Etki Can Bolatcan/ Birgün Gazetesi
Rize’nin Pazar ilçesine bağlı Balıkçı/Zelek köyünde yapılması planlanan kafes balıkçılığı projesine karşı köylülerin başlattığı direniş, jandarma ablukası ve kooperatif haklarının gasp edilmesiyle kritik bir eşiğe ulaştı.
Halkın tek geçim kaynağının balıkçılık olduğu köyde yapılmak istenen kafes balıkçılığı hem köylünün ekmeğini hem doğayı tehdit ediyor. Köylülerin direnişini ve kafeslerin olası risklerini Balıkçı köyünde balıkçılık yapan Hacer Yurtsever ile konuştuk.
Rize Balıkçı Köyü’nde balıkçılığın anlamı nedir? Köylüler ne için direniyor?
Annem de babam da dedelerim de bu Balıkçı köyünün çocuklarıdır. Yedi sülaleyle halis muhlis buranın evladıyım, buranın özbeöz çocuğuyuz. Kendimi bildim bileli, beş yaşımdan beri bu köyün sularında yüzerim. Çocukluğumdan beri başkalarının tekneleriyle denize açılırdım, o heves hep içimde vardı. Akdeniz’de, Ege’de, Marmara’da yüzdüm ama bizim köyümüzün denizi kadar şifalı ve güzel suyu olan başka bir deniz yoktur. Tuzu, sıcaklığı, dalgası bile bir başkadır. Hep aklımda bir tekne ve balıkçılık vardı. Allah nasip etti, baraka ve ticari yeşil ruhsatlı tekne aldım. Kaptanlık belgesi aldım, gemi adamı cüzdanı diyorlar, Özgür Özel "Onu gemi insanı yapalım” demişti. Bu köyde zannedersem kaptanlık belgesi olan tek kadın benim. Diğerlerinin sarı su ürünleri kâğıtları vardır, bende fazladan kaptanlık belgesi de var. Tekneyi yaptıralı 7-8 sene oldu, balığa çıkıyorum.
BALIKÇILIK BU HALKIN HER ŞEYİ
Bu köy kendi hâlinde balığını tutan, satan, denize çıkan bir yerdir; yüze yakın tekne vardır. Buradaki insanların durumu farklıdır; üç-dört ay fabrikada sezonluk işçilik vardır. Çay Fabrikası arazilerimizin üstüne yapıldı, devlete lazımdı. Orada erkekler sezonluk çalışır, kadınların ise hiçbir sigortası veya güvencesi yoktur. Yazın kadınlar birkaç kez çay toplar ama asıl geçim kaynağı 12 ay boyunca balıkçılıktır. Tekneler çok pahalıdır, kadınlar çay parasıyla yardım eder, borç harç alınır. Bir tahtasının çürümesi, ağın yırtılması, motorun bozulması büyük masraftır. Balık tutarsa onlar için bayramdır. Dün mesela altı-sekiz kişi denize çıktı, neredeyse hepsi boş döndü. Mazot yakıyorlar, ağları yırtılıyor, gece sabaha kadar o soğukta mesai yapıyorlar ama yine de "Rastgele" diyerek çıkıyorlar. Vurursa o gün beş-on bin kazanacak, kışı kurtaracak; vurmazsa masraf. Sadece temmuz sonundaki "çürük ayında" balık dibe indiği için yirmi gün ara verirler, kalan her gün denizdelerdir. Köyün asıl geliri ne fabrika ne çaydır, sadece balıkçılıktır. İnsanlar çocuklarını bununla okutuyor, hastasını bununla tedavi ettiriyor, borcunu bununla ödüyor. İnsanlar 1 Eylül’de av yasağının kalkmasını bekliyor, borçla harçla yatırım yapıyor. Balıkçılık bu halkın sermayesi, geliri, her şeyi.
Peki kafeslerin yerleştirilmesiyle köy nasıl değişti, köylünün yaşamı nasıl etkilendi?
Biz iki yıldır nöbetteyiz. İnsanlar çay sezonunun en yoğun zamanında, üstleri başları çamur içinde, kazmalarıyla işlerini bırakıp limanı korumaya iniyorlar. Kadını, erkeği, çoluğu çocuğu herkes limanda. Herkesin morali bozuk ama daha çok öfkeliler. Karadeniz koca denizdir ama biz Pazar ilçesi sınırlarında, sadece bu alanda avlanabiliyoruz, ruhsatımız dışına çıkamıyoruz, Çayeli tarafına geçemiyoruz. Yan köyümüze havalimanı yapıldı, ona da 500 metreden fazla yaklaşamıyoruz. Kıyıdan 200 metreye kadar kayalıktır, geriye 600-700 metrelik dar bir alan kalıyor. Kafesleri tam bizim avlanma alanımıza koydular.
Kafesin 100-200 metre ilerisinde devasa çukurlar, su altı kuyuları vardır. Ağ atıp dibini bulamadıkları derinlikler var. Bizim ağ attığımız sınır kırk-elli kulaçtır. Kafesi tam bizim ağ attığımız yere koydular ve devamında 63 tane kafes yerleştirecekler. O kuyu dediğimiz yer balıkların yuvası. Larvalarını bıraktıkları, üredikleri ve Karadeniz’e yayıldıkları yerdir. Türkiye için bir hazinedir, gerçek organik balık oradan yetişir. Kafesler kurulduğunda balıkların atıkları bu kuyuların üstüne çökecek, yuvaları köreltecek. Balıkları hastalanmasın diye antibiyotikli ilaçlarla besleyecekler. Hem organik balıklarımız bunlardan etkilenecek hem de denizimiz kirlenecek. On sene sonra organik balık tamamen bitecek, sadece kafes balığı kalacak.
En büyük tehlikelerden biri de uçuş güvenliği. Uçaklar neredeyse insanları göreceğimiz kadar alçaktan, tam kafeslerin üstünden havalanıyor. Havalimanının ilk müdürü kuş toplanmasın diye yeşillik bile diktirmediğini söylemişti. Şimdi uçağın kalktığı güzergâha somon kafesi koyuyorlar; bu balıklar oraya binlerce martı çekecek. Şirket "Tazminatını öderim." diyor; uçağın demirini ödersin ama olası bir kazada can kaybını neyle ödeyeceksin? Burası kafes balıkçılığı yapılacak bir yer değil. Kıyımız mahvolacak, balıkçılık istihdamı bitecek, uçuş güvenliği tehlikeye girecek, halkın yaşamı kokudan zehir olacak ve Karadeniz’in organik balığı tükenecek.
SON KAFESİ KOYSALAR DA VAZGEÇMEYECEĞİZ
Direnişte günleriniz nasıl geçiyor, nöbetlerde neler yapıyorsunuz? Önümüzdeki günlerde beklentileriniz neler?
Nöbetimiz 18 Temmuz’da polislerin bizi yaka paça kaldırdığı gün basına yansıdı ama biz iki senedir aralıksız oradayız. Hamsi zamanı limanımıza gelen balıkçılardan elde edilen gelirle bir konteyner aldık, öncesinde çadırdaydık. Altı aylık bebek bu limanda büyüdü, o fotoğraflara yansıyanlar zaten buranın yerlisidir, kendi kapımızın önündeyiz. 200’e yakın kolluk kuvveti yığılınca olay büyüdü ve duyulduk ama bizim için değişen bir şey yok. Kafes lafı çıktığından beri onar-on beşer kişilik gruplarla devir daim nöbet tutuyoruz. Gündüz erkekler teknede veya işte olurken kadınlar nöbeti devralıyor, gece gençler bekliyor. Moralimiz çok bozuk olduğunda havayı dağıtmak için arabadan Laz müzikleri açıyoruz. Hepimizin yüreğinde bir taş oturuyor çünkü herkesin emeği, parası ve köye sevgisi buradadır. Sesimiz nereye ulaşacaksa oraya kadar gideceğiz. Bizim köyümüz naiftir, kavga gürültü bilmez ama bir de "Laz damarı" vardır. Eskiden zeytini, ağacı, toprağı giden insanları görüp üzülürdük, şimdi bizim denizimiz elden gidiyor. Koca deniz satılır mı, deniz satıldı. Son kafesi koysalar bile duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz, bu işten vazgeçilene kadar direneceğiz.