Uzun zamandır görmediğimiz birine kavuştuğumuzda, zorlu bir gün geçirdiğimizde veya içimizi kaygı bastırdığında ilk instinctimiz, yanımızdakine sımsıkı sarılmaktır. O andan itibaren, sanki mevcut tüm dertler bir müddetliğine yok olur ve içimizdeki özlem hissi azalır. Ancak bu durum sadece bir duygusal rahatlama mı sağlıyor, yoksa sarılmanın ardında biyolojik bir mucize mi bulunuyor? Bilim insanları bu sorunun derinliklerine inmeye karar verdi ve sarılmanın özlem üzerindeki etkilerini araştırdığı bulgularını paylaştı. İşte sarılmanın kimyası ve ruhumuzda yarattığı olumlu değişiklikler üzerine bilimsel veriler...
Sarılma Anında Beynimizdeki Değişimler
Özlem, aslında beynimizdeki bir tür yoksunluk hissinin bir yansımasıdır. Değer verdiğimiz birisinden uzak kaldığımızda, beynimizdeki stres hormonu seviyeleri artar. Stres hormonlarının yükselmesi, huzursuzluk, kaygı ve fiziksel acı benzeri duygulara yol açabilir. Fakat birine içten bir sarıldığımızda, vücudumuzda adeta kimyasal bir dönüşüm yaşanır. Bu süreçte oksitosin hormonu, yani "aşk ve bağlılık" hormonu, hızla salgılanmaya başlar. Oksitosinin etkisiyle, güven ve şefkat hisleri uyanırken, özlemin yarattığı kaygı hissi yerini rahatlama ve huzura bırakır. Öte yandan, sarılmanın getirdiği fizyolojik değişimler sayesinde kortizol (stres) seviyesi de hızla düşmeye başlar. Dolayısıyla, sarılmak fiziksel ve duygusal açıdan özlemin yarattığı stresi bertaraf etmekte son derece etkilidir.
20 Saniye Kuralı ve Araştırmalar
Sarılmanın etkisini konu alan en dikkat çekici araştırmalardan biri, Carnegie Mellon Üniversitesi tarafından yürütülen bir çalışmadır. Bu kapsamda yapılan incelemelerde, gün içerisinde sıkça sarılan bireylerin kişilerarası çatışmalar ve ayrılık acılarından daha az etkilendiği, kendilerini yalnız hissetmelerinin belirgin şekilde azaldığı sonucuna varılmıştır. Ancak araştırmaların ilginç yanı, 'sarmanın süresi' ile ilgili sırları da ortaya koyması. Nörobilim alanında yapılan çalışmalar, kısa ve yüzeysel kucaklaşmaların etkili olmadığını, bunun için '20 saniyelik bir kucaklaşmanın' gerektiğini göstermektedir. 20 saniye boyunca süren sarılmalar, vücutta oksitosin seviyesini artırarak özlemin etkilerini ortadan kaldırırken, aynı zamanda kalp sağlığını koruma ve psikolojik güvence sağlama işlevi taşır. Burada dikkat çeken nokta, bu süre boyunca beyin, kişiye 'Yalnız değilsin' mesajını intikal ettirir.
Özlem Hissini Azaltır mı, Artırır mı?
Bilimsel yönüyle sarılmanın özlemden doğan negatif duygusal etkileri anlık olarak bloke ettiği ve azaltma sağladığı gerçeği tartışmaları beraberinde getiriyor. Sarılma, vücuda adeta bir duygusal ağrı kesici etkisi yapar. Ancak bir diğer dikkat çekici nokta da; sarılma sırasında salgılanan yüksek oksitosinin, bireyin o kişiye olan bağlılığını daha da güçlendirmesidir. Dolayısıyla, kucaklaşma anında yaşanan rahatlama hissi geçici olsa da, ayrılık anı geldiğinde bağlar daha da kuvvetlendiği için ileride yaşanacak özlem hissi bu durumdan daha yoğun bir şekilde hissedilebilir. Yine de beynin, sarılmanın sağladığı güven hissini hafızasında sakladığı ve bu güven duygusunun uzun süre boyunca psikolojik destek sağladığı düşünülmektedir. Eğer şu anda yanınızda olmasını istediğiniz birisini özlüyorsanız, bilimin sizi cesaretlendirdiği gibi, gidin ve en az 20 saniye boyunca sıkı bir sarılma gerçekleştirin. Beyninizin ve kalbinizin nasıl rahatladığını gördüğünüzde buna inanamayacaksınız! Özlem duygunuzun hafifleyeceğine emin olabilirsiniz.