Haber En Son Olay Haber
Rize
Kapalı
weather
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Rize Haber Genel Tecrübe, Sanat ve Sadeleşme Üzerine Bir Hesaplaşma

Tecrübe, Sanat ve Sadeleşme Üzerine Bir Hesaplaşma

Ahlakın diline hiç dikkat ettiniz mi? Ahlakın üç dili var Türkiye’de. Bir çocuksu, iki kadınsı üç de ihtiyarvari bir dil. Yani ahlakın erkekçe bir dil formu yok. Bu çok uzun bir süre Anadolu coğrafyasında adam edilmeye çalışılan varlığın erkek olduğunu gösteriyor.

KAYNAK: HABER MERKEZİ
Okunma Süresi: 4 dk

Bir süredir bu konuyla cebelleşiyorum.

Bugüne kadar öğrendiklerimi öğrenmeseydim hayatımda ne değişirdi?

Hangi bilgiler benim için hayati ve hangi bilgiler benim için hercai.

Klasik dönemde yer almayan bilgilerimi çıkardığımda hayatımda çok fazla bir şeyin değişmediğini gördüm.

Bunu da isteyerek değil hayatın akışı içerisindeki yeni tecrübe ve deneyimlerle fark etmek zorunda kaldım.İlk unuttuğum şey neden şair olduğumdu.

Neden bir insan sanatçı olur?

Güzellik ihtiyacı duyar?

Söyleme ihtiyacı ya da?

Biyografimi düşününce ilk hatırıma gelen şey “Dünyada güzel bir şey var ve siz bu güzelliğe karşı üç kağıtçılık yapıyorsunuz.” cümlesi oldu.

Yani hayatın ve toplumun içinde kandırılma hissi.

Ve inanmama duygusu. İkinci Yeni şiiri hakkında konuşurken muhafazakârlar bir anda tıkanır.

Muhafazakâr olmayanlarsa tam tersine ferahlar.

Muhafazakârlar tıkanır çünkü kural ve otorite tanımayan metinleri okumuşlardır.

Muhafazakâr olmayanlar rahatlar çünkü Tanrı’yla aramızdaki büyük kuru gürültü çıkarılmış ve kendiliğimize dair kusurlu da olsa bir yoluculuğa çıkılmıştır. İkinci Yeni ile -seküler bir metin olmasına rağmen- özgürlük hissiyle tanıştığımı ve kendime dair bir ipucu bulduğumu anımsıyorum.

Daha sonra bu ipucu beni Yunus’a kadar götürecekti.Son 6 ayda kabiliyetime uymayan ne kadar iş varsa yaptım.

Bi ciğer satmadığım kaldı herhalde.

Sanayiler şunlar bunlar.

Elimdeki bütün kültürel verinin hiçbir işe yaramadığı mekânlar. İnsan, sanayide kırk gün geçirince orada yaratılmış gibi hissediyor.

Orada estetik ve sanatın ham hâllerini, insan doğasını takip etmeye çalıştım.

Hiçbir entelektüel bilgisi olmayan birinin kibrini, güçsüz olduğu için iyi olmak zorunda kalan adamları, bütün bu konulardan bağımsız kendi halinde yaşayan düz adamları.

Düz adam kategorisi çok ilginçti.

Ajandası yok, iddiası yok, bilgisi yok, mütevazi değil kibirli de değil.

Bu bilgiler yok. Ölüm duyunca rahmet diliyor, iş olunca çalışıyor, parası eksik yatarsa tamamlanmasını istiyor.

Bu ümmi kategori bana hayret verici geliyor. İddiası yok, aşırılığı yok, eksiği de yok.

Kendinde.“Sen ve yağmur başa dönemezsiniz.” diyor ya İsmet Özel.

Bildiklerini unutmak zorunda kalan herkes, bildiği şeyler tarafından tehdide uğramış insanlardır.

Genelde bunu evliya menkıbelerinde filan görürüz.

Allah dışındaki her şey tarafından tehdit ediliyormuş hissi ve bütün mahlukata bir ebeveyn gibi yaklaşmak.

Gönenli Hazretleri’nin sözüydü galiba: “İnsanlara anne olun.”Bildiklerimizi unutuyoruz.

Ahlak mesela.

Ahlakın diline hiç dikkat ettiniz mi?

Ahlakın üç dili var Türkiye’de.

Bir çocuksu, iki kadınsı üç de ihtiyarvari bir dil.

Yani ahlakın erkekçe bir dil formu yok.

Bu çok uzun bir süre Anadolu coğrafyasında adam edilmeye çalışılan varlığın erkek olduğunu gösteriyor.

Bir kadın, erkeğe ahlaklı olması için yalvarıyor gibi bir dil.

Bir yaşlının yahut da bir çocuğun yalvarışı.

O yüzden ahlaki bir şey söylerken ezilip büzülüyoruz genelde. Çünkü ahlak hep erkeğe öğretilmeye çalışılmış ve dil öyle gelişmiş.

Ama nihayet durum tersine döndü ve ahlakın erkekçe dili yeniden gelişmeye başladı.

Yirmili yaşların başındayken erkekçe bir anlatım ararken Muzaffer Ozak Efendi’nin kayıtlarıyla tanışmış ve çok mutlu olmuştum.

Ama ne ilginçtir ki rahmetlinin yedi yaşına kadarki olan çekirdek dönemi; abisi ve babası hayatta olmadığı için annesiyle geçmiş.

Her büyük adamın içinde bir anne var sanki.Bildiklerimi unutmaya çalışıyorum.

Edebiyatın o kadar ilgi çekici bir şey olmadığını itiraf edecek tek kişi ben miyim?

Edebiyat güzeldir de şu anki formunun o kadar bizi cezbetmediğini söylemek.

Hayır o paylaştığın metne bayılmıyorum.

Dostum da olsan kötü bir şiir yazmışsın.

Kaç kişinin beğendiği umurumda değil.

Diktiğim ağacın meyve vermesi hissini aşabilecek bir metin arıyorum.

Tüm iyi metinler gibi.

Yalın ve sade.Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *