Metin YETİM Giderek daha görünür hale gelen ruhsal hastalıklar, depresyon gibi çok yönlü hastalıkların da daha fazla tartışılmasını sağlıyor.
Sosyal medyada da sıkça tartışılan depresyon ve benzeri hastalıklarda uzmanlar, konunun tek bir odağa indirgenmesine karşı çıkıyor.
Uzmanlara göre ruhsal hastalıklar tartışılırken biyolojik faktörler kadar sosyoekonomik koşullar da önem taşıyor. Depresyonun birbirinden çok farklı türleri olduğunu belirten Psikiyatrist Hakan Atalay, siyasetin insan psikolojisinin karmaşık yapısını göz önünde bulundurması gerektiğinin altını çizdi.
Psikiyatrist Prof.
Dr.
Burhanettin Kaya, kapitalizmin insan ruh sağlığında yarattığı tahribatın reddedilemeyecek olduğunu ancak indirgemeci yaklaşımdan uzak durmak gerektiğini söyledi.
Uzmanlar, kapitalizmin yarattığı yabancılaşmanın ve zorlu yaşam koşullarının insan psikolojisi üzerindeki yıkıcı etkisini tartışmasız kabul ederken meselenin salt bir ekonomik neden-sonuç olarak okunmasına karşı çıkıyor. BAKIŞ AÇISINI GENİŞLETMEK GEREK Psikiyatri Uzmanı Prof.
Dr.
Hakan Atalay, “Nasıl biyolojik psikiyatri indirgemeci bir yerden bakarak depresyona ‘serotonin eksikliği’ diyorsa, depresyonu salt ekonomik koşullarla açıklamak da aynı indirgemeci bakışı gösteriyor.
Ekonomik koşullar düzelirse, örneğin devrim yaptığımızı varsayalım, üretim araçlarını kamulaştırdık, işsizlik kalmadı diyelim, ‘depresyon ortadan kalkar’ anlayışına itirazım var” diyerek hastalığın kökenlerinin salt ekonomik nedenlere bağlanmasına itiraz etti. Atalay, “kapitalizmin insanlara ne yaptığını, depresyonun neden bu kadar arttığı ortada.
Kapitalizmin ortadan kalkmasına itiraz etmek mümkün değil ancak bu, kapitalizm ortadan kalktığında depresyonun da ortadan kalkacağını göstermiyor” diye konuştu.
Atalay, “Uyum problemleri ve koşullar sonucu ortaya çıkan depresyon türlerinin yanında biyolojik tarafı ağırlıklı olan türleri de var.
Dolayısıyla bütün bunları göz ardı ederek tek bir torbaya doldurduğumuzda depresyonu sadece bir bakış açısıyla anlayamayız” dedi.
Atalay, sol sosyalist tartışmalarda da psikolojiye bakışın geniş bir perspektifi esas alması gerektiğine vurgu yaptı. SOSYOEKONOMİ KRONİKLEŞTİRİYOR Psikiyatrist Prof.
Dr.
Burhanettin Kaya, depresyonun kaynağı tartışmalarının yüzeysel yürütüldüğünü söyleyerek “Bireyin iç dünyası ya da biyolojik sürece odaklanarak ruhsal hastalığın toplumsal etkenleri, kültürel etkenleri, sınıfsal özellikleri göz ardı ediliyor.
Ya da tam tersi; tamamıyla hastalıkları bu sınıfsal toplumsal yanına odaklanıp diğerini küçümseyen bir düşünüş tarzı var.
Kutupsal bakış, indirgemeciliği besliyor” dedi. Kaya, “Yapılan araştırmalar sosyoekonomik değişkenlerle depresyon yaygınlığının çok önemli olduğunu, eğitim düzeyi düşük, geliri düşük, daha yoksul kesimlerde daha fazla depresyon geliştiğini, bireyin hayatındaki zorlukların sayısı arttıkça depresyon yaygınlığının arttığını, kronikleştiğini, kadınlarda daha yüksek oranda görüldüğünü, kentlerin daha varoşlarında yaşayanların daha fazla depresyon hastalığı sergilediği, kronikleştiğine dair çokça veri var.
Bunlar da elbette kapitalizmle ilgili, toplumsal yapıyla ilişkili.
Eşitsizliklerle ilişkili.
Kamucu bir sağlık sistemi olmayan bir ülkede bunlar artıyor. Özel sağlık sistemi bir bireyin depresyon belirtileri oluşunca bunun işlevselliğini bozmadan yardım almasını, koruyucu ruh sağlığından yararlanmasını önlüyor.
Depresyonu sadece kapitalizme bağlayamayız ama kapitalizmin yarattığı tahribatlar, sonuçlar, insanın yabancılaşması, yoksullaşması, işsizlik, her biri depresyon için önemli bir risk etkenidir.
Ama sadece bu değil; insanın ruhsal yapısındaki yatkınlıklar, gelişimsel süreçteki ruhsal olgunlaşması, biyolojik faktörler gibi bir sürü faktörle birleşerek bu sonuçlar ortaya çıkar. İndirgemeci düşünmememiz gerekir” diye konuştu.