Kübreviyye tarikatı şeyhi, tarikatın kurucusu Necmeddîn-i Kübrâ’nın halefi, Seyfeddîn Baharzî; Buhara’da ziyaretine gelen Moğol beylerinden Berke’yi kapısında üç gün bekletir. Öfkeli ve kudretli bir bey olan Berke, İbn Haldun’a göre bu duruma sabrederek, Müslümanlara karşı, İslâm’a saygı ve bağlılığını ispat etmiş olur. İbn Haldun’un bu anlatısının yanı sıra diğer tarihçilerin de aktardığı bilgiler bir araya getirildiğinde ortaya tarihin ve talihin ilginç bir cilvesi çıkar:Bu ihtida beraberinde birçok ihtidayı getirecek ve Orta Çağ İslâm âleminin kaderi değişecektir…Cengiz Han, kurduğu büyük Moğol İmparatorluğu'nu, sağlığında dört oğlu arasında taksim etmişti.
Bu paylaşımda, devletin batı kanadı yani Orta Asya içlerinden Karadeniz kıyılarına kadar olan vedenilen kısım, tarihî kaynaklarda geçen orijinal ifadesiyleCuci’nin Cengiz Han’dan erken ölmesiyle beraber onun 18 oğlundan biri olan Batu, Cengiz’in talebiyle, babasının görevini üzerine aldı.
Cuci’nin arkasında bıraktığı topraklara, bu toprakların insanlarına ve kendi hanedanına deniliyordu.
Devletin merkez sayılan doğu kanadı, Cengiz tarafından oğlu Ögeday’a bırakılmıştı.
Cengiz’in 1227 yılında arkasında devasa bir imparatorluk bırakarak ölmesi üzerine, babasının isteği doğrultusunda olarak seçildi. Ülkesini, Cengiz yasalarına göre yöneten Ögeday, devlet yönetimi hususunda kararları, genellikle topladığı kurultaylarla aldı.Rusya Knezlikleri başta olmak üzere birçok devlet itaat altına alındı. 1241 yılında, Moğol adetleri gereği, seferini yarıda kesmek zorunda kalan Batu, İdil Nehri’nin aşağısına dönerek, burada kendi hanlığı için isminde bir şehir kurdu.
Batu, Ögeday’ın ölümünden sonra hanedanın en yaşlı ismi olarak kalmasına ve büyük han olması yönündeki tekliflere rağmen, büyük han olmak istemedi.
Bu devlete, Batu’nun ak çadırının üst kısmı altın yaldızlı olduğu için, Moğolca çadır anlamına gelen Orda kelimesiyle beraber, ismi verilecekti.O yönetimde yerel unsurlardan da faydalandı.Hatta kardeşi Berke’nin Müslüman olmasını memnuniyetle karşılamıştı.Batu Han, 1256 yılında ölünce, tahta önce büyük oğlu Sartak sonra küçük oğlu Ulakçı geçti.
Bu iki kardeşin aynı yıl içinde ölmesi üzerine, Batu ailesinden taht için aday kalmadı.
Kısa süreli bir çekişmenin ardından, Kaynaklarda çocukluğu ve gençliği hakkında neredeyse hiç bilgi bulunmayan Berke, büyük ihtimalle bu dönemde abisi Batu ile beraber hareket etti.
Hanlık öncesi döneme dair onun hakkında; Ögeday’ın ölümünden sonra, büyük han olarak seçilen Güyük ve Mengü’nün kurultaylarına katıldığı, bazı iç çekişmeleri önlediği ve1256 yılında tahta çıkan Berke, ilk olarak ortaya çıkan iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı.
Bunlardan sonra onu bekleyen asıl büyük sorun, İran’da hüküm süren kardeş devlet .
Cengiz Han, sağlığında hanedanına; batıda yapılan istilalarda elde edilen toprakların üçte birinin merkezdeki hana, üçte birinin de Batu ailesine verilmesini söylemişti.
Olası bir savaşa, Güyük’ün ani ölümü engel olmuştu.
Güyük’ün ardından Batu’nun desteğiyle büyük han olan Mengü zamanında, Batu Han Azerbaycan ve Doğu Anadolu üzerindeki haklarını kullanmış, bu bölgelerin vergilerini toplamıştı.
Onun ölümüyle beraber, Mengü tarafından İran ve Arap topraklarını istila etmek için görevlendirilen Hülâgû’nun saldırgan tutumu dengeleri tamamen altüst etmişti.Hülâgû’nun saldırgan faaliyetleri ileride büyük ittifak girişimlerine ve savaşlara neden olacaktı.Mengü bu seferinde Hülâgû’dan terör faaliyetleriyle birçok devlete zarar veren de temizlemesini istemişti.
Büyük bir orduyla yola çıkan Hülâgû, ilk olarak İran’ın istilasını tamamladı.
Ardından Haşhaşilerin merkezi olan ’ne yöneldi. Çok sarp kayalıklara kurulan Alamut Kalesi, birçok kuşatma atlatmıştı.
Hülâgû, ordusundaki mühendislerin tavsiyesiyle kale surlarının diplerini kademeli bir şekilde kazdırmıştı. bu çukurları havaya uçurarak kalenin direnişini büyük oranda kırdı. 1256 yılında, Alamut’u ele geçiren Hülâgû, bundan sonra yönünü Ortadoğu’ya çevirdi.1258 yılında, Bağdat’ı alan Hülagü, burada insanlık tarihinin en büyük kıyımlarından birini gerçekleştirdi.
Abbasi halifesini atlara çiğneterek şehri yerle bir etti.
Onun, Müslümanlara karşı olan bu öfkesinin nedeni tarihçiler arasında hâlâ tartışılmaktadır.
Hülâgû, Gazze şehrine ulaştığında, kardeşi Büyük Han ’nün ölüm haberini aldı.
Taht mücadelesinde yer almak için, burada çok sevdiği yardımcısı Ketboğa komutanlığında bir ordu bırakan Hülâgû, hızla Orta Asya’ya yöneldi.
Geride bıraktığı Duruma çok öfkelenen Hülâgû, intikam sözü vererek, taht kavgasına yoğunlaştı.Bu taht kavgası böylece üç yıl sürecekti.
Bu duruma ek olarak Hülâgû, Güyük Han zamanındaki toprak tartışmasını güncelleyerek Azerbaycan üzerinde hak iddia etti.
Berke’yi hiçe sayan Hülâgû onun tabiiyetinde olan Tebriz’de kendisini han olarak ilan etti.
Azerbaycan’daki Altın Orda Hanlığı’nın vergi memurlarını ve tüccarlarını katlettirdi.
Berke, bunun üzerine Hülâgû’yu ihtar için bir elçilik heyeti gönderdi.
Hülâgû, bu heyetin üyelerini de öldürttü.
Baybars, Hülâgû’ya karşı, Müslüman olduğunu duyduğu Berke ile iletişime geçmişti.
Berke’ye kıymetli hediyeler göndererek onu Hülâgû’ya karşı kışkırtıyordu.
Berke’nin emri üzerine, Azerbaycan’daki çok sayıda Altın Orda bağlısı, Sultan Baybars’a sığındı.
Bu sığınmacılar Memlûk ordusunda ve sarayında çeşitli kademelerde görev aldı. İyice gerilen Berke-Hülâgû kuzenleri arasındaki ipler, büyük hanlık taht mücadelesini Hülâgû’nun desteklediği Kubilay’ın kazanmasıyla tamamen koptu.
Bu paylaşıma göre Anadolu’nun batısı, Konya başkent olmak üzere 2. İzzeddin Keykavus’a bırakılmıştı.
Doğusu ise -Tokat başkent olmak üzere- Rukneddin Kılıçarslan ve onun muhteris veziri Muînuddîn Pervane’ye verilmişti.
Rukneddin, Moğollara sıkı sıkıya bağlıydı. İzzeddin ise hem kardeşinin elindeki toprakları almak hem de Moğolları Anadolu’dan bir şekilde uzaklaştırmak istiyordu. İzzeddin’in kendisine karşı faaliyetlerde bulunduğunu öğrenen Hülâgû, onu cezalandırmak için, üzerine ordu gönderdi.
Moğol ordusunun geldiğini öğrenen 2. İzzeddin Keykavus, daha önce iyi ilişkiler geliştirdiği Bizans’a sığındı.
Beraberinde kalabalık bir Türkmen grubu ile İstanbul’a giden İzzeddin, önceleri iyi bir şekilde ağırlandı. İzzeddin’in yanında gelen Türkmenler, Bizans tarafından Dobruca’ya, çok daha önceleri buraya gelmiş olan Hristiyan Türklerin yanına yerleştirildi.
Dobruca’ya yerleştirilen Türkler arasında, daha sonra ismi Balkanlar'da efsaneleşecek olan Sarı Saltuk da vardı.İzzeddin’in küçük yaştaki oğullarından birisi Hristiyan olarak yetiştirilmek üzere alıkondu.
Diğer aile üyeleri zorlandı.
Onlardan bazıları bunu kabul etmedikleri için öldürüldü.
Aralarında Günümüzde Rusya’da ve Türkiye’de yaşayan, kendilerine has bir dilleri olan isimlerini ondan almışlardır.
Bizans topraklarını talan eden Nogay karşısında direnemeyeceklerini anlayanBerke Han, tüm olan biten olaylar neticesinde büyük bir ordu toplayarak Hülâgû üzerine sefere çıktı.
Berke, Müslüman olan askerlerini, Müslüman olmayan Moğol askerlerini de Hülâgû’nun Cengiz Han’a ihanet ettiği söylemiyle savaşmaya sevk ediyordu.
Burada, Berke’nin yeğeni Nogay’ın son bir saldırısı ile bozulan İlhanlı askerleri, donan Terek Nehri üzerinden kaçmaya çalışırken buzların kırılmasıyla büyük oranda boğuldu.
Hülâgû, savaş meydanından kaçtı.
Tarihçiler savaş meydanını gezen Berke’nin üzüntü ile şöyle söylediğini nakleder:Berke’nin bu zaferi, Moğol kuvvetlerinin üçüncü büyük yenilgileriydi.
Moğollar ilk büyük yenilgilerini ikinci büyük yenilgilerini de karşısında almışlardı.Orduları kısa aralıklarla arka arkaya iki büyük yenilgi alan Hülâgû, 1265 yılında ölünceye kadar daha sakin bir politikaya yönelmek zorunda kaldı.
Berke’nin Tebriz’e bir cami yaptırma isteği ve Abaka’nın Altın Orda’ya karşı Bizans ile ittifaka girişmesi, yeniden iki Moğol hanlığını karşı karşıya getirdi.
Aslında çekişmenin devam etmesinin asıl nedeni yine paylaşılamayan ydı.
Burada hanların katılmadığı sınır çatışmalarında İlhanlılar yenildi.
Kesin bir netice almak için büyük bir ordu toplayan Berke Han, 1266’da Kür Nehri’nin kenarına ulaştığında ölüm meleği de çoktan ona ulaşmıştı. İbn Battûta’nın seyahatnamesinde övgüyle bahsettiği Saray şehrinden bugün geriye sadece az miktarda bir kalıntı kalmıştır.Berke’nin ölümü üzerine, abisi Batu’nun torunu Mengü Timur, Altın Orda tahtına oturdu.
Berke Han’ın ölümü, girişilen Altın Orda-Memlûk-Anadolu Selçuklu ittifakını da akim bıraktı. 2. İzzeddin, Berke’den sonra 13 yıl daha Kırım’da yaşadı ve Anadolu Selçuklu tahtı için herhangi bir faaliyete girişmedi.
Bazı tarihçiler, Dobruca’daki bu Türkmenleri, bugün Balkanlar’da varlıklarını devam ettiren nin atası saymaktadır.
Bu iddiaya göre ismi de ’un bozulmuş şeklidir.Baybars, Berke ve İzzeddin arasında her ne kadar fiilî bir ittifak gerçekleşmese de; uzaktan da olsa beraber hareket eden bu hanlar, İslâm âlemine rahat bir nefes aldırmıştı. Özellikle Berke’nin Hülâgû’ya karşı mücadelesi, Ortadoğu’yu büyük oranda rahatlatmıştı.
Berke ile uğraşmak zorunda kalan Hülâgû, Ayn Calut Savaşı'nın intikamını alma düşüncesini gerçekleştirememişti.Kısıtlı miktarda kaynaktan elde edilen bilgilere göre, samimi dindar bir han olan Berke, Berke’nin Türkistan ile başlattığı ticari-kültürel faaliyetler neticesinde çok sayıda Moğol ve Kıpçak Müslüman olmuştu.
O Cengiz soyundan Müslüman olan ilk isimdi ve onu arkasından birçok han takip edecekti…