Google Haberler

Mevzurize'yi Takip Edin

Son dakika haberleri ve güncel gelişmeleri Google Haberler üzerinden anında takip edin.

MevzuRize Genel Sanatçılardan Görüşler: Yaratıcılıkta Düzen mi, Karmaşa mı Tercih Edilmeli?

Sanatçılardan Görüşler: Yaratıcılıkta Düzen mi, Karmaşa mı Tercih Edilmeli?

Sanatın yaratım süreci, ilham ve disiplin arasındaki dengeyi sorgulayan bir mesele olarak dikkat çekiyor. Bu konuyu incelemek amacıyla Büşra Kayıkçı, Güray Süngü ve Numan Noyan gibi çeşitli disiplinlerden sanatçılarla bir araya geldik. Onlara, ilhamı besleyen günlük çalışmalarını ve rutinin yaratıcı süreçteki rolünü sorduk. Bu sayede, ilhamın ardındaki emek ve yaratımın dinamiklerini anlamaya yönelik bir yol haritası oluşturmaya çalıştık.

Okunma Süresi: 8 dk

Yoğunluğuna ve süresine göre çok değişken tabii.

Ama bence rutin yaratıcılığı köreltmez.

Sadece sanatla uğraşan ruhların oturtmakta zorlanacağı bir sistem olduğunu düşünüyorum.

Ben her gün yaptığım büyük ve önemli bir rutinim olsun diye çok çabaladım ama hep söylerim beş vakit namaz dışında takip edebildiğim bir alışkanlığım yok.

Birkaç gün bir şeyi devam ettirebilirim ama sonrasında -sıkılmaktan ziyade- tuhaf bir şekilde o şeyi yapmayı unutuyorum.

Yani rutin bende kolay kolay yerleşmiyor maalesef.

Aslında ürettiğim alanların çeşitliliği de bana böyle bir insan olduğumu söylüyor.

Hiçbir zaman tek bir projeye günlerce, haftalarca odaklanıp üretim yapamam.

Kaç gün çalıştıysam o kadar gün ondan tamamen uzaklaşmak zorundayım ki yaptığım şeydeki arızaları da görebileyim.

Ancak çeşitlilik ve değişiklikle üretim heyecanım artıyor. İpin ucunu kaçırdığım zamanlar keşke daha çok rutin insanı olsam, diye hayıflanırım. Çünkü̈ benim kurduğum sistemde, terazinin şaşmaması için hep çok dikkatli bir takip gerekiyor ve bu da yorucu.

Ama bence denge rutinden daha önemli ve bunun anahtarı da kendini tanımaktan geçiyor.

Hayat yolculuğunda kendimi tanımaya ve anlamaya çalışırken, beni dengeye getiren şeyleri de beraberinde öğrendim.Her gün tekrar ettiğim belirli bir rutinim yok.

Lakin yıllar içinde kendi ritmime dönebilmek için bazı şeylerin çaresini nerede aramam gerektiğini öğrendim ve bunlar zamanla kendi rutinlerimi oluşturdu.

Duygu regülasyonum bozulduğunda yürüyüş yapmam gerektiğini, müzik fazla geldiğinde resme dönmenin bana iyi geleceğini, hayat enerjim düştüğünde sosyalleşmem gerektiğini biliyorum.

Daha kapsamlı bir sıkışmışlık hissediyorsam bunun çözümünün kesinlikle bir yolculukta olduğunu da biliyorum.Üretim pratiğimden ziyade, kendimi tanımak meselesi bana hayatımı düzenlemekte çok yardımcı oldu.

Yıllar geçtikçe neyin beni beslediğini, neyin enerjimi düşürdüğünü ve hangi dönemlerde nasıl bir çalışma biçimine ihtiyaç duyduğumu daha iyi anlamaya başladım.

Veya düşsem bile nasıl daha hızlı kalkabileceğimi ve toparlanabileceğimi çözmeye başladım.

Bir de kontrol etmeye çalışmaktan ziyade hayattaki sürprizler benim için nasıl bir çıktıya dönüşebilir diye muhakkak sorarım. Çünkü yarın ne olacağını asla bilemeyiz, sistemler çöker, devletler yıkılır.

Ama içimizdeki üreten kanalın açık olması asla bunlara bağlı değil.

Hayatta karşılaştığımız hiçbir zaman dilimi ve hiçbir tecrübe boş ya da anlamsız değil.

Bazen bunu ancak yıllar sonra fark edebiliyoruz.Böyle soruların doğru tek bir cevabı olur mu, emin değilim. İnsan bazen kaçtığından yazar, bazen kovaladığında.

Elbette fıtrata içkin olsa gerek.

Türlü türlü insan var, birinde kaos ateşi harlarken diğerinde söndürüyor olabilir, birinde düzen verimlilik ve istikrara sebepken diğerinde aleladeliğe yol açabilir.

Benim tabiatım sakincedir.

Ama kaos içinde olup da kilitlendiğimi ve yazamadığımı da hatırlamam.

Galiba hayata, yaratıcılığımı besleyecek bir şey olarak bakmıyorum. “Bir yandan yaşıyorum, bir yandan da yazıyorum,” değil, “yaşarken yazıyorum.” Zaten bana göre kaosla rutin iki uç değil, kaosun öteki ucu sakinlik olabilir, rutinin öteki ucu karambol.

Karambolde yazmak da iyidir bazen, ama bazen de bir düzen tutturmak şarttır.

Düzen için rutin geliştiriyorsa bir yazar, makul elbette.

Bir süre sonra eylem mekanikleşebilir mi?

Mümkün.

Ama insan yürür, yorulunca durur, sonra yine yürür, daha yorulunca oturur, dinlenir.

Yazarken de böyle.

Ben hayatı benim dışımda ve maruz kaldığım bir şey olarak görmeyi galiba epeyce erken yaşlarda bıraktım.

Gündelik hayatın ritminden kurtulma çabası ise… Nasıl desem.

Yazma yeteneği pek çok kişide var.

Ama çoğu kişinin bu yeteneği heba oluyor. Çünkü bahanesi çok, çoğu insanın.

Hayatı ve hayatın sorunlarını, karmaşasını bir yana bırakıp o yoğun işleri güçleri bir kenara bırakıp yazmaya vakit ayırmak diye bir çitten atlamaları gerekiyor.

Yazmak, vakit ayıracağınız bir lüks ise işiniz biraz zor.

Sadece günde beş yüz, ya da bin, ya da bazen iki bin ya da daha çok kelime yazacak kadar bir zamana ihtiyacım oldu benim, bunu da hep buldum.

Bazen akşamın güzel saatinde, bazen uykudan çalarak, bazen işten kaytararak. Öncesinde o beş yüz ya da üç bin kelimeye hazırlanacak - geniş bir zamanın bana lütfetmesini bekleseydim, çok beklerdim.

Yani cevabım, bir rutinim yok.

Meseleyi romantize etmeyi sevmiyorum, kendimi şımartmayı da, oturup çalışmaktan yanayım.

Bir rutinim olmadığına göre benim de rutinim rutinimin olmaması ise bu rutinim pek değişmedi.

Eğer gündelik hayatın içerisinde bizi engelleyen, sosyal medyadan tutun da farklı alanlara kadar bizi geliştirmeyen ve daha derine dalarak kendimizi kaybetmemize neden olan bir döngüden bahsediyorsak evet, bu tür rutinler yaratıcılığı köreltir. Çünkü bu mecralarda aynı yere hapsoluruz.

Böyle bir döngünün içinde bir süre sonra bakmakla görmek arasındaki o keskin ayrım ortaya çıkar; artık görememeye başlar, bir zihinsel körlük yaşar ve sadece bakmakla yetiniriz.

Zihni görünürde bir dengeye bağlayan ama aslında onu uyuşturan bu tarz alışkanlıklar, dünyayı kanıksamamıza yol açar.Ancak meselenin bir de diğer yüzü var, yani rutinin yaratıcılığa olan o güçlü katkısı.

Diyelim ki hayatımızda devamlı görüştüğümüz, sohbet ettiğimiz insanlar var.

Yeni duygu ve düşüncelerin kapısını aralayacak, hayata farklı bir gözle bakmamızı, daha doğrusu dünyayı gerçekten “görmemizi” sağlayacak dostlukların kurduğu nitelikli rutinler insanı aynılaştırmak yerine, tam aksine “hayret makamını” aralayan, yaratıcılığı besleyen ve onun devamlılığını sağlayan güçlü birer ritme dönüşür.Ben, mutlak bir dengenin olduğu yerde bir çürümenin başladığına inanıyorum.

Tam aksine, hareket berekettir.

Hareketle gelen o dinamik süreç, kendi içerisinde yeni olasılıkları doğurur; durağan dengeyi yıkarak kaosu açığa çıkarır.

Bugün içinde yaşadığımız şehir, tam da barındırdığı bu devasa kaos sayesinde bizi sürekli besler.

Ben kaosu bir karmaşa olarak değil, tam anlamıyla bir yaratım döngüsü olarak görüyorum.

Bazen akışın içerisinde başını veya sonunu tam olarak kestiremediğimiz, formunu algılayamadığımız o muğlak durumlar, ucu açıklığıyla zihnimizdeki “hayret” duygusuna muazzam katkılarda bulunur.

Bir sanatçının üretim sürecinde asıl ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak bu eşikte durabilmektir.

Dolayısıyla rutinin bağrında saklı duran o gizli kaosları, hareketin berekete olan katkısını, âdeta tanrısal birer yaratım süreci gibi görüyorum. Üretimime doğrudan katkı sağlayacak belirli rutinlerim elbette var. Örneğin İstanbul Boğazı benim için sadece bir tercih güzergâhı ya da sıradan bir yolculuğun ötesinden geçerek bizzat bir kavrama dönüşen, üretimi fazlasıyla besleyen muazzam bir alandır.

Her gün aynı rutini tekrarlarken kendi içerisinde çok büyük değişkenliklere şahit olurum.

Günün yorgunluğunu, omzumda artık taşımamam gereken meseleleri ve işleri o Boğaz’dan geçerken âdeta suya bıraktığım, tabiri caizse balıklara verdiğim bir arınma eşiğidir orası.

Hemen arkasından her an büyük bir hayretle yanımdan süzülen yelkovan kuşlarını, yunusları, Boğaz’ın o eşsiz turkuazını, karşı kıyının yeşilini ve orada dertli dertli denizi izleyen insanların yüzlerini gözlemlediğim bir zihinsel duraktır.Bunun dışında kavramsal dünyamı besleyen daha farklı rutinlerim de var.

Yine benim dünyama değer katacak insanlarla bir araya gelmek, yeni bir film veya diziye başlamak, ailem ve yakınlarımla iletişime geçmek ve onların hayat tecrübelerinden, aktardıkları yaşantılardan çıkarımlar yapmak beni kendi yaratıcı alanıma taşıyan çok kıymetli rutinlerdir.Bu süreçte bazı rutinlerin değiştiğini, bazılarının ise aynı kaldığını söyleyebilirim.

Yıllar geçtikçe hayatınızdaki mecburi değişiklikler, taşındığınız şehirler ve yaşadığınız hayat, siz isteseniz de istemeseniz de rutinlerinizi dönüştürüyor.

Genel olarak rutinlerin durağan kalmadığını, hayatın ritmiyle birlikte sürekli bir evrilme hâlinde olduğunu söylemek çok daha yerinde olacaktır.Rutinin üretimi tamamen körelttiğini düşünmüyorum.

Buna iki farklı yerden bakıyorum.

Rutin, sıradanlıkla karışırsa üretimi yavaşlatır.

Simetrik, tekdüze, güvenli bir alan kurar.

Bu alan zamanla merakı azaltabilir.

Yeni ihtimalleri çağırmakta zorlaştırabilir.

Ama rutinsiz üretmek de çok yorucudur.

Bazı şeylerin düzenli akması gerekir.

Böylece kaosa daha temiz alan açılır.

Ben rutini bir zemin gibi görüyorum.

O zemin, yeni denemelere alan açıyor.

Yeni krizlere efor ayırmayı mümkün kılıyor.

Rutin güzeldir, çoğu zaman şükür sebebidir.

Fakat sadece rutinde kalmak kısırlaştırır. Üretim için önce rutin dışına çıkmak gerekiyor.

Sonrasında fikirlerin gelmesi için sakinleşmek gerekiyor bana göre.Bu yüzden rutine yalnızca disiplin demiyorum.

Bazen üretim alanına geçiş kapısı oluyor.

Gündelik akıştan çıkışım çoğunlukla namazla oluyor.

Benim için en keyifli ve zorunlu rutinlerden biri bu.

Sonrasında yürümeye çalışıyorum.

Yürümek zihni sadeleştiren iyi bir aktivite.

Suyla temas etmenin de bana ferahlık ve dinginlik verdiğini hissediyorum.

Keza yemek de (Adanalı olarak) benim için güçlü bir rutin.

Temel ihtiyaç ama bedeni hemen geri topluyor.

Beyaz un ve şekerden uzak durmaya çalışıyorum.

Bunun üretkenliğimi etkilediğini düşünüyorum. Çünkü beden dağılınca zihin de dağılıyor.Zamanla rutinlerimin benimle değiştiğini görüyorum. Çünkü üretimden önce insan değişir. İnsan değiştikçe, çalışma biçimi de değişiyor.

Hayat bazen alan açıyor, bazen daraltıyor.

Bolluklar, kıtlıklar, inişler ve çıkışlar oluyor.

Bunların hepsi rutini yeniden şekillendiriyor.

Bazen savuruyor, bazen daha nitelikli kılıyor.

Ben bu değişimden rahatsız değilim.

Gidene de gelene de razı oluyorum.

Her rutinin bir ömrü olduğuna inanıyorum.

Vaadini tamamlayınca, yerini yenisine bırakması gerekiyor.

Bu değişim de üretimin doğal parçası oluyor.Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *