Politika Servisi Bir süredir dillendirilen “Türkiye ile İsrail’in karşı karşıya geleceğine ilişkin senaryo” adım adım ısıtılıyor.
Amerikan emperyalizminin bölgedeki yakın müttefiklerinin Suriye sahasında karşı karşıya geldiği “kontrollü” gerilim her iki tarafın da egemenlerini besliyor. İsrail’deki Binyamin Netanyahu hükümeti de Türkiye’deki Erdoğan yönetimi de birbirleri üzerinden pompaladıkları hamasi söylemlerle gerilimi tırmandırırken kendi tabanlarını konsolide etmeye çalışıyorlar.
NÜFUZ KAPIŞMASI ABD ile el ele vererek Esad yönetimini deviren Tel Aviv ve Ankara, istikrarsızlıkla cebelleşen Suriye’de etki alanlarını genişletmenin peşindeler.
Katil Netanyahu rejimi İsrail’in Golan Tepeleri’ndeki işgalini daha da genişletirken yeni Osmanlıcı tek adam rejimi de Golani üzerinden Suriye’deki varlığını kalıcılaştırmak istiyor.
Bu durum da iki ülkeyi Suriye’de karşı karşıya getiriyor.
Son olarak İsrail, salı günü Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib kırsalında Türkiye’ye 70 kilometre uzaklıkta bulunan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü vurdu.
Saldırı, Türkiye’den bir askeri heyetin son günlerde üssü ziyaret ederek havaalanının yeniden faaliyete geçirilmesi çalışmalarını incelemesinin ardından gerçekleşti.
Suriye devlet televizyonunun bildirdiğine göre, hava üssünün pistine sekiz hava saldırısı düzenlendi.
Saldırılarda hasar meydana gelirken can kaybı yaşanmadı. İsrail, saldırının amacının bölgeye Türk askerlerinin konuşlandırılmasını önlemek olduğunu açıkladı. İsrail Başbakanlık Ofisi, Suriye’nin Türk askerlerinin hava üssünde konuşlandırılmasına izin vererek güvenlik konularında statükoyu ihlal etmek üzere olduğunu iddia etti.
Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, “İsrail ve Suriye güvenlik konularında statükonun korunması konusunda anlaşmıştı.
Suriye, Halep yakınlarındaki bir hava üssüne Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vererek bu anlaşmayı ihlal etmenin eşiğine geldi” denildi.
MEYDAN OKUYOR Açıklamada, Türk askerlerinin konuşlanmasının İsrail’in güvenliği açısından tehdit oluşturacağı konusunda Suriye’yi defalarca uyardığı ve Şam yönetiminin bu uyarıları dikkate almadığı öne sürüldü. Şam’daki HTŞ rejimini kınadığını belirterek, saldırıları “haksız bir provokasyon, Suriye’nin egemenliğinin ihlali ve bölgesel ve küresel istikrara yönelik doğrudan bir tehdit” olarak nitelendirildi.
Ankara saldırılara sert tepki gösterirken Dışişleri Bakanlığı ve İletişim Başkanlığı, Türkiye’nin Suriye’deki bir üsse asker konuşlandırmaya hazırlandığı yönündeki suçlamaları reddetti.
Her iki açıklamada da “İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan hukuksuz hava saldırılarını meşrulaştırmayı amaçladığı” belirtildi.
Açıklamalarda uluslararası topluma da çağrı yapılarak, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırganlığının sona erdirilmesi ve uluslararası hukuku ihlal eden eylemler nedeniyle hesap verilebilirliğin sağlanması için daha kararlı bir tutum sergilenmesi istendi.
TSK heyetinin 2012’den bu yana kullanılmayan üssün yeniden faaliyete geçirilmesi çalışmalarının bir parçası olarak bölgeyi ziyaret ettiği bildirildi. İsrail, Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana Suriye’de yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Ancak salı günkü saldırı, İsrail’in Suriye’nin güneyinde oluşturduğu ve “güvenlik bölgesi” olarak tanımladığı alanın oldukça dışında gerçekleşti. İsrail’in saldırıya ilişkin açıklaması, Ankara ile Tel Aviv arasındaki gerilimin de yeni bir boyutunu ortaya koydu.
DENGELEME ARAYIŞI Türkiye, Esad’ın devrilmesinden sonra Ahmed Şara yönetimi ile yakın irtibat halinde. İsrail, Şara iktidara geldiğinden beri Suriye’nin orta ve güney kesimlerine hava saldırıları düzenlerken ocak ayında da Hama yakınlarında Türkiye’nin kurmaya çalıştığı bir askeri üssü bombalamıştı.
Tel Aviv, Ankara’nın Şam Uluslararası Havalimanı’na gelişmiş bir HTRS-100 radar sistemini konuşlandırılmasına da karşı çıkmıştı. İsrail, 150-200 kilometre menzil içindeki hava hedeflerini takip edebilen bir Türk askeri tesisinin, İsrail Hava Kuvvetleri’nin Suriye hava sahasındaki hareket özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlayabileceğini ileri sürüyor.
Amerikan emperyalizmi ise tarafları dengelemeye çalışırken İsrail’e alışılmadık derecede açık bir eleştiri yöneltti.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail saldırılarından “derin endişe” duyduklarını söyledi.
Barrack, saldırıyı “bölgesel istikrara katkı sağlamayan gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirildi.
ABD’li yetkili, Ahmed eş-Şara hükümetinin “yırtıcı veya saldırgan bir tutum benimsemediğini” belirterek “vekil güçler barındırmadığını” ve Şam yönetiminin İsrail ile gerilimi düşürme yönündeki tercihini defalarca ortaya koyduğunu söyledi.
Barrack, ABD’nin iki ülke arasında askeri çatışma ve gerilim yerine diplomasi ve diyaloğu teşvik etmeye devam edeceğini belirtti.
ABD elçisi Barrack Jerusalem Post’a dün verdiği röportajda, “Türk kuvvetleri, İsrail uçaklarının o belirli Suriye üssüne doğru yolda olduğunun farkında değildi ve bu nedenle, kendilerinin de saldırı altında olduklarına inanarak kendi jetlerini havalandırmaya meyilli olabilirlerdi” dedi.
ABD’nin bu açıklaması, Washington’ın İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarından birine yönelik nadir görülen doğrudan eleştirilerinden biri oldu.
Gerilimin kontrol altında tutulması için taraflar arasında kesintisiz iletişim kurulmasını öneren Barrack, Türkçe, Arapça, İngilizce ve İbranice bilen personelin görev yapacağı 24 saatlik ortak bir iletişim biriminin oluşturulabileceğini söyledi.
ABD’nin İsrail ile Suriye arasındaki çatışmayı önleme mekanizmasını yeniden işler hale getirerek Türkiye’nin de buna dahil edilmesini gündeme getirebileceği de kaydedildi.
Netanyahu Eylül’deki seçime hazırlanırken Saray rejimini hedef alarak oy toplamaya çalışıyor.
Son olarak Erdoğan’ın İran lideri ve Mamdani ile birlikte bir afiş üzerinden propagandaya başvurmuştu.
AKP iktidarı da sık sık hamasi söylemlerle Tel Aviv’i hedef alırken ABD’nin koruyuculuğu altında açık veya örtülü olarak işbirliğini sürdürüyor.