Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Washington yönetiminin aralarında Mahkeme Başkanı Yargıç Tomoko Akane ve Başsavcı Yardımcısı Abdoulaye Seye’nin de bulunduğu yargı mensuplarına yaptırım uygulama kararıyla tarihinin en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıya. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkındaki tutuklama kararlarına misilleme olarak gelen bu adımlar, ABD ile Avrupalı müttefikleri ve Japonya arasındaki diplomatik makası açıyor.
İdeolojik refleks ve finansal baskı araçları
The American Conservative Baş Editörü Luke Nicastro, Washington’ın tutumunun ulusal çıkarlar ve ideolojik saiklere dayandığını belirterek, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıklamalarında öne çıkan egemenlik vurgusuna dikkat çekti. ABD yönetimi, Roma Statüsü’ne taraf olmadığını hatırlatarak Amerikan yargı sisteminin üzerinde hiçbir uluslararası mahkemenin yetkisini tanımayacağını savunuyor.
Cenevre Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Hasni Abidi ise yaptırımların hukuki hiçbir dayanağının bulunmadığını ifade etti. Abidi, Washington’ın küresel bankacılık merkezi konumunu ve SWIFT sistemi üzerindeki hakimiyetini kullanarak seyahat yasakları ve finansal kısıtlamalar uygulamasının uluslararası hukuk açısından tehlikeli bir emsal oluşturduğunu vurguladı.
11 yargıç yaptırım kıskacında, üye ülkelere çekilme baskısı
ABD’nin baskı dalgası yalnızca iki isimle sınırlı kalmadı; mahkemenin 19 yargıcından 11’i çeşitli yaptırım ve kısıtlamaların hedefi oldu. Washington’ın aynı zamanda Macaristan, Zimbabve ve bazı Afrika ülkelerini Roma Statüsü’nden çekilmeye zorladığı, benzer diplomatik baskıların Venezuela ve Kolombiya üzerinde de yoğunlaştığı aktarılıyor.
Tüm baskılara rağmen geri adım atmayacağını duyuran UCM yönetimi, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlık ilkesinin doğrudan hedef alındığını belirterek uluslararası suçların faillerini yargılama kararlılığını sürdüreceğini açıkladı.