Mehmet Utku ŞENTÜRK Bazı kitaplar geçmişi anlatmak için yazılır.
Bazılarıysa geçmişe yeniden bakabilmek için.
Ali Ezger Özyürek’in Elimde Olsa adlı çalışması, daha ilk bakışta ikinci kategoriye yerleşiyor.
Kitabın “Spartaküs’ten Mahir Çayan’a; Tarihle Söyleşi” alt başlığı aslında yazarın niyetini de açık ediyor: Özyürek, tarihin farklı dönemlerinde ve farklı coğrafyalarında yaşamış, kendi çağlarının sınırlarını zorlamış kişiliklerle bir tür hayali söyleşi kuruyor.
Fakat bu söyleşinin asıl muhatabı geçmişte yaşayanlar değil, bugünün okuru. Çünkü kitabın temel sorusu, “Onlar ne yaptı?” sorusundan çok, “Bugün onlara hangi soruları sorardık?” sorusu.
Bu ayrım önemli.
Zira tarih çoğu zaman olup bitmiş olayların soğuk bir toplamı gibi ele alınır. İsimler, tarihler, savaşlar, ayaklanmalar, devrimler, iktidarlar ve yenilgiler art arda sıralanır.
Oysa Özyürek’in kitabında tarih, tamamlanmış bir hikâye olmaktan çıkarılıp bugünün insanının karşısına yeniden getiriliyor.
Spartaküs, Hypatia, Hz.
Ali, Hallac-ı Mansur, Hasan Sabbah, Hacı Bektaş, Şeyh Bedreddin, Thomas Müntzer, Robespierre, Marx, Engels, Lenin, Rosa Luxemburg, Stalin, Atatürk, Mao, Che Guevara ve Mahir Çayan… 470 sayfalık çalışmanın omurgasını oluşturan bu isimler, birbirinden son derece farklı tarihsel koşulların, düşünsel dünyaların ve siyasal mücadelelerin insanları. Özyürek’in onları aynı kitapta buluşturması ise yalnızca kronolojik bir tercih değil; tarihsel kişilikleri “muhalefet”, “iktidar”, “özgürlük”, “eşitlik”, “inanç”, “devrim” ve “insanlığın geleceği” gibi ortak sorular etrafında yeniden düşünme çabası.
Burada kitabın en güçlü taraflarından biri ortaya çıkıyor: Özyürek tarihin kazananlarından çok, tarihe itiraz edenlerin peşinden gidiyor.
Bu nedenle Elimde Olsa klasik bir biyografi kitabı değil.
Daha doğrusu, biyografiyi başlangıç noktası olarak kullanan politik ve düşünsel bir tarih okuması.
TARİHE SORU SORMAK Kitabın yöntemini ilginç kılan temel unsur “söyleşi” fikri.
Tarihsel bir kişiliğe soru sormak, kaçınılmaz olarak bir hayal kurmayı gerektiriyor.
Fakat Özyürek bu hayalin sınırlarını saklamıyor.
Aksine, çalışmanın başında önemli bir uyarıda bulunuyor: Tarihsel kişiliklerin bir bölümü hakkında doğrudan tanıklıklara ve doğrulanabilir birincil kaynaklara sahip değiliz.
Bazı bilgiler, söz konusu kişilerin ölümünden onlarca hatta yüzlerce yıl sonra ortaya çıkmış kaynaklara dayanıyor.
Dolayısıyla yapılan söyleşiler ister istemez yorum, varsayım ve spekülasyon içeriyor.
Bu dürüstlük, kitabın yöntem açısından önemli bir avantajı. Çünkü tarih yazımının en büyük sorunlarından biri, yorumun çoğu zaman gerçekliğin kendisiymiş gibi sunulmasıdır. Özyürek ise okura “Ben burada tarihin mutlak hakikatini konuşmuyorum; elimdeki kaynaklar, kişilerin sözleri ve kendi tarih anlayışım üzerinden bir okuma yapıyorum” diyor.
Bu nedenle kitabın adındaki “Elimde Olsa” ifadesi de yalnızca bir temenni değil, yöntemin bir parçası olarak okunabilir.
AYNI MASADA SPARTAKÜS İLE MAHİR ÇAYAN Kitabın en dikkat çekici taraflarından biri, zaman ve mekân bakımından birbirinden çok uzak kişilikleri aynı düşünsel masaya oturtması.
Spartaküs ile Mahir Çayan arasında yaklaşık iki bin yıllık bir tarih var.
Marx ile Hacı Bektaş’ın dünyaları aynı değil.
Hypatia ile Rosa Luxemburg’un mücadeleleri birbirinden farklı.
Atatürk ile Mao’yu aynı tarihsel kategoride değerlendirmek mümkün değil.
Stalin ile Che Guevara arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları tartışmak ise başlı başına başka bir kitap konusu olabilir.
Tam da bu nedenle Elimde Olsa, okuru yalnızca “kim haklıydı?” sorusuna değil, “Bu insanları aynı kitapta buluşturan nedir?” sorusuna yöneltiyor.
Cevap ise yazarın tarih anlayışında saklı: Özyürek, seçtiği kişileri “ezilenlerin ve muhaliflerin sesi olanlar” üzerinden okumayı tercih ediyor.
Bu yaklaşım, kitabın politik yönünü belirliyor.
Ancak kitabın esas tartışmaya değer tarafı da burada ortaya çıkıyor: Muhalif olmak, tarihsel olarak haklı olmak anlamına gelir mi?
Her isyan özgürleştirici midir?
Her devrim adil bir toplum yaratır mı?
Bir kişinin ezilenlerden yana olması, onun iktidara geldiğinde farklı davranacağının garantisi midir?
Tarihin en zor soruları belki de bunlar.
Ve iyi tarih kitapları, okura hazır cevaplardan çok bu soruları bırakır. "ELİMDE OLSA"NIN ASIL MESELESİ Kitabı okurken başlıktaki iki kelimenin giderek daha fazla anlam kazandığını düşünüyorum: Elimde olsa… Bu ifade biraz hayal, biraz pişmanlık, biraz itiraz, biraz da umut taşıyor.
Elimde olsa tarihin bazı anlarını değiştirirdim.
Elimde olsa bazı insanlara başka sorular sorardım.
Elimde olsa bazı yenilgileri yeniden yaşardım.
Elimde olsa bazı mücadelelerin neden kaybedildiğini öğrenirdim.
Ve belki en önemlisi: Elimde olsa geçmişin deneyimlerinden bugünün dünyası için bir şeyler çıkarırdım.
Fakat tarihin ironisi burada başlıyor.
Geçmiş elimizde değil.
Ama geçmişin bilgisi elimizde. İnsanlığın binlerce yıllık mücadeleleri elimizde.
Köle isyanlarından devrimlere, dinsel başkaldırılardan işçi hareketlerine, özgürlük arayışlarından siyasal mücadelelere kadar büyük bir deneyim birikimi elimizde.
Dolayısıyla Elimde Olsa, aslında geçmişi değiştirme arzusundan çok, geçmişi anlayarak bugünü değiştirme arzusunun kitabı olarak okunabilir.
Bu yönüyle çalışma, yalnızca tarihe meraklı okura değil; “Nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz?” sorusunu hâlâ önemseyen herkese sesleniyor.