Haber En Son Olay Haber
Rize
Açık
weather
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Rize Haber Gündem CAATSA ve F-35: Türkiye'nin Savunma Tercihleri Üzerine Kritik Bir Değerlendirme

CAATSA ve F-35: Türkiye'nin Savunma Tercihleri Üzerine Kritik Bir Değerlendirme

Uğur Ergan, yazısında ABD'nin Türkiye’ye yönelik uyguladığı CAATSA yaptırımları ile F-35 programındaki gelişmeler hakkında bilgi veriyor. Yazıda, iki önemli konunun nasıl bir araya geldiği ve Türkiye'nin savunma sanayisindeki etkileri değerlendiriliyor. Ergan, bu durumun uluslararası ilişkilerdeki dinamiklerini etkileyen bir unsur olduğuna dikkat çekiyor.

Okunma Süresi: 4 dk

Uğur ERGANEn kibar tabiriyle “Hastalıklı kafa”nın NATO Zirvesi nedeniyle geldiği Ankara’ya iner inmez aklına estiği gibi yaptığı açıklamalar, özellikle iktidar medyasını çok memnun etti.“CAATSA’yı (ABD'nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası) kaldıracağız, Türkiye’ye F-35’leri vereceğiz” sözlerini duyunca, “Büyüksün Trump” diyerek, zil takıp oynamadıkları kaldı neredeyse.Ne “Hastalıklı kafa”nın daha Türkiye’ye varmadan, kendisi için Ankara’da özel hazırlanmış otel odasında İran’ı vur emri vermesini kafasına koymuş olmasının önemi vardı, ne de çoluk, çocuk, kadın demeden Gazze’yi dümdüz eden İsrailli faşist Netenyahu’ya “Bu soykırımı işlemesi” için açık destek vermesinin.Ankara’dan ayrıldığı gün hem İsrail’den bilinen tepkilerin yoğunlaşması, hem de belli ki danışmanlarından gelen uyarılar sonrası F-35 konusunda “Henüz tamamen kararımı vermedim” diyerek pozisyonunu esnetince, zaten yüzler asıldı.F 35’ten bağımsız olarak, CAATSA’nın ABD Başkanı istedi diye “Kalıcı” olarak kalkması mümkün değil.Başkan ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarını gerekçe göstererek CAATSA yaptırımlarını “Geçici sürelerle” askıya alabilir.Başkan’ın bu yetkiyi kullanabilmesi için de Kongre’ye resmi bir rapor ve taahhüt sunması şart.Dolayısıyla “Trump isterse CAATSA’yı kalıcı olarak kaldırır” görüşü doğru değil.CAATSA’nın “Tamamen kalıcı olarak kalkması” için yasal değişiklik yapılması zorunlu.Zaten MSB’de dünkü açıklamasındaki “Açık veya örtülü tüm kısıtlamalar kalksın” vurgusuyla bunun mesajını veriyor.Tıpkı 14 Temmuz 2022’de Hindistan’a özel CAATSA muafiyeti öngören yasa değişikliği maddesinin kabul edilmiş olması gibi.Rusya’dan S-400 satın almış olan Hindistan, Çin tehdidi nedeniyle CAATSA’dan muaf tutuldu.Ve unutulmaması gereken en önemli gerçek:“Hindistan ile İsrail arasındaki özel stratejik ortaklık.”CAATSA ve F-35 konularının Türkiye savunması ve savunma sanayi açasından önemli meseleler olduğuna şüphe yok.Türkiye için öncelik hangisinde olmalı diye sorarsanız, CAATSA’nın kalıcı kalkmasının F-35 tedariğinden daha önemli olduğu düşüncesindeyim.Çünkü bu CAATSA öyle lanet bir şey ki, küçük bir civata parçasının ABD’den tedariği nedeniyle bile, savunma alanında yapacağınız bir çok hamleyi önlüyor.Örneğin, “Türkiye’de yapacağınız bir silah veya İHA için dünyanın herhangi bir ülkesinden küçük bir parçayı tedarik etmek, üretim maliyeti açışından çok daha uygun” diyelim.Ancak üçüncü ülkeden alacağınız bu küçük parçada ABD yapımı minicik bir conta varsa bile CAATSA’ya takılabilirsiniz.CAATSA sadece Türk savunma sanayininin bilinen devlerini değil, birçok küçük elektronik bileşen üreten küçük ve orta ölçekli Türk savunma kuruluşlarını da olumsuz etkiliyor.CAATSA’nın kalıcı kalkması için sarıp, sarmalıyıp hangarda tuttuğumuz S-400’den kurtulmak şart.Bu konuda her kafadan bir ses çıkıyor.Dün itibariyle yaptığım görüşmeler sonucu, “Şu an için” şunu söyleyebilirim:* S-400’lerin BEA’ye, Azerbaycan veya diğer Orta Asya Türk Cumhiriyetlerinden birine satılması gibi bir şey daha ortada yok.* Rusya’nın üçüncü bir ülkeye satış için izin verdiğini söyleyen de yok.“Türkiye’nin F-35’e sahip olması Rusya’yı memnun etmeyeceğine göre, S-400’e neden satış izni versin?” sorusu da ortada.“Envanterinde S-400 olmayacak” şartından vazgeçmeyen Washington’un, “Türkiye topraklarında ABD’nin denetiminde olsun” görüşünü başından beri kabul etmediği de yıllardır biliniyor.Bakalım, butlan Kemal Kılıçdaroğlu’nun çok sevdiği Ahmet Davutoğlu’nun “Rus uçağının düşürülmesi talimatını ben verdim” tutumuyla başımıza dert olan S-400 meselesi nasıl çözülecek?Türkiye için üretilmiş ve sonrasında el konulmuş ilk F-35 savaş uçağının, 21 Haziran 2018’de Teksas’da Fort Worth şehrindeki Lockheed Martin tesislerinde tanıtım ve teslim törenini yerinde izleyen Türk gazeteciler arasındaydım.F-35’i gördükten sonra kafamda beliren soru, o zamandan beri geçerliliğini koruyor:“Türkiye ve İsrail bölgedeki iki önemli güç. Özellikle Hava Kuvvetleri’nde İsrail’in gücü belli. İsrail, Türkiye’nin F-35’lerle özellikle havada kendisi gibi güçlü olmasını ister mi?”O nedenle, S-400 meselesi olmasa bile İsrail ve Musevi lobisinin ABD yönetimine inanılmaz boyutta “Türkiye’ye bu uçağı vermeyin” baskısı yapacağını düşünenlerdenim ki, İsrail’den yapılan açıklamalar da bunu teyid ediyor.Zaten “Hastalıklı kafa”nın Ankara’da 24 saat içinde 180 derece dönüş yapması da, bunun en somut kanıtı.Kimse açıkça söylemese de, sanırım Türkiye’nin Eurofihgter’e ve elindeki F-16’ları modernize etmesine yönelmesinin arkasındaki gerçek de bu.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *