Aslında bu filmin konusu siyaset değil.
Siyaset, filmin arka planında işliyor; düşünce planında, film karakterlerinin zihninde.
Filmin asıl konusu insan. İnsanın şekillendirilmesi, yetiştirilmesi, bir amaç hedefinde programlanması.
Filmin sonunda ana kahramanlardan biri olan Aurora’nın ifadesinden de anlaşılır bu: Kendisi bir heykeltıraştır, kızı ise heykel, insan heykeli.
Bu ifadenin bir adım ötesi, insanın kendini yaratıcı yerine koymasıdır. İşin kötü tarafı, buna inanıp öyle davranması, hayatını tanzim etmesidir.
Kızıl Bakire’nin (La Virgen Roja, 2024) işlediği çatışma insanın Tanrı olup olmadığı, faşizm-sosyalizm, özgürlük-tutsaklık.
Oysa genel planda filmin konusu bir anneyle kızıdır.Ama öyle değil.
Anne Aurora, anneden çok heykeltıraş.
Bir insan yaratacak ve bu insan dünyayı değiştirecek.
Konu tanıdık gelmiştir.
Yine dönüp dolaşıp, Modern Prometheus Frankenstein’a geliyoruz.
Acaba Avrupa zihniyeti bu düşünceye neden çakılıp kalmıştır? 1818’de yazılan Modern Prometheus Frankenstein, Batı zihniyetinin yüzyıllar boyunca deneyip gerçekleştiremediği şeyi tekrar tekrar düşünüyor ve deniyor.
Bilindiği üzere ideolojiler de Tanrısız insan yaratma iddiasındadır.
Sonra insanın sadece Tanrı tarafından yaratıldığı gerçeğine toslamak.
Yine de Tanrı’yı inkâr etmek için düşünce akışları dönüp dolaşıp yine insan yaratmaya yani Frankenstein’a geliyor.
Sonra bu yaratık, kendi çirkinliği, çirkinlik dolayısıyla düştüğü yalnızlık yüzünden yaratıcısından intikam almak istiyor.
Yaratıcısından intikam almak için de onun sevdiklerini öldürüyor.
Kızıl Bakire’de de bir dahi olması amacıyla sıkı denetim ve programlamayla yetiştirilen Hildegard en sonunda “yaratıcısı” Aurora’ya isyan eder.
Henüz iş ondan intikam almaya dönüşmeden annesi tarafından öldürülür.
Frankenstein romanında zaten Doktor Victor, ortaya çıkan canavarı öldürmek ister ama buna gücü yetmez.
Kızıl Bakire’de canavar henüz güçlenmeden öldürülür.
Bu film, modernizmin iflas hikâyesidir.
Filmin gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanması dehşet vericidir.
Anne, kızını üç kurşunla öldürdüğüne göre gerçekten kendini anne olarak görmüyor.
Onda yaratma özelliği olduğu gibi öldürme özelliği de var.
Diğer ifadeyle işlediği cinayet kendi olarak tasarladığı yalana uyuyor.
Heykeltıraş da eserinde bir yamukluk gördüğünde onu parçalar.
Buna hakkı vardır.
Aurora da yaratmak istediği eserin yamukluğunu gördüğünde onu öldürüyor. İnandığı yalan bunu gerektiriyor.
O, kafanın Karl Marks, göğsün Friedrich Nietzsche, cinselliğin Sigmund Freud olması gerektiğini savunuyor.
Eserinin bu kalıba uygun hareket etmediğini görünce Hildegard’ı kafasından, göğsünden ve cinsel organından üç kurşunla vurarak öldürüyor.
Mesela sosyalizm de Aurora’nın zihninde sadece bir alet.
Asıl şablon, üç filozofun temsil ettiği dünya görüşünden oluşuyor.
Oysa hızla faşizme kaydığının farkında değil.
Bunu kızı, onun yüzüne vurduğunda, reddediyor. Çünkü despotluğu da kendinde hak olarak görüyor.Peki bir insan, neden böyle bir şey yapar?
Aurora, bir papazdan hamile kalır.
Papaz kızının olduğunu bile bilmez.
Sonra Hildegard’a hayatını adar Aurora.
Kısmen başarıya da ulaşır.
Kız henüz 16 yaşındayken sayısız dil bilir. 16 deneme kitabı yayımlar. 150’ye yakın da makalesi olacaktır.
Tüm bu kitapları 16’yla 18 yaş arasında yazar. 18 yaşında öldürülür.
Ve ismi unutulur.
Günümüzde bu ismi bilen var mı bilmiyorum.
Ben, film dolayısıyla öğrendim.
Hildegard’ın yazdığı kitaplar genellikle aşk, cinsellik, kadın özgürlüğü üzerinedir.
Filmin tartıştığı diğer çatışma da budur: İdeal-gerçek.
Cinsellik tecrübesi olmadan cinsellik üzerine nasıl düşünüyor, hadi düşünmeyi geçtik, nasıl kitap yazıyorsun?
Aşk ve kadın özgürlüğü konularında da böyle.
Anne Aurora bu şekilde sürekli tutarsızlığa düşer.
Tabii kızını da düşürür.
Kendini “yaratıcı” diye konumlandırdığı için bu tutarsızlıkları önemsemez.
Kızı Hildegard içinde uyanan aşk ve cinsellikle annesini çözümler.
O, her şeyi kendisi için istemektedir.
Aurora, bunu da inkâr eder.
Ona göre her şey Hildegard içindir. Çünkü o, çok büyük biri olup dünyayı olması gerektiği şekle dönüştürecektir.
Bu hedef için fedakârlık gerekir.
Kendini feda eder Aurora, bu işe hayatını adar, Hildegard’ın da bu şekilde fedakârlık yapması gerektiğini dayatır.
Ama Hildegard, bu dayatmaya direnir. Âşık olur.
Annesine rağmen aşkı için mücadele eder.
Devrimin aşksız, aşkınsa özgürlüksüz gerçekleşmeyeceğini vurgulaması Aurora’yı yıkar.
Zihnindeki Hildergard adlı insan heykelinde beş büyük çatlağa yol açar.Pepe karakterini öğrendiğimizde Aurora’nın ıstırabını anlamaya başlarız.
Pepe, Aurora’nın yeğenidir.
Onu da Hildegard’ı yetiştirdiği gibi yetiştirir.
Pepe, piyano dâhisidir.
Büyüyüp ünlendiğinde, Pepe üzerinden para kazanacağını anlayan annesi, onu büyütüp eğiten teyzesi Aurora’dan çekip alır.
Bu ayrılık Aurora’da büyük yıkıma neden olur.
Ama projesinden vazgeçmez o.
Yeğenini dahi yaptığı gibi kendi çocuğunu da dahi yapacaktır.
Bir de geçmişte kalan bir aşk acısı vardır Aurora’nın.
Bir denizciye âşık olmuştur.
Onunla evlenmeyi çok istemiştir.
Ama denizci Aurora’yla evlenmemiş, onu terk etmiştir.
Filmde bunun nedenleri anlatılmaz.
Muhtemelen denizci, Aurora’daki despotik yönü fark edip ondan uzaklaşmayı yani özgürlüğü tercih etmiştir.
Bu benim tahminim.
Bu iki büyük kırgınlık, Aurora’da büyük bir hınca yol açar.
Erkeklerden nefret eder.
Dünyanın ters gittiği sonucuna ulaşır. Öyleyse dünyayı değiştirmek lazım.
Modernizmin hastalığı: Dünyayı değiştireceğine inanmak.
Dünyayı değiştirmek için insanı değiştirmek lazım. İnsanı değiştirmek için de onu yeniden yaratmak gerekir.İspanya’da sosyalizm iktidara gelmiştir bu arada.
Ama işçi haklarını, gelir eşitliğini, sosyal ve hukuki hakları tanımamıştır.
Eski düzen, sosyalist parti iktidara gelse de devam etmektedir. Öyleyse anarşist yöntemler devreye sokulmalıdır.
Eski kulağı kesik sosyalistler anarşist olacaklardır.
Hildegard ve sevgilisi Abel de bu harekete katılacaktır. İşte bu noktada Aurora’nın üç kurşunu Hildergard’ın vücudunda patlatması manidardır.
Kızıl Bakire’nin bu şekilde bireysel psikoloji ve hikâyeyi toplumsal olaylar paralelinde işlemesi, yönetmeni Paula Ortiz’in diğer filmlerine yönelik merak uyandırmaktadır.Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.