demek yetersiz kalır belki de. Çünkü o sevgiliçokça sevdiği nin ta kendisidir.Peygamber Efendimiz'in ona beslediği muhabbet öylesine derin ve sevgi doludur ki hadislerde rivayet edilenlere göre Kuba Mescidi’ni ziyaret ettiğinde 'ın evinde konaklar, yemek yer, hatta çoğu zaman öğle vakti orada istirahat eder, namaz kılıp imamlık yaparmış.’den aldığı Hala Sultan künyesi ile anılan , aslen Medineli olup, Medineli Müslümanların, yani ensarın, ilklerindendir.
Annesinin adı Melike, babasının adı Milhan bin Halid’tir.
Hazrec kabilesinin Neccaroğulları koluna mensuptur.
Anneannesi Selma binti Amr bin Lebid el-Hazreci, Haşim bin Abdumenaf el-Kureyşi (Peygamberimizin büyük dedesi) ile yaptığı ilk evlilikten Şeybe’yi / Abdülmüttalib’i (Peygamberimizin dedesini) doğurmuştur.Haşim’in vefatından sonra yaptığı ikinci evliliğinden Melike (Muleyke) doğmuştur.
Melike’nin iki kızı ise Ümmü Haram, Ümmü Suleym (gerçek adının Rümeysa veya Gumeysa olduğu biliniyor, meşhur sahabelerden Enes bin Malik’in annesidir.) Aynı zamanda yukarıda bahsettiğim yakın akrabalık bağından dolayı Peygamber Efendimiz ile ikinci yeğen olurlar fakat Peygamberimizin kendisine teyze diye hitap etmesi ve mahremi muamelesi yapmasının sebebi, mübarek anneleri Hz.
Amine ile Hala Sultan’ın süt kardeşi olmalarından kaynaklanırdı.
Yani Ümmü Harâm’ın rivâyet ettiğine göre, bir defasında Ümmü Harâm niçin güldüğünü sorunca uykusunda kendisine ümmetinden fetih maksadıyla Akdeniz’e açılan bazı kimselerin gösterildiğini ve onların cennetlik olduğunu söylemiş.
Bunun üzerine Ümmü Harâm kendisinin de onların arasında bulunması için dua etmesini istemiş ve Hz.
Muhammed de dua etmiş.
Ardından tekrar uykuya dalmış, yine gülerek uyanmış. Ümmü Harâm’ın bu defaki sorusu üzerine de ümmetinden bazılarının Ümmü Harâm kendisinin de onların arasında bulunması için dua etmesini isteyince, Peygamber Efendimiz'in muhabbet beslediği Bu seferlerde ve savaşlarda yaralılara yardım etmiş, erzak taşımış ve dahi birçok hizmette bulunmuştur. gibi çetin savaşlarda bulunmasının yanı sıra zevci ile birlikte İslâm ordularınınne de katılmıştır.Ümmü Harâm Hazretleri'nin yüreğinde hep nin hasreti vardı.Bu seferde Peygamber Efendimiz'in sahabelerinden gibi isimler de bulunmaktaydı.
Tamamen gönüllülük esası üzerine kurulan İslâm ordusu,yılında ’ın güneydoğusunda yer alan tarafına çıkarma yaptı.Kıbrıs o dönemde ’nun kontrolü altındaydı. Çok fazla direnç gösterilmeden zafer İslâm ordusuna nasip oldu.
Kıbrıs seferi, Müslümanların denizcilik alanındaki ilk başarısıdır.
Böylelikle Bizans gölgesindeki Akdeniz kıyılarına İslâmiyet ile birlikte yeni bir anlayış ve güç dengesi gelmiştir.Hala Sultan, toprağa düştüğü ilk andan itibaren nuru ile Akdeniz’i ve Akdeniz’e kıyısı olan tüm medeniyetleri aydınlatmıştır.Osmanlı Devleti 1571 yılında Kıbrıs’ı fethedince Hala Sultan’ın kabri ihya edilmiş ve Türbenin çevresi sonradan yapılandırılmıştır. 1795’te Kıbrıs muhassılı Silâhdar Kaptanbaşı Mustafa Ağa tarafından şadırvan, 1797 yılında ise tekke inşa edilmiştir. senesinde de Kıbrıs muhassılı tarafından cami yaptırılmak suretiyle küçük bir külliye haline bürünmüştür.
Hala Sultan Tekkesi’nde düzgün taş kesme işçiliği yapılmaktadır.
Tekkenin batı tarafında iki adet kapısı bulunur.
Bu kapılardan biri bugün hâlen aktif olarak kullanılmaktadır.Girişi takip eden avlu, kuzey, batı ve güney yönlerinden tekke birimleriyle kuşatılmış, girişin kuzeyine şadırvan, sağına cami, arkasına da türbe yerleştirilmiştir.Hala Sultan Hazretleri ve türbesi, Kıbrıs için kabri İstanbul’da bulunan Eyüp Sultan Hazretleri'nin istirahatgâhı gibi önemli bir semboldür.
Aslında mana olarak bir mühürdür.
Bu vesileyle aslında Ümmü Harâm Hazretleri, Peygamber Efendimiz'in Kıbrıs’a bir hediyesidir.
Rasulullah’ın dediği Ümmü Harâm Hazretleri, Kıbrıs’ın kızgın ve sıcak topraklarına bambaşka bir mana yüklemiştir.Önemli bir ziyaret yeri olması nedeniyle Kıbrıs’a gelenler tekkeyi ziyaret etmeden adadan ayrılmazlardı. 1650 yılına gelinceye dek hiçbir Arap ve Osmanlı kaynağında Hala Sultan’ın mezarının yeri belirtilmemiştir.
Bu mezarı inceleyen, 'te Kıbrıs’ı ziyarete gelen ve 1760'lı yıllarda Kıbrıs’ı ziyaret eden’dir.Bu tarihin türbe kaynakçasında milat olduğu düşünülür.
Bu tarihten sonra mezarın yeri Arap kaynaklarında da belirtilmeye başlanmış ve mezarın halk arasında adıyla bilindiği ve Müslümanlar ile Hristiyanlar tarafından ziyaret edildiği de belirtilmiştir.Kıbrıs’taki İslâm mirasının en eski izlerini teşkil etmesi sebebiyle Osmanlı'nın fethinden sonra da adada yaşayan Müslümanların ve özellikle Müslüman Türk halkının en önemli ziyaretgâhı olmuştur.
Türbe birçok devlet erkânı ve padişahlarca değerli hediyelerle süslenmiştir.1959’da onarılan ve Kıbrıs Evkaf Dairesi tarafından içine bir kütüphane tesis edilen tekke, 1963’te Rumlar mezaliminde tahrip edilmiş ve bir süre askerî karargâh olarak kullanılmıştır.
Savaş sonrasında Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin kontrolünde olan Larnaka şehrinde bulunan Hala Sultan Türbesi, bugün sadece Ayrıca Ama tekke yönetimi ve Kıbrıs Vakıflar İdaresi'nin bu konuda girişimleri bulunmaktadır.
Tekke Rum idaresindeki bölge içerisinde kaldığı için politik konulardan ötürü zaman zaman ziyaretler zorlaştırılabiliyor.