ince, zarif ama bir o kadar da etkileyici...
Ağaran Şelalesi: Çayeli sınırları içinde bulunan Ağaran, yüksek ve sarp kayalıkların arasından beyaz bir köpük halinde dökülür. Hemen tepesindeki doğal havuzlar ise doğanın insanlara sunduğu gizli jakuziler gibidir.
Türk tarihinde Rize’nin derin izi
Böylesine büyüleyici bir coğrafya, şüphesiz tarihi süreçlerde de stratejik bir öneme sahip olmuştur. Rize, tarih boyunca Karadeniz ticaret bağlarının önemli bir düğüm noktasıydı. Malazgirt Zaferi’nin ardından Türk boylarının (özellikle Çepnilerin) bu bölgeye yerleşmesiyle, Rize'nin Türkleşme ve İslamlaşma süreci hız kazanmıştır.
Osmanlı döneminde Fatih Sultan Mehmet’in 1461’de Trabzon’u fethiyle birlikte doğrudan Osmanlı topraklarına katılan Rize, özellikle denizcilik alanında imparatorluğa büyük katkılar sağlamıştır. Ancak Rize’nin Türk tarihindeki en gurur verici sayfalarından biri I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı dönemidir. Rus işgali altında büyük acılar çeken Rize halkı, milli mücadele döneminde takalarla Anadolu’ya silah ve cephane taşıyarak destansı bir kahramanlık örneği sergilemiştir. "İpsiz Recep" gibi milis kahramanlar, Karadeniz’in o hırçın dalgalarını yararak bağımsızlık meşalesini taşıyan yiğitler olarak tarihe adlarını altın harflerle yazdırmışlardır.
Rize mutfağı
Doğasıyla gözünüzü, oksijeniyle ciğerlerinizi doyuran Rize, mutfağıyla da damağınızda unutulmaz izler bırakır. Havasından mı, suyundan mı bilinmez, bu topraklarda pişen her yemeğin ayrı bir ruhu var.
Muhlama (Kuymak): Mısır unu, hakiki Trabzon/Rize tereyağı ve uzadıkça uzayan, insanın iştahını kabartan o meşhur peynirin muazzam buluşması... Sabahın erken saatlerinde bir yayla evinde yediğiniz muhlamanın tadını dünyanın hiçbir Michelin yıldızlı restoranında bulamazsınız.
Kara lahana (Pancar)çorbası ve sarması: Karadeniz insanının vazgeçilmezi kara lahana. İçine katılan barbunya, mısır yarması ve o incecik doğranmış lahananın acımsı ama eşsiz tadı, üzerine sürülen mısır ekmeğiyle birleşince tam bir şölene dönüşür. Etli veya zeytinyağlı sarması ise ayrı bir destandır.
Kavurma: Rengarenk yaylalarda otlayan hayvanların etinden yapılan Rize kavurması, kendine has usulüyle odun ateşinde pişer. Yanında pilavla servis edildiğinde damak çatlatır.
Hamsili pilav ve hamsi kuşu: Karadeniz'in "altını" sayılan hamsinin en güzel hallerinden biri. Kuş üzümü, çam fıstığı ve baharatlarla harmanlanmış iç pilavın, parlak hamsilerle sarılıp fırına verilmesiyle ortaya çıkan bu lezzet, bir deniz kokusu taşıyan sanat eseridir.
Laz böreği: Tatlı olarak adının börek olduğuna bakmayın. İncecik açılmış yufkaların arasında nefis, karabiberli bir muhallebi düşünün. Üzerine dökülen şerbetle kızarmış o çıtır çıtır katmanlar, Karadeniz'in tatlı yiyip tatlı konuşma ritüelinin başrolündedir.
Pokut ve Sal yaylaları
Çamlıhemşin’den kıvrıla kıvrıla, bazen yüreğiniz ağzınıza gelerek çıktığınız o yolların sonunda sizi bulut denizinin üzerine kurulmuş bir rüya bekler. Pokut Yaylası'nda ahşap bir dağ evinin verandasına oturup, ayaklarınızın altında dalgalanan o pamuksu bulut denizini izlemek, insanın hayatta yaşayabileceği en epik anlardan biridir. Hemen karşısındaki Sal Yaylası ise geleneksel ahşap evleri ve dokunulmamış doğasıyla size zamanı unutturur.
