deneme bonusu
Ekrem Abi Site matbahis giriş
MevzuRize Gündem Kadınların Sesleriyle Sınırlamalar Geride Kalıyor!

Kadınların Sesleriyle Sınırlamalar Geride Kalıyor!

Aytun Aktan yazdı: Kadınlar konuşmaya başlayınca tabular aşılır

Okunma Süresi: 9 dk

Tüm yıl çalışıp ağustos böceği olmayı hayal ettiğimiz mevsimi menopoz serisine adadım. İyi de yaptım. Özellikle kadın okurlarımdan aldığım geri dönüşler suya değil de zihinlere yazı yazdığımı bana hatırlattı.

Bu hafta menopozun belirtilerini, fizyolojisini, ilaçları bir kenara bırakıp işin sosyolojisine bakalım istiyorum.

Seriye geç katılmış olanlar geriye dönük okuma yapabilirler.

Bu hafta beni en çok heyecanlandıran bölümdeyiz; yıldız, çuvaldız ne varsa her yere, herkese batıracağız.

Bu sebeple yaş, ırk, cinsiyet, din ayırmadan herkes kalsın, kimse bir yere kaçmasın.

Geçen haftayı sorularla noktalayıp, bu haftanın ipuçlarını vermiştim.

Menopoz ne zaman kadın sağlığından büyük bir pazara dönüştü?

Yaş almak neden kadın için hâlâ erkekten farklı bir anlam taşıyor? “Menopozlu kadın” olmak ne zaman biyolojik bir tanımdan küçümseme aracına dönüştü?

Ve bütün bunların ortasında aslında hangi kadınların menopozunu konuşuyoruz?Kadınların menopozu açıkça konuşmaya başlaması büyük bir kazanım.

Yıllarca mahrem sayılan sorunların konuşulması, kadınların “doğal süreç, katlanacaksın” cevabıyla yetinmemesi, doktorundan çözüm ve bilgi istemesi kadın sağlığı açısından ilerleme.

Karşılıklı etkileşimle doktorlar da menopoza sahip çıkmaya, eksik bırakılan eğitimleri tamamlamaya yöneldi.

Ama burada bir tehlike vardı.

Kapitalizmin hızlı çalışan refleksi. İhtiyaç görünür olduğunda pazar da kendini en sevimli ama aslında en sömürgeci haliyle görünür kıldı.

Bugün menopozun çevresinde takviyelerden hormon dengeleyicilere, özel test paketlerinden vajinal uygulamalara, kozmetikten longevity programlarına kadar uzanan büyük bir ekonomi var.Grand View Research’in pazar araştırması küresel menopoz pazarının 2025 büyüklüğünü yaklaşık 18,7 milyar dolar olarak hesaplıyor. Çok iyi para.

Mesela bu parayla geçiş garantisi vermene gerek kalmadan altı tane Çanakkale Köprüsü yapılabiliyor.

Camları aç püfür püfür geç.

Konudan uzaklaşmayayım, bu araştırmada en büyük kalemi besin takviyeleri oluşturuyor.

Demek ki artık menopoz için küçük bir niş pazardan söz etmiyoruz.

Kadının menopoz konusunda bilinçlenip, bedenimde ne oluyor sorusuna, piyasa çok sayıda ama pahalı yanıtlar veriyor.

Burada niyetim bütün sektörü şeytanlaştırmak değil.

Elbette yeni ilaçlara, teknolojilere, araştırmalara ihtiyacımız var. Üstelik kadın sağlığının yıllarca yeterince yatırım almamış olması önemli bir sorunken. İtirazım ticarete değil de pazarlamanın kanıtın önüne geçmesine.

Bir ürünün satılıyor olması işe yaradığını göstermez. “Doğal” olması güvenli olduğunu göstermez.

Bir influencerın ürün kullanması bilimsel kanıt değil.

Bir hekimin yüz binlerce takipçisi olması da öyle. “Bana çok iyi geldi” kıymetli bir kişisel deneyim ama bilimsel araştırmanın yerine geçmez.Kadınların menopozu kader olmaktan çıkarması çok değerli. Şimdi onu alışveriş sepetine dönüştürmekten korumamız gerekiyor.Kadın bedeni üzerinde piyasanın baskısı menopozdan çok önce başlamıştı.

Kadın yeterince ince, genç, bakımlı, kırışıksız olmalıydı. Şimdi beklenti biraz güncellendi ve artık kadınlara sağlıklı yaşlan ama mümkünse yaşlandığın belli olmasın deniyor.Longevity, yani sağlıklı ve uzun yaşam fikrinin kendisi son derece değerli.

Kemiklerimizi, kaslarımızı, kalbimizi ve zihnimizi koruyarak uzun yaşamak istiyoruz.

Sorun, sağlıklı yaş almanın yavaş yavaş yaşlanmayı reddetmeye dönüşüyor olmasında.Kadının yapılacaklar listesi zaten yeterince uzundu. Çalış, çocuk yetiştir, bakım ver, formda kal, güzel görün, şimdi menopozunu da kusursuz yönet, bir de mümkünse biyolojik yaşını kronolojik yaşından on beş yıl geriye çek… Neyse ki henüz ölümsüzlük paketi raflarda yerini almadı.

Benim daha mütevazı bir hedefim var.

Yetmiş beş yaşındaki bedenimizi yirmi beş yaşına benzetmeye çalışmayalım.

Yetmiş beş yaşındaki bedenimizin de değerli olduğunu kabul edelim.Bu konuda hemfikirsek şimdi başka bir tespite geçiyorum.

Menopozun ağır yüklerinden biri de doğurganlığın sona ermesine yüklediğimiz anlam.

Toplum kadınlık ile doğurganlığı uzun süre birbirine bağladı.

Genç kadın güzeldi.

Doğurgan kadın değerliydi.

Anne olan kadın tamamlanmıştı.

Böyle bir kültürde yumurtalıkların çalışmayı bırakmasının bazı kadınlarda yalnızca biyolojik değil, kimlikle ilgili bir kayıp yaratmasına şaşırabilir miyiz?Ama burada da tek bir kadın hikâyesi yok. Çocuk isteyen ve bunu ertelemiş kadın için menopoz gerçek bir yas olabilirken, başka bir kadın yıllarca gebelikten korkmuş, çok sayıda doğum yapmış, doğum kontrolüne ulaşmakta zorlanmış olabilir.

Onun için aynı haber artık gebe kalmayacağının müjdesi gibidir.

Birinin kayıp, eksiklik diye yaşadığı menopoz diğerin özgürleştiği bir alandır.

Yani menopozu ne kadınlığın sonu ne de ikinci baharı diye sloganlaştırmamak iyi olur.

Ben sadece iki örnek verdim, herkes için etkisi farklı bir dönem.

Peki ‘menopozlu kadın’ ne demek?Bir kadın toplantıda sert konuşuyor, “menopozda herhalde” deniyor. Öfkeleniyor, arkasından “hormonları bozulmuş” yorumu yapılıyor. İtiraz ediyor, “çok gergin bu aralar, sevişemiyor herhalde” deyip tatmin olunuyor.

Bir erkeğin benzer çıkışlarında kimsenin aklına testosteron düzeyini tartışmak gelmiyor.

Ancak bir erkeğin libidosu yüksekse küçük görmek için değil, sırtını sıvazlamak için övgü cümleleri sıralanıyor.

Menopoz bazı kadınların çalışma hayatını gerçekten zorlaştırabilir.

Bunu anlamak çalışma barışı için çok önemli.

Eğer kadının her itirazını, öfkesini, hatasını veya fikrini hormonlarına indirgersek, onun yetkinliğini sorgulamak için kullanırsak artık menopozu değil ayrımcılığı konuşuyoruz demektir.

Bunu sadece erkeklerin yaptığını düşünmeyin hem cinslerimiz tarafından da benzer ayrımcılıklar yaşa bağlı olarak kullanılıyor. 2026’da kadın sağlık çalışanlarının menopoz deneyimlerini ele alan yedi ayrı görüşme çalışmasının sonuçlarını bir araya getiren bir araştırmada üç ortak başlık bulmuş: iş yerinde zorlanma, yargılanma korkusu ve performans gösterme baskısı.

Dikkatinizi çekerim ki araştırılan grup sağlık çalışanları.

Demek ki mesele yalnızca menopoz hakkında bilgi sahibi olmakla da çözülmüyor; iş yerinin kültürü, destek mekanizmaları ve toplumsal cinsiyet rolleri de işin içinde.

Kadın orta yaşa geldiğinde cinsiyet ayrımcılığına bir de yaş ayrımcılığı eklenebiliyor.

Ve menopoz ikisine de kullanışlı bir mazeret sağlıyor.Önceki yazılarımdan birinde “tost etkisi” diye bir tanımlama kullanmıştım.

Açıkladığı aylık enflasyon sonuçları ile ünlenen TÜİK’in aslında çok sayıda ve ciddi Türkiye araştırmaları var.

Kurumu tek bir alana indirgersek orada bin bir emekle yapılan çalışmalara ve çalışanlarına haksızlık ederiz.

TÜİK’in bir araştırma sonucuna göre Türkiye’de 2025 yılında kadınlar, hane halkı ve aile bakımına günde ortalama 4 saat 3 dakika ayırmış.

Erkekler mi?

Sıkı durun, sadece 58 dakika. Şaşırdık mı?

Hayır.

Belki çalışan kadınlarda durum eşitleniyordur diye düşünüyorsanız o da olmamış. Çalışan kadın kendi dışında herkese bakmak için 2 saat 38 dakika ayırırken, çalışan erkek 47 dakika ile gene pijamalarını giymiş, kanepeye uzanmış, karnını kaşımış.

Rakamların feminizm yapmaya ihtiyacı yok.

Oldukları yerde yeterince politik duruyorlar.

Ayrıca menopoz tam da bakım yükünün biçim değiştirdiği yaşlara denk geliyor.

Evde çocuk mu yaratık mı belli olmayan ergen canlı türüyle yaşam mücadelesi menopozla çarpışıyor.

Ortaya çıkan statik elektrik yükü ile evin elektrik faturası karşılanır, o derece yoğun çatışma dönemi.

Ya da anne-baba yaşlanır, hastalıklar, hastaneler, bakım ihtiyacı artar.

Bazen ölüm ve yas gelir.İş hayatı ise devam eder.

Hatta deneyimler artar, sorumluluklar arşa değer.

Kadının bedeni değişirken ondan beklenenler ise hiç değişmez.İşte tost etkisi dediğim şey bu; bir tarafta değişen beden, diğer tarafta değişmeyen toplumsal iş bölümü.

Menopozun bazı kadınları neden diğerlerinden daha fazla zorladığını anlamak için yalnızca hormon düzeylerine değil, evde işleri kimin yaptığına da bakmak iyi olabilir.

Peki biz kimin menopozunu konuşuyoruz?Şimdi biraz da kendi kör noktamıza bakalım.Dünyadaki popüler menopoz anlatısında da yazı dizimiz boyunca da gözümüzün önüne çoğunlukla belirli kadınlar geldi. Şehirde yaşıyor.

Sağlık bilgisine ulaşabiliyor. Özel doktora gidebiliyor.

Spor yapabiliyor.

Tedavi seçeneklerini tartışabiliyor.

Onun sorunları gerçek.

Ama bu kadınlar ne ülkemizde ne dünyada büyük alanı kaplamıyor.Tarlada çalışan kadın da menopoza giriyor.

Fabrikada vardiyaya kalan kadın da.

Evinde ücretsiz bakım emeği veren kadın da.

Göçmen kadın da.

Dokuz çocuk doğurmuş kadın da.

En yakın sağlık kuruluşuna ulaşmakta zorlanan kadın da. İlacını alamayan kadın da…Menopozun biyolojisi sınıf seçmiyor.

Ama menopozla baş etme imkânları sınıf seçiyor.İşte burada menopoz artık yalnızca tıbbi mesele olmaktan çıkıp sınıf meselesine dönüşüyor.

Doğum kontrolü gibi, jinekolojik muayene gibi, ilaca ulaşabilmek gibi bir sağlık hakkı meselesinden bahsediyorum.

Menopoz bu noktadan itibaren toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi olarak okunması gereken bir noktaya geliyor.

Bir kadının gerekli muayeneye, taramaya, ilaca, psikolojik desteğe veya rehabilitasyona ulaşabilmesi kredi kartının limitine bağlı olmamalı. Çünkü sağlık hizmeti tüketim ürünü değil, haktır.

Ancak son yirmi yılda alt yapısı iyileşmiş binalarda verilen hizmetler, özelleşen sağlık sistemin makyajlı yüzü maalesef.

Menopozu görünür kılarken yalnızca sesi zaten duyulan kadınları görünür kılarsak diğer kadınları ikinci kez görünmez yaparız.

Ve ne ben ne de sevgili okurlarım bunu asla istemeyiz.

Serinin ilk yazısında erkek okurlara “kaçmayın” demiştim.

Hayatınızdaki kadının her davranışını menopozla açıklamayın.

Bazen kadın size kızıyorsa gerçekten size kızıyordur.

Hormonlara, dolunaya iftira atmayın.

Yapabileceğiniz daha işe yarar şeyler olabilir.

Bakım yükünü paylaşın.

Ev işini paylaşın. Çocuğun sorumluluğunu paylaşın.

Yaşlanan ebeveynlerin bakımını paylaşın. İş yerinde sorumluluğu bölüşün. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği bazen büyük manifestolardan önce bu paylaşımların içtenliğiyle başlayabilir.Beş haftadır menopozu konuşuyoruz.

Finalde kadının kendi bedeni ve hayatı üzerinde söz sahibi olması konusunda el sıkışalım.Menopozun görünür olması kadınların her belirtisini hastalık saymak için gerekli değil, yaşadıklarını küçümsememek için gerekli.

Kadınların genç kalması için değil, sağlıklı yaş alabilmesi için gerekli.Kadının doğru bilgiye ulaşma hakkı var.

Sağlık hizmetine ulaşma hakkı var.

Tedavi isteme ve reddetme hakkı var. Çalışırken aşağılanmama hakkı var.

Cinselliğini konuşma hakkı var. Çocuk isteme ve istememe hakkı var.

Yaş alma hakkı var.

Ve yaş alırken kadınlığının eksildiğinin söylenmemesi hakkı var.Bir hakkı daha ekleyelim; bütün bunları yaşarken kendisine sürekli bir şeyler dayatılmaması ve satılmaması hakkı.Belki yükselen menopoz hareketinin asıl talebi genç kalmak değildir.

Kadınların yaş alırken de sağlıklarının, sözlerinin, emeklerinin, cinselliklerinin ve hayatlarının aynı değerde kabul edilmesidir.

Bana sorarsanız mesele hormonlardan çoktan çıktı.

Mesele kadınların kendi bedenleri ve hayatları üzerinde söz sahibi olması.

Bunun adı menopoz tedavisinden çok eşitlik talebi.

Sağlıcakla kalın.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin